VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
14 Mayıs 2014 Çarşamba | Anasayfa > Haberler > Körler ülkesinden aydınlığın beşiğine
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Körler ülkesinden aydınlığın beşiğine

İskeleleri, çarşısı, Moda’sı ve Boğa’sı ve samimi havasıyla İstanbul’un eşsiz semti Kadıköy tarihi boyunca Körler Ülkesi, huzur beldesi, sayfiye yeri, kentli entelektüel semti ve aydınlanmanın beşiği gibi sıfatlarla anıldı. Şimdilerdeyse kalabalıkların akın ettiği bir cazibe noktası. Tamer Kütükçü, “Kadıköy’ün Kitabı”nda bu güzel semtin portresini çiziyor.

MİNE AKVERDİ DENKTAŞ


Kadıköy şu anda İstanbul'un, hatta tüm Türkiye'nin en medeni, en ışıltılı ve en gözde yeri! Çok mu iddialı oldu? Oysa şimdilerde Kadıköy'a şöyle bir uzanıp kalabalık sokaklarını arşınlarken kısa bir gözlem yaptığınızda aksini düşünmeniz mümkün değil. Birbiri ardına açılarak sakin Kadıköy sokaklarını şenlendiren renkli mekanları, hızlı bir dönüşümle hem çarşı hem de meyhaneler sokağı haline gelen, modern ve Batılı kesimin kurtarılmış bölge ilan ettiği Kadıköy çarşısı, Gezi olayları sonrası keyfi kaçan Taksim, Beyoğlu, Cihangir sakinlerinin akın etmesiyle fiyatları resmen üçe katlanıp tavan yapan evleri, Kadıköy sokaklarını arşınlayan tarz sahibi ve havalı Avrupai kalabalığı, Avrupa Yakası gece hayatıyla yarışacak taze konser salonları, barları, restoranları ve eğlence mekanları, haklarını ve özgürlüklerini savunmak uğruna her fırsatta Boğa'da toplanıp protesto yürüyüşleri yapan medeni halkı, yaşadıkları mahalleyi, doğayı ve hayvanları korumak için el ele verip çalışan dernekleri, forumları, mahalle evleri, kent dayanışmalar …

Hepsi aynı şeye işaret ediyor: Kadıköy şimdilerde sunduğu ideal yaşam ortamıyla bugüne kadarki en popüler, en hareketli, en parlak günlerini yaşıyor.
Kadıköy'ün binyıllara yayılan tarihine bakılırsa bu büyük popülarite uzun yıllar boyu süren bir değişim ve gelişimin ürünü. Nitekim bugün Avrupa yakasından insanların koşarcasına akın ettiği Kadıköy, Bizans döneminde, güzelliği ve stratejik konumuyla mücevher gibi parlayan tarihi yarımada dururken onu es geçip karşı kıyısına yerleşenlerin kurduğu bir "körler ülkesi" olarak anılıyordu.


Avrupa yakası karşısında hep ikinci sırada kalmak yüzyıllar boyunca Kadıköy'ün daimi kaderi olmuştu. Ama Kadıköy yıllar içinde bir gül gibi katmer katmer açtı, ve şimdi zirveye ulaştı.
Türk edebiyatı ve musikisi üzerine kaleme aldığı çalışmalarıyla tanınan araştırmacı yazar Tamer Kütükçü'nün imzasını taşıyan, Ötüken etiketli "Kadıköy'ün Kitabı" yüzyıllar öncesinden günümüze uzanan bir Kadıköy portresi orta koyarken işte bu değişimi gözler önüne seren bir çalışma. İşte karşınızda Kadıköy'ün hikayesi …
"Kadıköy'ün Kitabı"na göre yaygın inanış buraya ilk yerleşimin MÖ 685'te Dor kökenli bir Yunan kolonisi olan Megaralılar tarafından gerçekleştirildiği yönünde. Ancak Kadıköy'ün en eski yerleşim yeri olan Fikirtepe'de yapılan kazılar Khalkedon'da (veya Halkedon, Fenikece Yeni Şehir) yaşamın MÖ 4000 - MÖ 3000 yılları arasında başladığını söylüyor. Ancak Kütükçü'ye göre binyıllar geçse de, "Körler Ülkesi" Khalkedon'un kaderi hep aynıydı: Boğazın diğer kıyısındaki "asıl şehir"in karşısında hep daha mütvazı daha ikincil bir konumda kalmak. Khalkedon'un kendi içine kapalı ve durağan hali yalnız Bizans döneminde değil Osmanlı döneminde de değişmedi.

