VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
20 Temmuz 2010 Salı | Anasayfa > Haberler > Küçük hikâyelerin büyük ustası Ömer Seyfettin
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Küçük hikâyelerin büyük ustası Ömer Seyfettin

Konakta büyüdü, asker oldu. Balkan Savaşı’nda cephedeyken bir elinde tüfek bir elinde kalem vardı. “Çipil Ömer” diye anılırdı, hikâyelerini beş liraya satardı.

Fügen Ünal Şen

Bir kitapla yıllar öncesine döndüm. Sanki Türkçe öğretmenim ödev vermişti, “Bir Ömer Seyfettin hikâyesini okuyun ve özet çıkarın. Yazarın hayatını anlatın...” Bu cümle sanırım pek çok okurla ortak hatırlarımızdır. Ben “Kaşağı” isimli hikâyesini seçmiştim. Acıklı bir öyküydü... Yazarın hayatındansa “Milli Edebiyat Akımı’nın kurucularındandır” cümlesinden başka birkaç dağınık bilgi uçuştu durdu zihnimde yıllarca: Ziya Gökalp’tan ve İttihat ve Terakki’den etkilenmesi, çok hikâye yazmış olması, Türkçe’yi sadeleştirme çabası ve bu yüzden döneminde çokça eleştirildiği... Yalnız öldüğünü bilmezdim, cesedine otopsi yapıldığını da... Hikâyelerini zarflara koyup bir emanetçiye bıraktığını, yayınlamak isteyenlerin gelip oradan adına göre seçip aldığını ve karşılığında 5 lira ödediğini de duymuşluğum yoktu.

Şimdi edebiyat tarihçisi ve halkbilimi araştırmacısı Tahir Alangu’nun “Ömer Seyfettin, Ülkücü Bir Yazarın Romanı” var başucumda. Ama ben artık burada değilim... Birazım Selanik’te, birazım Gönen’de... Alangu’nun önceleri tereddüt ettiği ama tarihe belge sunma kaygısıyla yine de kitapta yayınladığı fotoğrafa takılıyor gözüm...
“Vay be” dedim görünce... Ne sayısız hikâye, ne edebiyatta çağ açma çabası. Ne İttihat ve Terakki, ne edebiyat çevrelerinde yankılanan dedikodular. Konakta geçen çocukluk günlerine inat, yalnız ve perişan bir ölümün fotoğrafına bakıyorum işte... Haydarpaşa Tıp Fakültesi Hastanesi’nde otopsi masasına yatırılmış çıplak bir beden; Ömer Seyfettin’in. Cesedin otopsisini Sivaslı hademe yapmış. Çevrede tıp öğrencileri, seyirdeler... Ve ünlü hikâyeciye sahip çıkacak kimseler yok ortalıkta...

Yazıma kitabın sonundan başladım diye aklınız karışmasın. Sadece bundan sonraki bölümlerini okurken o fotoğraf zihninizin kutusunda saklı kalsın istedim.

“VATANIM, RUMELİ”
Ansiklopedik bir bilgiyle başlarsak eğer, “Ömer Seyfettin 1884’te Gönen’de dünyaya geldi” demeliyiz ve der demez de durmalıyız. Zira onu doğduğu şehrin değil kısa ömrünün en önemli zamanlarını geçirdiği Rumeli’nin şekillendirdiğini hatırlamalıyız. O, Gönen’de Ömer’dir, Rumeli’de Ömer Seyfettin...

Mekteb-i Harbiye-i Şahane’den piyade teğmeni olarak mezun olan ve “Büyük Makedonya İhtilâli” patlayınca soluğu Balkanlar’da alan, Selânik, Manastır ve Bulgaristan sınırında cephede çarpışan Ömer Seyfettin burada, “Yeni Türk Milliyetçi Düşünce Akımı”yla sarıp sarmalanmıştır. Sonraları dilde ve düşüncede yepyeni bir yolun öncülüğünü yaparken söze döktüğü ilkeler o sıralarda, bu ortamda gelişmişti, biliyoruz. Ama belki sadece bir kaçımız, “Dünkü Türk lisanını terk edelim. Esasıyla, kaideleriyle yaşayacak olan, konuşulan Türkçemizi yazalım” dediğini hatırlarız. Bu kadar keskin ve cesurdur çıkışı...

On altı yaşındayken Edirne Askeri İdadisi’ni bitirerek Mekteb-i Harbiye-i Şahane’ye katılıyor. Burada edebiyat ve okuma merakı gelişiyor. O sırada İstanbul’da çıkan Mecmua-i Edebiye’ye ilk şiirlerini yolluyor. 1903’te Büyük Makedonya İhtilal’i patlayınca İzmir’e gönderiliyor. Burada Baha Tevfik’in etkisinde kalıyor, “Dilde Türkçülük” düşüncesinin öncülerinden Türkçü Necip’le tanışıyor ve bıkmadan her anını, anı defterlerine kaydediyor.

