VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
15 Haziran 2012 Cuma | Anasayfa > Haberler > Kralların en bahtsızı oğulların en çaresizi Kral Oidipus
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Kralların en bahtsızı oğulların en çaresizi Kral Oidipus

İnatçı bir tanrıdan daha beteri yoktur. Zavallı kulunu yerle yeksan edinceye kadar peşini bırakmaz. Acımasız kehaneti sonlandırıncaya kadar o faniyle oynar durur. Evet, sonunda Apollon’un söylediği olmuştur. Oidipus öz babasını kendi elleriyle öldürmüş, annesiyle evlenmiş, kendi çocuklarının kardeşi olmuştur.

Ahmet Ümit

Zalim bir tanrıdan daha korkuncu yoktur. Sonsuz iktidarını ölümlü insanların üzerinde acımasızca kullanır. Onu denetleyecek hiçbir güç yoktur. Gücüyle sarhoş olur, öfkesiyle kendinden geçer. Sizi yerle yeksan edinceye kadar uğraşır. Yeter ki kafayı takmasın. Onların sınırsız şiddetinden, sönmek bilmez hiddetinden kurtulmanız olanaksızdır... Üstelik onu, sizin kızdırmış olmanız da gerekmez, mesela babanızın işlediği bir günah, mesela kavminizden birinin yaptığı hata, trajik bir yazgıya mahkum edilmeniz için yeterlidir. Kral Oidipus’tan söz ediyorum. Kralların en bahtsızından, oğulların en çaresizden, insanoğlunun başına gelebilecek en büyük utancı yaşayan ölümlüden.

Tanrı Apollon’un, alnına yazdığı felaketten kurtulmak için çabalarken daha beterine yakalanan bahtsızdan...

“Cahillik mutluluktur,” bu deyimi doğrulamak istercesine huzur içinde yaşıyordu Oidipus, kral olmadan önce Korinthos’ta... Polybos ve Merope’nin oğlu sanıyordu kendini. Ülkenin tek prensi, geleceğin büyük kralı... Ta ki, bir kavga sırasında ona “evlatlık” denilinceye kadar. Bu sözler aklını karıştırır. Delphoi’ye gider tapınağa çıkar. Kahin’e kim olduğunu sorar. Kahin, soruya yanıt vermez ama Tanrıların, onun hakkındaki acımasız hükmünü açıklar. “Babanı öldüreceksin, öz anneden çocukların olacak.”
Bu kehaneti işiten Oidipus büyük bir korkuya kapılır. Polybos ve Merope’nin annesiyle babası olduğunu zannettiğinden şehrini terk ederse, uzaklara kaçarsa bu lanetli yazgıdan kurtulacağına inanır. Böylece, vicdansız tanrıların acımasız kararlarına boyun eğmeyecek, onların insanı hiçe sayan kararlarına direnecektir.
Yolculuğu sırasında bir çatal ağzında bir arabayla karşılaşır. Aralarında tartışma çıkar, olay büyür, kanlı bir kavgaya dönüşür. Öfkesine yenilen genç ve güçlü Oidipus arabadakilerin hepsini öldürür. Ardından Thebai kentine girer. Ama kentte bir bela hüküm sürmektedir. Şehre bir canavar musallat olmuştur, karşılaştığı insanlara bir bulmaca sormakta, bilemeyince de onları canlı canlı yemektedir. Kralları öldürülen Thebai halkı, bu canavarı ortadan kaldıracak kişiyi kral yapamaya Tanrıların huzurunda söz verirler.

Genç Oidipus bu bilmeceyi çözmeye karar verir. Canavarın karşısına cesurca dikilir. İnsan yiyen canavar kanlı bilmecesini ona da sorar. “Önce dört, sonra iki ve nihayet üç ayak üzerinde yürüyen mahluk hangisidir?”

Zihnini şöyle bir yoklayan Oidipus doğru yanıtı verir: “İnsan. Çocukluğunda elleri ve ayakları üzerinde emekler, büyüyünce iki ayağı üzerinde yürür, yaşlanınca da bir sopaya dayanarak üç ayak üzerinde hareket etmeye çalışır.” Doğru soruyu işiten canavar ölür. Ve halk Oidipus’u Thebai’nin yeni kralı ilan ederler. Oidipus, kaybolan kralın eski eşi, Kraliçe İokaste ile evlenir. Ondan Eteokles ve Polyneikes adlı iki oğlu, Antigone ve İsmene adında iki kızı olur. Tanrıların gazabından tümüyle kurtulduğunu zanneden Oidipus büyük bir güvenle halkını yönetmekte, ailesiyle mutluluk içinde yaşamaktadır artık.