Ancak Tamer Kütükçü'nün yorumuna göre bu "az gelişmişlik" Kadıköy'ü tarih boyunca doğanın, doğalın, huzurun, sükunun öne çıktığı bir yer olarak da tescillemiş oldu. "Nitekim bölge daha İstanbul'un fethinden sonra Fatih Sultan Mehmed'in dikkatindeydi. Fatih Sultan Mehmed, Halkedonya'ya güvendiği bir isim olan Kadı Hızır Bey'i atayacak, bu eylemiyle de - farkında bile olmadan- bölgenin günümüze kadar ulaşan adının banisi olacaktı." Hızır Bey'in tarım bölgesi olan Khalkedon'u bahçelerle donatarak estetik bir güzellik kazandırdı. Aynı hedefi benimseyen II. Beyazıd, Fenerbahçe'ye bir saray yaptırdı. IV. Murad zamanında Kadıköyü artık sarayları, bağ ve bahçeleriyle meşhur olmuştu. Çoğu balıkçılıkla uğraşan Rumlar'ın bulunduğu merkezi, daha içerde tarımla uğraşan Türk köyleri Merdivenköy, Göztepe, Erenköy'ü ve 18. yüzyıl başında Lale Devri'yle önem kazanan Haydarpaşa, Yoğurtçu, Moda, Kuşdili ve Uzançayır'ıyla burası yine bir "huzur beldesi"ydi.


Ahiretten ziyade dünyaya yakın
Kadıköy'ün kaderi 19. Yüzyılın ortalarında değişmeye başladı. 1860'da geçirdiği büyük yangının da etkisiyle yeniden inşasına ağırlık verilen Kadıköy, 1874'te Haydarpaşa-İzmit demiryolunun yapılışıyla büyümeye ve modern kent görünümünü kazanmaya başladı. Kadıköy'ün değişen yüzü seyyah Edmond de Amicis notlarına da şöyle yansıyordu: "Hakikaten denize, yine aynı Asya sahiline dönünce, Üsküdar'ın öbür tarafında, geminin önünden geçtiği, ama o zamana kadar sis altında kalan uzun bir ev, cami ve bahçe dizisi gördüm. Dürbünle bakınca kahvehaneler, çarşılar, Avrupai evler, merdivenler, bahçe duvarları, kıyı boyunca oraya buraya dağılmış küçük sandallar iyiden iyiye görülüyordu. Burası, vaktiyle Bizans'ın rakibi olan Khalkedon'un harabeleri üzerine yerleşmiş, kadıların köyü, Kadıköy'dü."
Aynı dönemde Kadıköy'ün sosyal ve demografik yapısı da değişime uğradı, çok kültürlü bir yapıya evrilmeye başladı. Kütükçü'nün verdiği bilgilere göre ağırlıklı olarak Müslüman-Türk ve Rumların yaşadığı Kadıköy'ün bu çoklu etnik kimliği 18. yüzyılda buraya yerleşen Ermenilerden sonra, bilhassa 19. yüzyılın ikinci yarısında Moda civarına varlıklı gayrimüslim ve Levantenlerin, Yeldeğirmeni civarına Musevilerin, Hasanpaşa'ya Romanya ve Bulgaristan muhacirlerinin yerleşmesiyle daha kozmopolit bir hal aldı. Nitekim 19. yüzyıl sonu - 20. yüzyıl başına ilişkin anılar da Kadıköy'ün huzurlu olduğu kadar canlı, hareketli, aynı zamanda "kültür merkezi kimliği de olan" bir kentli-sayfiye imajının öne çıktığını göstermekte. Örneğin gazeteci A. Ragıp Akyavaş'tan yapılan alıntı bu ortamı ve Kadıköy'ü saran ruhu özetler nitelikte:
"Şimdi değil ya, eskiden bu mevsimlerde Kuşdili ve Yoğurtçu çayırlarında otlar adam boyu yükselirdi. Komik Abdi ve Hasan Efendilerin tiyatroları bile buralarda idi. Dereboyu'nda kayık sefası yapar, küreklerin fışırtısıyla dinlenir, kıyılardan saz dinler, kahkahalar atardık. Kadıköyü Üsküdar gibi değildir. Ahiretten ziyade dünyaya yakındır. Biricik evliyamız Mahmut Baba bile Kuşdili'nin kenarında yatar. Ölülerimiz dahi zevk u safadan nasib alırlar."



