VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
22 Kasım 2009 Pazar | Anasayfa > Haberler > Korkak insan gözünü daha çok kırpar
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Korkak insan gözünü daha çok kırpar

Hakan Günday, yeni romanı ""Ziyan""da bir tabuyu, askerliği sorguluyor.

Canan Hatiboğlu

-"Ziyan"da bedeninden ziyade ruhu donmak üzere olan bir adam, bir asker anlatılıyor. Karakterin ruhunu donmaya götüren sebepler neydi?

Korku ve çaresizlik. Korkunun şöyle bir tarafı var: Korku insana pek çok şey yaptırır, çaresizlik de öyle... Korkmak bazen anormal bir cesarete de dönüşebilir. Bu trombolinde zıplamaya benzer. Cesaret sizi hep daha yükseğe fırlatır, ancak korku tarafına düşerseniz öyle bir derine düşersiniz ki cehennem de aşağıdadır. Evet, askerin ruhunun donmasının sebeplerinden biri de korkudur. Kişi korkunca kendisini daha iyi hissettiği günleri hatırlar. Siz sürekli gözünüz arkada yaşarsanız, elbette düşersiniz.

-Bu cesaret farkındalık sağlar mı? En nihayetinde romanda adı olmayan karakteriniz bir asker. Ondan"Ekber"in askeri" diye bahsediliyor. Yani otoritesini korkuyla sağlayan birinin yanında. Korku, farkındalık yaratır mı?

-Korkan insan kalabalığın içinde artık yaralı bir vücutla gezdiği için daha hassas olacaktır. Dolayısıyla tabii ki korku farkındalığı getirir ve insan farkında olduğu için korkar. Farkında olmadığınız tehlikelerden korkamazsınız. Ancak tabii bir tehlike radarına dönüşür korkak adam. Çünkü akıl dediğimiz muazzam et parçası öyle korkunçluklarla dolabilir ki bunların gerçekten yanımızda oturuyor olmasına da gerek yok. Evet, korkak insan daha çok farkında oluyor. Korkak insan gözünü daha çok kırpar. Her şey onu daha çok rahatsız eder.


-Romanda Atatürk"e suikast düzenleyen Ziya Hurşit"in de hayaleti var...

-Atatürk"ün öldürülmesi aslında askerin en az düşündüğü konudur. Atatürk"ü öldürmek bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak onun için son nokta. Böylesi bir suikast onun için bırak tüylerini diken diken etmeyi iç organlarının yerlerini değiştirecek kadar korkunç ve korku verici bir olay. Ancak hem gündelik hayatında korkuyor, hem de Ziya Hurşit"in anlattıklarından korkuyor. Çünkü kendi ruhu çok korkunç şeyler anlatıyor. Çok korkunç bir şey yaptığını söylüyor. Atatürk"ü öldürmeye teşebbüs ediyorsun. Dolayısıyla bütün bunları okuyan çıkaracaktır. Neden böyle bir ilişki olduğunu; bunun neden bu kadar büyük bir korku olduğunu…

-Ordu kitabınızda büyük yer tutuyor, nitekim karakteriniz askerlik kurumunu sorguluyor. Erkekler arasında askerliğe karşı tavır farkında olmamak mı, bilip de susmak mı yoksa görmezden gelmek mi?

-Ordu çok geniş bir konu. Çünkü 1980, 1985, 1975 doğumlu askerliğini yapmış yapacak olan birçok erkeğin içine doğduğu ülke ve şartlar bu konuyu sorgulamasını kesinlikle mümkün kılmaz. Çünkü bu hem gelenekle alakalıdır hem aileyle hem de gazeteyi açıp her gün gördüğünüz şeylerle alakalıdır. Bilip susmak, bütün bunların farkında olmak o kadar derin değildir erkeğin düşüncesi orduya ve askerliğe dair... İnanç gibi gelir yerleşir ve sonra birden kendinizi gayet normal bir iş yapıyormuş gibi kamuflajlar içinde bulursunuz. Velhasıl bu dönemlerinde büyük acılar çekenler de sonrasında bunu gülerek anlatırlar. Ya da konu kapansın diye susarak beklerler, çünkü çarptıkları vatanseverlik duvarı kendilerinden yaklaşık bin yıl önce inşaa edilmiştir. Halbuki onun yaşı sadece yirmidir. Arada böyle bir fark olunca kimin kafası kırılır? Duvar mı, adam mı? Bunda yapacak bir şey yok.

-Askerliğinizi uzun dönem ve Muş"ta yapmanız karakteriniz üzerinde ne kadar etkili oldu? Romanınızın ne kadarı gerçeklik ne kadarı kurgu?

-Eğer halen varolan bir sistem üzerine yazıyorsanız, o zaman şu durum var: Yüzde 100"ü gerçek de olabilir yüzde 100"ü kurgu da... Ancak bu ne yazık ki cevaplanamayacak sorulardan birisidir. Bir romanı yazarken asla düşünmezsiniz kurgu mu, yoksa gerçek mi diye... Ama siz bunları yazarken ne kadar istemeseniz de ne kadar ayırmaya çalışsanız da bir süre sonra farkedersiniz ki her şey içinize işlemiş. Onun için insan hiçbir bilgi sahibi olmadığı konu hakkında da roman yazabilir, hayatını da yazabilir. Ama bu biyografi değil. Ama şunu söylüyorum hala varolan düzeni soruyorsanız bu gerçek olabilir.

Paylaş