VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
15 Ağustos 2012 Çarşamba | Anasayfa > Haberler > Küçük insanın büyük mücadelesi
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Küçük insanın büyük mücadelesi

“Mikro” Michael Crichton'ın ölümünden sonra bir başka usta olan Richard Preston tarafından tamamlanan son romanı...

Ata Bozoklar

“Sessiz Tehlike”, “Av”, “Zaman Tüneli”, “Kongo”, “Uzay Mikrobu”, “Korsan Günlükleri”... Hepsi bilimsel tutarlılıkla birbirine bağlanmış, özenle işlenmiş hikayeler. Bu eserlerden hiçbirine popüler kültürün birer son ürünü olarak bakma şansınız yok. Okurken hem içinde bulunduğunuz zaman dilimine ait bilimi tanıyor, hem de maceraya dalıyorsunuz. Adeta senaryo diliyle yazılmış oldukları için, bir yandan okuyup bir yandan da seyrediyor gibisiniz. Kitaplardan on üç tanesinin film olmasına şaşırmamak lazım. Onun eserlerini sinema haline getirmek için sadece niyetlenmek yeterli. Olaylar ve diyaloglar o kadar kendine özgü ki, arkadaki fonu, karakterleri ve hatta kendinizi bir anda hikayenin içinde buluveriyorsunuz.
JULES VERNE VE REENKARNASYON
Gelelim kitabın bilim kurgu boyutuna. Michael Crichton pek çoğumuzun da bildiği gibi Harvard Tıp Fakültesi mezunuydu. Bundan olsa gerek, o denli tutarlı ki, olup bitenin şu an içinde bir yerlerde var olduğunu düşünmek büyük bir hayal olmaz. Vardığı noktadan geriye gelip hepimizin bildiği gerçeklerle bağlandığında, kumaşın dokusu adeta kusursuz duruyor. Öykü ne denli inanılmaz olursa olsun bir anda yaşadığımız gerçekliğin içindeki yerini alıveriyor. Bu yönüyle varsayımları özellikle teknolojiye yön verebilecek kadar güçlü. Sanki Jules Verne reenkarne olup dünyaya Michael Crichton olarak dönmüş gibi... Nasıl ki günümüzün fizik hocalarının ciddi bir kısmı konuları anlatırken Jules Verne’e göndermeler yapıyorsa geleceğin hocaları da Crichton’un kurgularını derslerinde aynı ölçüde şevkle kullanacaklar.
Richard Preston’a gelince o da kitabın ortaya çıkışındaki diğer kahraman. Michael Crichton “Mikro”nun yaklaşık üçte birlik bölümünü tamamladığı sırada aramızdan ayrıldığı için, kitabı tamamlama cesaretini Preston gösterebilmiş. Cesaret diyorum çünkü bir Crichton kitabını tamamlamaya kalkışmak cidden cesaret ister. Her ne kadar başlangıç bütün gidişatı belirlemiş olsa da böyle bir kitabı sonlandırabilmek kolay değil. Bu başarıda “Amerika Fizik Enstitüsü” ödülü alabilecek kapasitede bilimsel bir kültürün ve 1985’ten beri New Yorker dergisinde yazarlık yapıyor olmanın rolü büyük olsa gerek... Kitapta yaşanan, korku dolu dünyayla karşılaşıp da orayı yeniden arzulayabilmek, bir bilim insanını çok güzel tanımlıyor. Bu fikir kanımca kitabı görkemli bir finale taşımış ve bunun için Preston’u kutlamak gerek.
Crichton-Preston kitabının adı “Mikro”. Yani çok küçük şeylerden söz ediliyor. İnsanın aklına küçükle ilgili pek çok fantezi gelebilir ama burada söz edilen küçük şey; insan... Üstelik bir yakıştırma ya da mecazi anlamda değil, son derece somut olarak. On iki milimetre boyuna kadar küçülürse insan nasıl bir dünyanın içine girer? Tek sorun diğer insanların görmemesi veya yanlışlıkla ezilmek değil. Artık başka bir dünyanın hatta alemin elemanları oluveriyorsunuz. Sanki Quantum fiziğinden biyolojisine geçmiş gibisiniz. Fizikçiler atom ve atom altı parçacıklarında nasıl yeni bir dünya buldularsa burada da yepyeni bir dünya var. Kurallar, her şey değişik...