Bu dönemde şehrin ilk Türk tiyatrosuna da ev sahipliği yapan Kadıköy'ün kültürel ve kentli yaşamsal açıdan zirve yılları ise 20. yüzyılın il yarısıydı. Sermet Muhtar Alus'un (1939) aktarımına göre Meşrutiyet ve Birinci Dünya Savaşı yılları itibariyle Kadıköy yazar, çizer ve entelektüellerin adresi haline gelmiş, "kibar, münevver, edip, şair, muharrir herkes" Kadıköylü olmuştu. "Küçük bir Avrupa kentine benzeyen" Kadıköy şehircilikte de Şişli ve Beyoğlu ile yarışır hale gelmişti. Kadıköy "kentli entelektüel kimliği"ne bu dönemde kavuştu.
1930'da ilçe olan, 1934'te Haydarpaşa'dan Bostancı'ya uzanan tramvayın yapımıyla genişleyen, 1940'larda ise Cumhuriyet elitinin rabet ettiği bir konuma gelen Kadıköy, hiç şüphesiz huzur ve sükunetin yanında modernleşme ve aydınlanmanın da beşiği oldu. Kısacası bir zamanların körler ülkesi yıllar içinde ışıl ışıl parlayan aydınlık bir vahaya dönüştü.
Sadece birkaç yıl öncesine kadar Anadolu yakası "Kadıköy", Avrupa yakası "İstanbul" diye anılırken şimdilerde işler değişiyor. Görünen o ki İstanbul'un kalbi artık Kadıköy'de atıyor. Bize ise bu köklü, renkli, enerji yüklü, güzeller güzeli semti ve nev-i şahsına münhasır ruhunu popülaritenin beraberinde getirdiği bozulmalardan özenle koruyarak yaşamak kalıyor.


**** "KADIKÖY'ÜN KİTABI" ANLATIYOR: ****

KUŞDİLİ'NDE PANAYIR
Ortasından Kurbağalıdere'nin geçtiği Kuşdili Çayırı, şimdilerde apartmanlar ve otopark ile çevrili çirkin bir alan olsa ve bir AVM diklerek betonlaştırılmak gibi planlarla gündeme gelse de, Osmanlı zamanında bu yakanın en gözde mesire alanıydı. 20. yüzyıl başı itibariyle özellikle Kadıköy halkının Perşembe ve Cuma günleri akın ettikleri Kuşdili Çayırın'da, çayır şerbetçileri, sucular, muhallebiciler, dondurmacılar, oyuncakçılar, ip cambazları bölgeyi bir panayıra çevirirdi. Ayrıca bugünkü itfaiye binasının yerinde bulunan tuluat tiyatrosunun önemli merkezlerinden olan Kuşdili Tiyatrosu, Söğütlüçeşme tarafındaki Mahmut baba Mezarlığı karşısında yer alan Kadıköy'ün en eski sineması olan Kuşdili Sineması ve dere kıyısındaki ağaçlarla çevrili Hamdi'nin Gazinosu da burayı önemli bir sosyalleşme mekanı yapıyordu. İsmail Dümbüllü'den Denizkızı Eftalya'ya ünlü sanatkârları ağırlamış olan Kuşdili, halk ile yüksek sanatın buluştuğu özel bir yerdi.

