VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
14 Temmuz 2016 Perşembe | Anasayfa > Haberler > Konfor mu şefkat mi?
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Konfor mu şefkat mi?

Yatak, hayatımızın yarısını içinde geçirdiğimiz yer. Günün sonunda içine girip huzur bulduğumuz, uyuyup yenilendiğimiz, bazen sevişip bazen savaştığımız, derin hesaplaşmalar yaptığımız en mahrem mekânımız. Fransız sosyolog Jean-Claude Kaufmann “Tek Yatakta İki Kişi” kitabında yatak sırlarını ortaya döküyor.

MİNE AKVERDİ DENKTAŞ



Yatak, kişinin kendisine ilişkin pek çok şeyi açığa vurur... Başka hiçbir yerde birey bu kadar çıplak değildir, kendini en gizli düşüncelere ve hatta kendine itiraf etmeye zor cesaret ettiği düşlere başka hiçbir yerde bu derece vermez. Yatak bizim nihai kozamızdır, işler biraz kötü gittiğinde avunma yerimizdir, sıcaktır, hoştur, ana rahminin bir tür ikamesidir.”

Ünlü Fransız sosyolog Jean-Claude Kaufmann, ömrümüzün yarısını içinde geçirdiğimiz bu vazgeçilmez mekânı işte böyle tanımlıyor. Zira yorgun bir günün sonunda başımızı yastığa gömüp yorganı üstümüze çekerek uykuya dalıp tüy gibi hafifileyivermek, üzgün bir anımızda kendimizi kollarına bırakıp huzur bulmak eşsiz bir histir ve yatak gerçekten de ana rahmine dönüp arınmamızı ve sonra yeniden doğmamızı sağlayan muazzam bir kozadır.

Ancak Kaufmann, “Yatak bireye ilişkin bir sürü şeyi açığa vurur ama çiftle ilgili daha fazlasını ortaya koyar. Yatak en iyi ve en kötü olanın şiddetini artırır; arzu ve reddin en yoğun gerçekleştiği yerdir. Bazen merkezi bir rol oynadığı, tüm mutluluk ve sorunların bir süre yatağın çevresinde yaşandığı da olur,” diyerek asıl konuya geliyor. Ve “Tek Yatakta İki Kişi - Geceleyin Yaşanan Tatlı Savaş” adlı kitabında yatağın çiftlerin hayatındaki yerine, yatakta geçirilen zaman, yatak alışkanlıkları, yatak problemleri gibi bir çok şeyin ilişkiler üzerindeki etkisine odaklanıyor.

Günlük hayattaki sıradan olaylar ve nesneler üzerinden sosyolojik analizlere yelken açmayı seven Kaufmann, “Tek Yatakta İki Kişi” kitabında çok sayıda tanıklıktan da yola çıkarak eğlenceli bir dille bu kez yatak sırlarını ortaya döküyor.

Hem sevişme, hem savaş alanı
İnsanın sevdiği biriyle yatağı paylaşması ve birlikte uyuması, hiç şüphesiz aşk, sevgi, tutku, şefkat ve güvenin bir arada yaşandığı, iki kişinin bir bütün olduğu muhteşem bir deneyimdir, taa ki çiftlerden biri horlayana, tekmeleyene, diğerini ittirip tüm yatağı kaplayana veya örtünün tamamını kendi üzerine çekene kadar! “Yatak, o tatlı koza, öncelikle birbirini arzulayan bedenlerindir. Ama yalnızca onların değildir. Bir bütün olma isteği tenin çok ötesindedir; bir bütün olan mahremiyetler, aynı zamanda düşlerin, duyguların, kendisine ve dünyaya dair vizyonların mahremiyetleridir,” diye tanımlıyor bu bütünleşmeyi Kaufmann. Kitabı için topladığı tanıklıklardan birinde Claire adlı bir katılımcı da onu doğruluyor: “İlk yıllar, cinsellik ve yakınlıkla aynı anlama gelen bu yatakta diğeriyle şehvetli, ten tene bir ilişki içinde olunuyor. Yatak o zaman bir ‘oyun alanı’ ve o çok büyük yakınlığın bir uzantısı oluyor... Ayrıca bazı hassas konuların görüşülebildiği özel bir sohbet yeri: Yakınlık, kısık ve yumuşak ses, göz göze bakma, bedenlerin iç içe geçmiş kokusu, sanki bu ortamda mesaj daha iyi anlaşılabilecekmiş gibi gelir.”