Bu çok önemli, Ömer Seyfettin neredeyse attığı her adımı anı defterlerine geçirmiş. İyi ki de öyle yapmış zira ünlü hikâyecimizin hayatını, düşüncelerini derlemek için başvurulabilecek en değerli ve ayrıntılı kaynaklar bunlar. Tahir Alangu da kitapta bu anı defterlerini kaynak olarak kullanmış. (Burada okurun dikkatine sunmam gereken şudur: Alangu 1915 doğumlu bir yazardır. Yayınevi kitabı sadeleştirerek basmış kuşkusuz ancak yine de Alangu’nun anlatımı ve Ömer Seyfettin’in hikâyelerine de yer verdiği metinleri okumak zaman zaman yorucu oluyor. Yine de vazgeçmek için bir neden değil... Hatta eski zamanları solumaya yardım ediyor. )

Ömer Seyfettin, 1909 yılı başlarında Selânik Ordu merkezine geliyor. Oradan Manastır, Pirlepe, Köprülü’yü dolaşıp Yakorit köyüne, bölük merkezi sınır karakoluna veriliyor. Yıl 1910. Bu yıl hem Seyfettin hem de Türk Edebiyatı için bir dönüm noktasıdır. Zira hikâyecimiz o günlerde ilk ciddi çıkışını yapar ve Ali Cânip Bey’e (Yöntem) bir mektup yollayarak, “Geliniz Cânip Bey, edebiyatta ve lisanda bir ihtilal vücuda getirelim” der. Bu ana dikkat; zira bu mektup Yeni Kalemler dergisinin yeniden örgütlenmesine, Ziya Gökalp’la birleşerek yeni bir hareketin başlamasına temel olmuştur.

Ömer Seyfettin’in askerlikten istifa edişi, bu istifadan doğan beş yıllık tazminatın Ziya Gökalp’in araya girmesiyle merkez-i Umumi tarafından ödenmesi, Genç Kalemler Dergisi’ne bir yön getirme çalışmaları o dönemin gelişen olayları ve genç Ömer’in, Ömer Seyfettin olma yolundaki hızlı ve kalıcı adımlarıdır.

Artık hedef bellidir: Sade Türkçe ve milli dille yapılan milli edebiyat. Bunun için Türkçe kendi kurallarına uygun yazılmalı ve Arapça ve Farsça sözcüklerden arındırılmalıdır. Türk toplumunun kendine has ahlaki ve kültürel değerleriyle, Batı’dan aldığı bazı değerleri kaynaştırarak bir senteze ulaşmak gerektiği fikri etrafında toplanmıştır gençler. Ve elbette Ömer Seyfettin ülkülerini, “Türkleşmek, İslamlaşmak, Muasırlaşmak” diye özetlemekte ve Tanzimat’tan beri tartışılan dil meselesindeki çalışmalarda öncü olmaktadır.

ÇİPİL ÖMER
Hadi biraz da ansiklopedilere yansımamış, Tahir Alangu’nun titiz çalışmasıyla okurla buluşmuş Ömer Seyfettin’den söz edelim. Evliliğinden başlayalım örneğin. Ömer Seyfettin, kendine eş olarak İttihat ve Terakki Fırkası ileri gelenlerinden Kadıköylü Doktor Besim Ethem Bey’in kızı Câlibe Hanım’ı seçmiş. Ancak kızın babası yaptırdığı soruşturmada Seyfettin’in bekârlık dönemindeki çapkınlıklarını öğreniyor, bu evliliğe zor razı oluyor. Bu evlilikten bir kızı doğuyor (Güner) ama küçük kızları daha iki yaşını doldurmadan ayrılıyorlar. İçgüveysi olarak girdiği evden ayrılıyor Ömer Seyfettin ve zatürreye yakalanıyor.

Şimdi de zihinlerimizde kazılı olan siyah-beyaz Ömer Seyfettin’i de renklendirelim: Yüzü çiçek bozuğu idi. Gözleri mavi, kendisi sarışındı. Ortadan az uzunca boyluydu. Elleri zarifti. Burnu hafifçe gaga ve ucu kırmızıydı. Bazen “Çipil Ömer” diye çağırılırdı.

Ünlü hikâyecimiz, 1920’nin Şubat’ında baş ağrılarıyla yatağa düşüyor. Nevralji teşhisi konuyor. Ateş, hezeyanlar, görüş zayıflığı.... 6 Mart’ta ölüyor. Otopsi yapıldığında anlaşılıyor asıl ölüm nedeni: Şeker...

Son cümlem de şu olsun: “Ömer Seyfettin Ülkücü Bir Yazarın Romanı”yla Rumeli’ye gidebilir, Balkan Harbi’ne katılabilirsiniz. Selânik sokaklarında kahve içip Yahya Kemal’le kelimeler üzerinden kavgaya tutuşmak da mümkündür, Reşat Nuri’yle karşılaşmak da... Ama emin olun, okul yıllarında yaptığınız Ömer Seyfettin ödevinizde yazdıklarınızı yetersiz bulacak, öğretmeninizin verdiği “geçer” notun üstüne çizik atıp yeni bir
ödev vereceksiniz kendinize: Yeniden oku ve anla...

Paylaş

İtimatGaliba en iyisi bir çırpıda söylemek. Doktorların yaptığı gibi. Ekim’den beri kanser tedavisi görüyorum ve biraz daha yolum var.

Devam
15 Eylül 2017 Yıl : 13
Sayfa : 163