MAÇLAR PAPAZIN BAĞINDA
Fenerbahçe Stadı denince çok eski Kadıköylülerin aklına Papazın Bağı gelir. Stadın bugün bulunduğu yer ile Söğütlüçeşme İstasyonu arasında uzanan bir bahçeydi Papazın Bağı. Bu bahçeye adını veren papaz ise sanılanın aksine Rum değil Katolik Ermeni bir aileye mensup, Beyoğlu'nda dünyaya gelip Ermeni Katolik Patrikliği'ne kadar yükselen Andon Hassunyan'dı.

KADIKÖY RIHTIMI KUMSALDI
20. yy'ın başında bugün Kadıköy rıhtımını oluşturan o düzlük alan, çok hafiften de olsa eğimin başladığı yere değin deniz ya da kumsaldı. Buraya Kumluk denirdi. Deniz yer yer III. Mustafa Camii'ne (İskele Camii) dek sokulduğundan buraları hem biraz plaj hem de gezinti alanıydı. Kadıköylülerin eğlence ve piyasa yeri olan Kumluk Kadıköy'ün ilk gazinolarının olduğu yerdi. İşte o dönemden bir resim: "Gazino dopdolu, bir tarafında da mutlaka ahenk: Kadıköy'ün meşhur tiplerinden Zenop … Yağlı fesli, kirli suratlı, yırtık redingotlu, kırık udlu, fakat kendini müthiş musikişinaslardan sayan, kart bir Ermeni'ydi."

SOSYAL TESİSLER: KAHVEHANELER
Avrupa yakasından Kadıköy'e ilk vapur seferinin tarihi 1857'dir. Bugün Kadıköy'ün alamet-i farikası olan eski iskele ise Kumluk doldurulduktan sonra 1926'da yapılmıştır. Hemen karşısındaki Cemil Topuzlu'nun yaptırdığı Şehremaneti Binasi'nın yapım tarihiyse 1914'tür. Rıhtımın bir diğer önemli binası Haldun Taner Sahnesi olarak bilinen koservatuvar binası ise 1927'de İtalyan mimar Ferrari tarafından yapılmış, ancak yıllarca kiracı bulunamayınca, 1940'lardan 1970'lere kadar Anadolu yakasının sebze ve meyve hali olarak kullanılmıştır. 20. yy başında rıhtımın "sosoyal tesisleri" ise kahvehaneleridir. Theophile Gauter, 1913 tarihli "Constantinople" eserinde şöyle yazar: "Kadıköy rıhtımı Türklere, Ermenilere ve Rumlara ait kahvehanelerle doludur. Müslümanlar kahve ile nargile içmeyi, Hıristiyanlar ise bir kadeh rakı ile nargile içmayi tercih ederler."

ÇARŞININ TARİHİ ŞEKERCİLERİ
Dükkanları, cafeleri, restoranları, kiliseleri, çiçekçileri, piyangocuları, sokak müzisyenleri ve timsahlı meydanıyla Kadıköy çarşı "cıvıl cıvı, şenlikli, kıpır kıpırdır." Tamer Kütükçü'nün sözleriyle "Kadıköy'de çarşı, yaşayan, zevk sahibi, entelektüel bir ruhtur", "Baştanbaşa içtenliktir." Geçmişten bugüne çarşının en ünlüleri ise pastaneleri, fırınları ve şekercileridir: Baylan Pastanesi, Şekerci Cafer Erol, Şekerci Hacıbekir ve eskilerin "Bulgar simitçi fırını" dediği Beyaz Fırın...


Kadiköy'ün Kitabı
Tamer Kütükçü
Ötüken Yayınları
32 TL

Paylaş