Ancak bu müthiş bütünleşme her zaman güllük gülistanlık bir tablo oluşturmuyor. Çünkü Kaufmann’a göre yatak, aşktan kaynaklanan bir yakınlık arzusu ile kişisel konfor isteği arasında sürekli bir çatışmanın yaşandığı bir yer. Yani hem sevişme hem de savaşma alanı. Nitekim, “Kuşkusuz aşk hayali büyüktür, çok büyük,” diyor Kaufmann ve ekliyor: “Ama uyku tehlikeye girdiğinde, dünyada başka hiçbir şey yokmuş gibi görünür.” Kitaptaki tanıklıklarda “İlişkinin başında sarmaş dolaştık ama zamanla...” diye başlayan çok sayıda cümle durumu ortaya koyuyor. Kaufmann: “İlk zamanlar geçtikten sonra karşı konulmaz bir kişisel rahatlık isteği yavaş yavaş yerleşir” diyor. Sevgili horladığında, yatakta çok hareket ettiğinde, tekmeler attığında, buz gibi ayakları olduğunda, çok geç yattığında, siz soğuktan titrerken sıcak bastığından yakındığında, bir yandan diğer yana dönerken hava akımına yol açtığında, yatağın büyük bölümünü kaplayıp sizi sıkıştırdığında, örtünün tamamını kendine çekip üstünüzü açtığında, giysilerini şekilsiz bir yığın halinde bıraktığında, ışığı açık tuttuğunda, yatakta telefon veya tabletine baktığında veya uyurken dişlerini gıcırdattığında birden bire korkunç bir düşmana dönüşebiliyor. Eşiyle aynı yatakta 13 yıl geçirdikten sonra yaşanan değişimi şöyle özetliyor Claire: “Bir zaman sonra yataktaki kişi, eşimiz, sevgilimiz, tüm yeri işgal eden, örtüleri alan ve bizi gece uyandıran bir istilacı, iyi uyumamızı engelleyen, etkisiz kılınması gereken bir düşman haline geliyor.”

Birkaç santimetre için edilen sessiz kavgalar
Peki birlikte uyuyan kişilerin bu farklı alışkanlıkları bir araya getirip ortak bir uyum geliştirmeleri nasıl mümkün olur?
“Biriyle birlikte uyumak, ustalıklı adaptasyonlar ve büyük bir aşk gerektiren bir sanattır,” diyor Kaufmann. “Bireysel özerkliğe dayanan günümüz toplumundaki eğilim her zaman her yerde daha fazla kişisel alan aramaktır. Birkaç santimetre kazanmak için yatakta ne sessiz kavgalar verilir. Çiftler çok geniş yatakları, hatta ayrı odaları giderek daha fazla hayal eder. Bununla birlikte birey kafasında aşk devrimini yaptığında bu alan savaşı aniden ortadan kalkar.” Kaufmann’ın aşk devrimi tabiri aşk ve sevgiyle kişilerin dönüşmesi ve algılarının değişmesi anlamını taşıyor: “Zamanla mekânları büyülü yerlere dönüştüren ve rahatsızlıkları maskeleyen tutkulu bütünleşme artık sadece ara sıra kedini gösterir ve yerini yeni bir aşk ilişkisi tipine bırakır. Şimdi eşlerin, her birinin kişisel rahatlık alanının gelişmesine olanak veren bir şefkat ve suç ortaklığı evrenini yaratabilmeleri gerekir. Titiz ve ustalıklı bir çalışma gereklidir, özellikle de yatakta.”

Burada anahtar kelimeler ise değişim, arabuluculuk ve koordinasyon: “Yatakta hissettiklerimizde gerçekten de mantık altüst olur; büyük olan küçük gelebilir, küçük olan büyük gelebilir! Çok büyük bir algı çeşitliliği vardır ve görmüş olduğumuz gibi insanların birbirlerini anlamamalarına yol açabilir. Çeşitlilik vardır ama ayrıca değişim de vardır. Çünkü iç dünyamızda yakınlık isteği ile mesafe isteği arasında gidip geliriz, ki bu da az huzursuz edici değildir. Ama biz değişmez kanılar özerine oturmuş sabit kütleler değiliz, anlık isteklere göre yakınlık ve mesafe arasında arabuluculuk yapabiliriz,” diyor ünlü sosyolog. Konuştuğu katılımcılara bakılırsa araya mesafe koyup sırt sırta uyumak ama yine de elleri veya ayakları birbirine değdirmek, iki ayrı yatak örtüsü kullanmak, yatağı büyütmek, haftada bir-iki kez ayrı yatakta yatmak gibi sayısız farklı çözüm üretmek mümkün. Zira birbirini seven çiftler her daim bir yolunu buluyor: “Çiftler koca bir algılar, zaman ve mekan ilişkileri evrenini altüst etmekten ibaret olan bu zorlu aşamayı geçmeyi başarır. Bazen farkına bile varmadan bunu yaparlar! Eşler arasındaki ilişkiler üzerine 30 yıllık araştırmadan sonra bu kendiliğinden gelişen sanattaki devasa yaratıcılığa gitgide daha fazla hayranlık duyuyorum.”


