VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
14 Ocak 2014 Salı | Anasayfa > Haberler > Korkusuz yaşanmaz ama korkular denetlenebilir
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Korkusuz yaşanmaz ama korkular denetlenebilir

Prof. Dr. Özcan Köknel’in Remzi Kitabevi’nden çıkan “Kaygıdan Korkuya” kitabı kaygılardan kurtulmak, korkularla başa çıkmak ve elbette kaygı ve korkuların mutluluğun önüne geçmesini önlemenin yollarını gösteriyor.

Kitabı okurken bir korku sarmalının içinde olduğumuz gerçeğiyle yüzleşiyoruz. Korkusuz yaşayamıyor muyuz?
Kaygı, elem doğrultusunda artmış duygu durumudur. Genel olarak insanlar kaygıyı gelecekte kötü, olumsuz bir beklenti olarak duyumsarlar. Bebek doğduğunda, ruhsal yaşantısında yer alan, ölüm, yok olma kaygısı kişiliğin gelişmesinde, olgunlaşmasında rol oynayan ruhsal bir güç, temel güdü olarak kullanılır. Kaygı bebeğin, çocuğun, gencin, insanın içinde yaşadığı ortak toplumsal ortamdan, kültürden gelen iletilerle kavramlara dönüşür. Kavramlar, başka bir deyişle kaygının korkuya dönüşmesi, bebeğin, çocuğun, gencin, insanın içinde yaşadığı toplumsal kültürle bağlantılıdır. Önemli olan kaygıyı korkuya dönüştürmeyen bir kültür yapısını oluşturmaktır. Korkular yaşanılan çağın ve kültürün etkisi altında biçim ve renk kazanır. Altı yüze yakın korku içeriği bu durumu doğrular. Yaşanılan çağa ve kültüre göre korkunun içeriği oluşur. Bu nedenle korkusuz yaşanmaz. Ancak korkular denetlenebilir.

Sorunların üstüne gitmek, yüzleşmek korku ve kaygılardan kurtulmak için önemli bir adım değil mi? Ve elbette korkuyu beceriye, yeteneğe dönüştürmek...
Kaygı ve korkularla baş etmek, olumsuz duygulardan, düşüncelerden kurtulmak için, önce bu durumu fark etmek önerilere uymak gereklidir. Bu kabul edişin sonrasında olumsuz düşünce zincirinin kırılması gerekiyor. Kişi olumsuz duygusallıkla birtakım davranışlara girer, öfkelenir, bağırır, kavga eder. Düşünce-duygu-davranış gelişmesinde olumsuz davranışa gitmemek için önce sıfır noktasına ulaşıp, yani nötr olup sakinliği yaşamalıyız. Olumlu düşünmek için yaşamımızın memnun olmadığımız alanlarıyla ilgili düşüncelerimizi tespit etmek gereklidir. Yaşamımızın niteliklerini kişiliğimiz belirler. Değişimin basamak basamak zorlaştığını görmek mümkündür. Bir alışkanlığı ya da kişiliği değiştirmek, düşünceleri duyguları değiştirmekten daha zordur. Ancak düşüncelerini değiştirmeyi başaranların yaşamlarının da zincir doğrultusunda değiştiği görülür. İkinci adım, mutsuz olduğumuz zamanla ilgili (iş, özel yaşam, okul gibi) olumsuz düşüncelerin altını çizmektir. Üçüncü adım bu olumsuz düşünceyi, içsel direnç oluşturmaksızın olumluya çevirmektir. Bu belki de en zor adımdır. Bunun için programlama tekniklerinden yararlanılması daha etkili ve hızlı sonuçlar doğuracaktır. Böylelikle ilk olarak düşünce değiştirilir. Düşüncenin değişip kuvvetlenmesiyle, zincir yukarıda belirtildiği gibi ister istemez değişecek ve kişi bu durumda duygularının, davranışlarının ve alışkanlıklarının değiştiğini fark edecektir.


ENERJİNİZİ ZİYAN ETMEYİN
Panik atağın ortaya çıkış biçimleri ve bu problemin bireyin hayatındaki etkileri hasta öyküleri eşliğinde yer alıyor kitapta ve tavsiyeleriniz var. Birkaçını burada sayar mısınız?