On iki milimlik bir insanın yaşarken deneyimleyebileceği neredeyse her şey kurguda var. Ne yiyip, ne içebileceğinizden tutun da aç bir örümcekle nasıl baş edileceğine, bir kuşun kursağında bir süre kalıp sonra dışarı çıkmanın nasıl bir şey olacağına kadar her şey... Tek hücreli bir canlıyı görebiliyor hatta dokunabiliyorsunuz. Bir kelebeğin kokusu o boyuttan nasıl duyulur, bir damla su ne kadar büyük bir felaket yaratabilir ve ayrıca bu dünyadaki yaşam formlarının ilişkileri nasıldır, bugünkü bilimsel bilgilerimizin çatısı altında tek tek ele alınmış.
Bu kurguyu yaparken yedi özel karakter var. Hepsi öğrenci ve hepsi de bu küçükler alemiyle yakından ilgili. Kimisi böcekler, kimisi zehirler, kimisi bitkiler konusunda uzman yedi genç. Henüz kariyerlerinin başında birer bilim adamı olmaya çalışıyorlar. Her şey, kendilerini beklenmedik bir şekilde bilimsel bir çalışmanın içinde bulmalarıyla başlıyor. Ondan sonrası bir Rambo hikayesi gibi. Ama ne yazık ki bunların hiçbiri komando değil. Güçlü kaslardan ve zorlu rakiplerin karşısında durmaya yönelik eğitimlerden yoksunlar. Ellerinde yanlızca bilgileri var... Peki, bu onlara ne kadar yetecek, okudukça göreceksiniz. Bütün kitap hiç durmadan, maceradan maceraya atlamaktan başka çaresi olmayan bu ekibin çevresinde geçiyor. Bir film olsaydı, insanın ihtiyaç molası vermesi bile imkansız olurdu çünkü anların ne zaman bitip ne zaman başladığını ayırt etmek bile güç. Yine de okuyucuların, kitabı böceklerle savaşan insanlardan ibaret olarak algılamalarını istemem. Bu, işin sadece küçük bir kısmı. Hiç bilmediğiniz bir alemi yakından tanımış oluyor, benzerlik ve farklılıklarımızı görüyor, bazen savaşıp bazen de yardımlaşmak zorunda kalıyorsunuz. Burada bir savaştan çok insanın kendisine yepyeni bir güvenlik alanı arama ve yaratma çabası var. Öldürüp de kurtulacağınız bir canavarla karşılaşmaktan ziyade, sürekli birlikte olacağınız ve anlamanız gereken yepyeni bir dünya ile karşı karşıyasınız. Bu anlam karmaşası öyle ilginç ki, gençlerden birisi hep burada kalmak bile isteyebiliyor. Görülecek, araştırılacak, bilinmedik o kadar çok şey var ki...
CRİCHTON ZARAFETİ
Peki, bu insanları kim, neden bu hale getirdi? Tabii ki her zamanki gibi arkada yine büyük bütçeli koskocaman bilimsel araştırmalar var. Bilimin nasıl akıldan uzaklaşıp, tutku halini alabileceği ve bu haliyle insan ve hatta tüm canlılar için ne kadar tehlikeli ve tahrip edici bir hale dönüşebileceği her zamanki Crichton zerafetiyle gözlerinizin önüne seriliyor. Tutkulu bir bilim adamı için bilim, insanları kurtarmak için mi yoksa ne olursa olsun kendi merakı ya da hırsları için mi yapılan bir iştir? Bir bilim yatırımcısı karşısına çıkan tehdidin hangi aşamasında kendini durdurabilir?..
Bu sorular dünya edebiyatında zaman zaman ele alınmış, farklı alemler hep bir şekilde işlenmiştir. Bizler de bu eserleri bazen zaman geçirmek ve bazen de eğlenmek için okumuşuzdur. Ama kanımca bunların kalıcı olan çok özel bir yanları var. Başka bir alemden bakmak bazen bize kendimizi değerlendirmek için beklenmedik kapılar açabilir. Ne gariptir ki, bunu kendi perspektifimizden görebilme şansımız pek yok. Bu tip eserleri kalıcı kılan da sanırım bu. Bu kitap da bence Crichton’un diğer eserleri gibi bunu başarmış.

Paylaş

Bir VatanKitap’ın perde arkasıBu ay üç özel röportajla çıkıyoruz okur karşısına. Bunlardan ilki Türk tiyatro tarihine sahneleye çıkan ilk kadın oyuncu Afife Jale'nin yaşamını romanlaştıran Osman Balcıgil'le bu büyük değer üzerine Ece Erol'un yaptığı şöyleşi oldu. Diğer bir özel röportajımızı Cemre Nur Meleke, Aslı Perker'le yeni romanı Flamingolar Pembedir üzerine gerçekleştirdi. Sinemaya da uyarlanan Kocan Kadar Konuş kitabıyla büyük çıkış yakalayan Şebnem Burcuoğlu ise özlenen sıcak mahalle özlemimizi, Cemal Süreya'ya gönderme yaparak Cemal ve Süreyya aşkı üzerinden giderdiği yeni romanı Süreya Kuaför Salonunu anlattı.

Devam