Yatakta bizi en çok ne rahatsız ediyor?
Eşler birlikte uyuduğunda ortaya çıkan en rahatsız edici şeylerin başında horlama geliyor. Çiftlerin yüzde 42’si horlamadan şikayetçi. “Horultular belirli bir ses düzeyini aştıktan sonra, iki kişinin birlikte uyuma biçiminde büyük altüst oluşlara sebep olabilir. Bununla birlikte nesnel gürültü düzeyi tek başına belirleyici değildir. Çünkü aşk algıyı değiştirir, rahatsız edici olabilecek bir şeyi hoşa giden bir sese dönüştürür. Karısının ‘çok yumuşak ve kadınsı’ bir horlaması olduğunu düşünen adamın durumu budur,” diyor Kaufmann ve ekliyor: “Horlayanlar; erkeklerin yüzde 60’ına, kadınlarınsa yüzde 40’ına tekabül eder ve durum 35 yaşından sonra çok daha sık görülür. Çiftlerde bir horlama problemi olduğunda bundan bahsetmek genellikle güçtür. Sadece şakayla karışık konuşulur. Bu iletişim güçlüğü erkekler için de kadınlar için de eşit derecede geçerlidir. Kuşkusuz erkekler, kadınlara kıyasla daha sık ve daha güçlü horlarlar. Ama öte yandan erkekler horlama konusunda daha hoşgörüsüzdür.” Yatakta bizi en çok rahatsız edenler arasında eşlerden birinin örtüyü çekip alması yüzde 14 ile ikinci, yatağın büyük bölümünü kaplaması ise yüzde 9 ile üçüncü sırada. Eşlerden birinin sürekli hareket etmesi (yüzde 8) ve diş gıcırdatma veya uykuda konuşma gibi uykuda çıkarılan sesler (yüzde 7) de listede yerini alıyor.


Popüler sosyolog: Jean Claude Kaufmann
On dört yıl önce yayımladığı ve kadın-erkek ilişkilerinde birlikte geçirilen ilk gecenin sabahını tanıklıklar eşliğinde mercek altına alan kitabı “La Premier Matin (İlk Sabah)” bestseller statüsüne ulaşınca şöhreti yakalamıştı Fransız sosyolog ve yazar Jean Claude Kaufmann. 1977’den beri Fransa’daki Ulusal Bilimsel Araştırmalar Merkezi (CNRS)’nde eğitim veren altmış sekiz yaşındaki ünlü sosyoloğun, insanların üzerinde fazla düşünmediği sıradan olaylar, günlük hayatın bir parçası olan sıradan nesneler üzerinden sosyolojik çıkarımlar yapan kitapları on beş dile çevrildi.

Yatakta tablet ve telefon, cinselliği bitiriyor
“Evin içindeki ekranlar (televizyonlar, tabletler, akıllı telefonlar) çoğalıyor ve giderek herkes kendi köşesinde hoşuna giden şeyi izliyor. Herkesin ekranı kendine. İtiraf edilmesi güç ama artık herkesin kanepesi, sevdiği koltuğu, hatta yatağı da kendine. Yatakta dahi ekranlar kişiselleşiyor... Davranışların bireyselleşmesi, parçalama işlemini onarılmaz bir şekilde sürdürüyor. Oysa ortak yatakta ayrı ekranlar cinsellik için pek de iyi değil gibi görünüyor. Nitekim 2012 yılında Büyük Britanya’da broadbandchoices.co.uk tarafından 2000 kişiyle yapılan bir araştırmada, bu pratiğin, anket yapılan kişilerin yarısı için uyuma saatini ciddi şekilde geciktirdiği ve yüzde 15’inin cinsel ilişkilerinde belirgin bir azalmaya sebep olduğu saptandı.”


Paylaş

İtimatGaliba en iyisi bir çırpıda söylemek. Doktorların yaptığı gibi. Ekim’den beri kanser tedavisi görüyorum ve biraz daha yolum var.

Devam
15 Eylül 2017 Yıl : 13
Sayfa : 163