Kaygı bozukluğu ve panik nöbetiyle baş etme insanın kendi duygu ve düşüncelerini tanıması, kabul etmesi, bunlardan enerji, güç üretmesiyle olasıdır. Bu nedenle enerjinizi, gücünüzü zararınıza kullanmayın, ziyan etmeyin.
“Çocukluklarında dokunulmayan, okşanarak sevilmeyen çocuklarda korkular görülür” diyorsunuz...
İlgi ve sevgi insan insana ilişkinin özüdür, temelidir. Ancak ilgi ve sevginin sözle değil duygu, düşünce, tutum, davranış, eylem olarak yansıtılması gereklidir. İlgi ve sevgiyi yansıtan kavramlar bütün insanlara özellikle çocuklara, gençlere mutluluk verir. İlgi ve sevgi beş duyu organından birinin, ikisinin ya da hepsinin algıladığı iletilerle kazanılır. Dokunma da bunlardan biridir.
Tüketim çılgınlığına gelelim. Tüketme güdüsü insanı da mı tüketiyor?
Var olmak yerine varlıklı olmak özentisi medyanın ve reklamların etkisiyle tüketim çılgınlığına dönüşmüştür. Bu durumu yaşayan insan, gelir sağlamak amacıyla atılımlar yapar, girişimde bulunur, olanak arar. Bunların sonuçsuz kalması umutsuzluğu, karamsarlığı, kötümserliği arttırır. Günlük yaşamdan, gelecekten kaygı duyar, korkar. Bu durumda olmaktan utanır. Onu bu duruma düşürenlere içerler, öfkelenir. Aile içinde, eşinin ve çocuklarını karşısında kendini beceriksiz, güçsüz, yetersiz görür. Öz saygısını ve güven duygusunu yitirir. Bulunduğu aile, yakın ve uzak çevre içinde başkalarıyla sağlıklı ilişki ve iletişim kuramaz. Toplumla birleşip, bütünleşemez. Toplumsal ortak davranış kalıplarına karşı duyarsız, ilgisiz kalır ya da olumsuz tepki verir. Bu durumda insan ya ruhsal bunalıma düşer ya da ahlakdışı, yasadışı yollarla geçimini sağlamaya çalışır. Geçimini ahlakdışı, yasadışı yollarla sağlayan insanın toplumdaki durumu sarsılır. Toplumda oynadığı rol, bulunduğu yer değişir, toplumsal saygınlığı, siyasal gücü silinir. Her gün görüntülü ve yazılı basında bu insanların sayısız örnekleri yer almaktadır.

Spor yapmak benim için bir terapi. Yoga ve nefes teknikleri de... Kitapta bunlardan da bahsediyorsunuz. Siz korku ve kaygılarınızla nasıl mücadele ediyorsunuz?
“Kaygıdan Korkuya” kitabında aktardığım gibi 15 yaşında denizde boğulma tehlikesi geçirdim, korktum. Ancak korkunun üstüne gittim. İyi yüzme öğrendim. Yüzme kulübüne girdim. Böylece gençlik çağında üstüne gitme yolunu kullandım, başardım. Bu durum bütün yaşantımı etkiledi, bedensel gücümü doğru tanıyıp, değerlendirerek, becerimi, yeteneğimi bilerek günlük yaşantıda karşılaştığım engelleri aştım. Sorunları çözdüm. Bedensel ruhsal özelliklerini bilen, tanıyan insan yaşadığı doğal, toplumsal ortamda savaşacağı, kaçacağı uyum zorunda olduğu durumlara göre davranışını, tutumunu, eylemini düzenleyebilir.

Kaygıdan KorkuyaKaygıdan Korkuya

Özcan Köknel

Detay için tıklayın

Paylaş

Bir VatanKitap’ın perde arkasıBu ay üç özel röportajla çıkıyoruz okur karşısına. Bunlardan ilki Türk tiyatro tarihine sahneleye çıkan ilk kadın oyuncu Afife Jale'nin yaşamını romanlaştıran Osman Balcıgil'le bu büyük değer üzerine Ece Erol'un yaptığı şöyleşi oldu. Diğer bir özel röportajımızı Cemre Nur Meleke, Aslı Perker'le yeni romanı Flamingolar Pembedir üzerine gerçekleştirdi. Sinemaya da uyarlanan Kocan Kadar Konuş kitabıyla büyük çıkış yakalayan Şebnem Burcuoğlu ise özlenen sıcak mahalle özlemimizi, Cemal Süreya'ya gönderme yaparak Cemal ve Süreyya aşkı üzerinden giderdiği yeni romanı Süreya Kuaför Salonunu anlattı.

Devam