VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
15 Ocak 2018 Pazartesi | Anasayfa > Haberler > Korkuyla mizahın buluştuğu bir hikâye: Öbürküler
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Korkuyla mizahın buluştuğu bir hikâye: Öbürküler

Mahir Ünsal Eriş, Fahrettin Bey ve ailesi üzerinden hem geleneksel Türk aile yapısını, hem 60’ların Türkiye’sini hem de göç ve darbeleri anlatıyor “Öbürküler”de.

MERVE AKINCI ALMAZ




Diğer kitaplarınıza göre farklı bir tema ve teknik kullanıyorsunuz Öbürküler’de. Fikrin çıkış noktasını, kitabın yazım sürecini öğrenebilir miyiz?
“Öbürküler” biraz, tabiri caizse, Kutlukhan Perker’in ricası üzerine yazıldı. Kafasında bir “Perker ve Arkadaşları” dizisi hazırlama planı vardı. İlk kitabı Zülfü Livaneli ile hazırladılar. İkincisi benimle oldu, şimdi de Ece Temelkuran’la kitapları çıktı. Benim aklımda olan ama bir türlü el erdirip de yazamadığım bir hikâyeydi “Öbürküler”. Perker vesile oldu denebilir. İyi ki de oldu.

Türkiye’nin 60’lı yıllarını ve insanlarını anlatıyorsunuz. Kitapta ilk dikkat çeken şey, döneme ve karakterlere uygun bir dil kurmanız. Çok başarılı, çok gerçekçi. Dil ve üslubu oluştururken nelere dikkat ettiniz, faydalandığınız dönem eserleri/yazarları oldu mu?
Bir şey yazarken ona has bir dil kurmayı çok önemsiyorum. Bunu yazarken de çok özen göstermeye gayret ettim. Edebiyattan, dönemin gazete ve mecmualarından olduğu kadar siyah beyaz Yeşilçam filmlerinden de epey beslendim diyebilirim sanırım.

Bölümleri Refik Halid Karay ve Hüseyin Rahmi Gürpınar’a ithaf ediyorsunuz. Öbürküler’in dil ve dünyası da onları anıştırıyor. Bu iki yazardan tam olarak ne anlamda faydalandınız ya da faydalandınız mı?
Her ikisi de benim çok sevdiğim, çok ayrı bir yere koyduğum, değeri tartışılmaz yazarlar. Elbette okur olarak da yazmaya heves etmiş biri olarak da onlardan öğrendiklerin, kazandıkların çoktur. Ancak “Öbürküler”in dilini kurarken tam olarak onları rehber aldım desem pek inandırıcı olmaz. Çünkü 60’lar, onlar için biraz geç bir zaman. Yine de bu iki yazarın Türkçeye ve kendi özelimde söyleyeyim, Türkçeme katkıları çok ama çok büyüktür.

Romanınızda “tip” olduğunu düşünüyorum. Aşina olduğumuz tipler üstelik. Özellikle Fevziye hemen hepimizin hayatında bir kez olsun karşılaştığı, hurafelerle yetişen/yaşayan, gelenekçi biri. Bu tiplerin çıkış noktası neresi, birilerinden esinlendiğinizi söyleyebilir miyiz?
Bu konuda pek sizinle aynı fikirde olduğumu söyleyemem açıkçası. Bence tipten daha çok karakterler var hikâyenin bütününde. Üstelik bu karakterleri derinleştirmek için epey de çabaladım. Kimseden esinlendim diyemem, tamamı kurmaca insanlar. Ama küçük bir dünyada yaşıyoruz, karşılaşılması imkânsız insanlar değiller bence.

Türkiye’nin bir dönemini anlatırken siyasi bir amaç gütmediğiniz ortada. Ülke panoraması bir fon sağlıyor yalnızca; öncelikli amacınız dönem ve koşulları değil. Ancak yine de neden bu dönemi anlatmak istediğinizi, bir yazarın bu tarz dönem ve karakterlerini nasıl konumlandırması gerektiğini, sizde bu sürecin nasıl işlediğini sormak istiyorum.
Fiziksel olarak tanık olmadığım, olamayacağım, birebir deneyimlerle beseleyerek anlatamayacağım bir zamanı yazmanın, yazma uğraşım açısından meydan okuyan bir yanı olduğunu düşündüm. Tabii bu bir kendime meydan okuma. Yazdığım her şeyde, bir öncekinin üstüne en azından bir küçük taş dahi koyabilmiş olmayı çok önemsiyorum. Bu nedenle “Öbürküler”de daha önceki kitaplarımda yapmadığım bir şeyi denemeye çalıştım. Oldu mu bilmem ama benim içime sindiğini söyleyebilirim. Öte yandan, sorunuzun ikinci kısmına gelecek olursam, yaşadığımız ülkede hemen her dönem başka bir siyasi çalkantıya denk düştüğü için, anlattığımız bir hikâyenin de bundan nasibini almaması mümkün değil elbette. “Öbürküler”de de öyle oldu.

Paylaş

Yeni sayı yeni heyecanBu ay kapağımıza Türk edebiyatının yaşayan en büyük yazarlarından Selim İleri'yi aldık. Selim İleri, edebiyatta 51 yılı geride bıraktı ve bu yıl karşımıza iki yeni romanla çıktı.

Devam