TANRILARIN KİNİ

Ama kinci bir tanrıdan daha kötüsü yoktur. Onlar asla unutmaz, onlar asla affetmez, onlar asla vazgeçmez... Nitekim Apollon da kendisinden kaçmaya çalışan Oidipus’u unutmamıştır. Sadece pençesindeki faninin ipini biraz gevşetmiş, alacağı intikamın daha da acımasız olması için kurbanına birkaç yıllığına güzel günler sunmuştur. Daha fazla da beklemez zaten. Lanetin ilk belirtileri kentte görünür... Veba salgını, kıtlık, kıran, susuzluk... Ölüm, ölüm, her yerde ölüm... Ve tanrılardan kaçan adam, felaketten kurtulmak için yine tanrılara gider... Belki de onlara gitmese, belki de başka bir mitoloji kahramanı olan Prometeus gibi tanrılara dirense akıbeti farklı olacaktır. Akibeti farklı olmasa bile insanlık onu acıyla, merhametle değil, hayranlıkla anacaktır. Ama yapamaz, Thebai’nin başına çöreklenen bu belanın nedenini öğrenmek için onların sözcülerine danışır. Yanıt gelmekte gecikmez. “Bir önceki kral Laios’u öldüren, katil Thebai’de yaşamaktadır. O kanlı katil cezalandırılmadan kentin üzerindeki felaketler sona ermeyecektir.”

Kral Oidipus, tıpkı bir dedektif gibi şehirdeki katilin peşine düşecektir. Ama çok da araştırma yapmasına gerek kalmadan kanıtlar, tanıklar ve işaretler, onu baş zanlıyla yüzleştirecektir. Evet, baş zanlı kendisinden başkası değildir. Elbette buna inanmayacak, bir komployla karşı karşıya kaldığını düşünecektir. O, eski kral Laios’la hiç karşılaşmamıştır ki, onu öldürsün. Ama tanıklar konuşmaya başlayınca, olayların üzerini örttüğü gerçekler birer birer ortaya çıkmaya başlar. Dar yoldaki çatal ağzında öldürdüğü insanlardan biri Kral Laios’tan başkası değildir, daha da beteri vardır... Öldürmemek için kaçtığı Korinthos’taki Polybos onun öz babası değildir, Tanrıların kehanetine göre evlenmesi gereken Merope de öz annesi değildir. Hakikaten de Oidipus yıllar önce bir çoban tarafından onlara verilmiş olan bir evlatlıktır. Peki, o zaman öz annesi, öz babası kimdir? Bu korkunç hakikati de onu yıllar önce Polybos ve Merope’ye veren çoban açıklayacaktır. “Öz babanız Kral Laios’tur, öz anneniz ise karınız İokaste’dir. Çünkü babanız Kral Laios, kehaneti duymuştu. Kendi öz oğlu tarafından öldürüeceğini, kraliçesinin ise yine öz oğlunun karısı olacağını biliyordu. Bu nedenle daha bebekken sizi ayaklarınızdan bağlayarak bir uçuruma atmamı istedi ama yapamadım. Sizi Korinthos Kralı Polybos ve karısı Merope’ye verdim...”

İnatçı bir tanrıdan daha beteri yoktur. Zavallı kulunu yerle yeksan edinceye kadar peşini bırakmaz. Acımasız kehanet sonlandırılıncaya kadar o faniyle oynar durur. Evet, Apollon’un söylediği gibi olmuştur. Oidipus öz babasını kendi elleriyle öldürmüş, annesiyle evlenmiş, kendi çocuklarının kardeşi olmuştur. Bunu öğrenen İokaste, yani Oidipus’un hem annesi, hem karısı kendini asar. Bu kadar acıya dayanamayan kahramanımız ise gerçekleri görmemek için kendi elleriyle gözlerini çıkarır ve bu acımasız toprakların üzerinde kaybolup gider. Kıraç toprakların üzerinde ayaklarını sürükleyerek ilerleyen kör bir kralın görüntüsünden daha acı verici ne olabilir?

YAZGIMIZ DEĞİŞMEZ Mİ?

Sophokles’in “Kral Oidipus”u da tıpkı Shakespeare’in “Hamlet”i gibi bir söylenceye dayanır. Sophokles, tıpkı Shakespare gibi elbette ondan binlerce yıl önce- bu anonim anlatıyı bir başyapıt haline getirmeyi başarmıştır. Her ne kadar, artık Apollon inanç skalamızda yer almıyor olsa da insanoğlunun ölümle mühürlenmiş kadim yazgısı, ömür denen çileli yolculuğun kötü sürprizlerle felakete dönüşebilme ihtimali hâlâ sürüyor. Yazgıyla ya da bizden bağımsız olayların yanyana gelmesiyle oluşan ömrümüzle ilişkimiz, Kral Oidipus’un başına gelenleri bizim için hala cazip kılıyor. Bilinmezin verdiği korku, büyük güçlerin ihanetiyle yaşayacağımız tehlikeler... Yaşam, her adımda kendimizi ve davranışlarımızı sorgulamamızı gerekli kılıyor. Ama unutulmaması gereken bir hakikati de hatırlatıyor: Hayatı tümüyle denetim altında tutumazsınız...

Paylaş