VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
14 Haziran 2015 Pazar | Anasayfa > Haberler > Kullanmak için hep bir neden vardı
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Kullanmak için hep bir neden vardı

Takma ad, müstear, mahlas... Edebiyatçılar hemen her dönemde gerçek kimliklerini saklamak istemiş. Kimisi takma isimler sayesinde politik baskılara göğüs gerebilmiş, kimi bu şekilde kendi kimliğine hapsolmaktan kaçmış, kimi de adını korumak istemiş.

İPEK CEYLAN ÜNALAN



Yıl 1953. Kemal Tahir, Mickey Spillane’nin “Kanun Benim” romanını çevirir. Bu yumruklarıyla öpüşen, dudaklarıyla dövüşen ünlü dedektif Mayk Hammer’in macerasıdır. Kitap o kadar sevilir ki, 100 binin üzerinde satar. Bunun üzerine de Mayk Hammer’in maceraları peş peşe çevrilip basılmaya başlar. Ancak bir süre sonra deniz kurur. Mickey Spillane’nin bir yazma hızı vardır ve bu Türk okurunun iştahına yetişememektedir.

Bunun üzerine Mayk Hammer’ları yayımlayan Çağlayan Yayınevi çareyi “çakma” Mayk Hammer’lar da bulur ve Türkiye şahane bir mahlas edebiyatına sahne olur. Çünkü Kemal Tahir, adını bir kenara bırakıp F. M. İkinci mahlasıyla (günümüzün nick name’i gibi) kaleme eline alır, önüne New York haritasını açar ve başlar yazmaya. Furyaya başka yazarların da katılmasıyla (elbette mahlasla) Türkiye’de 250’nin üzerinde “çakma” Mayk Hammer yazılır ki bunlardan “Kara Nara” çok güzel bir polisiye romandır.

Kemal Tahir, Mayk Hammer’ları F. M. İkinci mahlasıyla yazar çünkü Mayk Hammer Mickey Spillane’nin yarattığı bir kahramandır. Ama Tahir, başlı başına bir karakter yaratıp bir polisiye romana imza atamayı da istemez. Çünkü o yıllar, polisiye roman “ucuz edebiyat” olarak görülmekte, Kemal Tahir gibi tarihsel ve politik analizler içeren bir roman yazarı da imzasını bu tür romanlara atmak istememektedir. Nitekim daha sonra benzer bir kaygıyı “Cingöz Recai” ile fırtınalar estiren Peyami Safa’da da görürüz. O da çok satan polisiye romanlarına orijinal adını layık göremez. Yani ikisi de isimlerini, günümüz işletme diliyle söylersek “marka değerlerini” korumak için takma isim kullanmışlardır.

Günümüzde de pek çok yazarın mahlas kullandığını görüyoruz ama onların kaygısı Kemal Tahir ve Peyami Safa’nınkinin tam tersi. Bu yazarlar da çok tanınan, sevilen yazarlar. Hatta dünya edebiyatının en çok satan yazarları var aralarında. İsimlerini hangi kitaba koysalar, okurun hemen şans verip alacağı yazarlar. Mesela Stephen King gibi. “Hayvan Mezarlığı“, “Dr. Uyku”, “Kara Kule” ve daha pek çok romanla dünya okurlarını hop oturtup hop kaldıran, edebiyatın “dahi” yazarlarından King, adı yazdıklarının önüne geçmesin diye “Regulators”, “Blaze, “Ranning Man”, “Rage” romanlarına Richard Bachman attığını söylüyor. Peki neden? Bu soru ona da sorulduğunda diğer yazarlar gibi o da benzer yanıt vermiş: “Okur adımızı görür görmez, önceki romanlarımın benzerini okuyacağını sanıyor oysa bu romanda farklı bir şey denemek, farklı türde yazmak istedim. Ama kendi adımla yayınlasaydım herkes bunu önceki kitaplarım gibi okuyacak, yazdıklarım anlaşılmayacaktı.”

Ne tuhaf değil mi? Yani yıllarca emek vererek yazdıkları kitaplarıyla yarattıkları kendi yazar kimliklerine hapsolmaktan rahatsızlar ve çareyi de mahlas da bulmuşlar. Gerçi her birinin tek derdi bu değil, kaygılar kimi zaman değişiyor da ama aşağı-yukarı temel neden; okurlarının önceki kitaplarından oluşan algılarını kırmak. Daha doğrusu farklı türde yazdıkları kitapların bu algıya hapsolmamasını sağlamak. Bunda da haksız değiller çünkü yanlış yazılar bir arka kapak yazısı bile okurun o kitabı okurkenki algısını etkileyip bambaşka bir okuma ortaya çıkarabiliyor. Mesela yıllarca Kafka’nın “Dönüşüm” ünün ardından aile eleştirisi yer aldığı için kitap, bir kuşak çatışması gibi okunmuştu.
Nitekim kaleme aldığı aşk romanlarıyla tüm dünyada çok satan Nora Roberts de bu kaygıyı taşıyan yazarlardan. Ne yazsa çok satan ve okunan satan dahası ona şöhreti getiren aşk romanlarıyla yakaladığı okur kitlesinin dışına çıkabilmek için çareyi, yazdığı bilim kurgu ve polisiye romanlara J.D. Robb imzasını atmakta bulmuş. (Roberts’in mahlasla yazdığı “Devoted in Death”, “Obsession in Death”, “Festive in Death”, “Concealed in Death”, “Mirror, Mirror”, “New York to Dallas” romanları henüz Türkçeleşmedi.)

J. K. Rowling gelirsek... Onun için mahlas her seferinde maymuncuk gibi her kapıyı açan bir yöntem olmuş. Zira gerçek ön adı Joanne olan Rowling, yazarlık serüveninde her defasında karşısında kapalı bir kapı bulmuş. İlk kapı malum, kadın olması. Çünkü yayıncısı “Harry Potter” gibi fantastik bir çocuk kitabının yazarının bir kadın olmasının okurda ters bir tepki yaratabileceğini o yüzden bir müstear kullanmasını, Rowling’in adının önüne “J.K.” mahlasının eklenmesinin de konforlu bir çözüm olacağını söyler. Çünkü J. K. mahlası okur da yazarın erkek olduğu izlenimini bırakacaktır. Yayıncısı yanılmaz ve kitap çok satar. Öyle ki, J.K. Rowling’in bir kadın olduğu ortaya çıktığında bir düşüş yaşanmayacak kadar. Böylece Rowling, 450 milyondan fazla satan, 74 dile çevrilen, sinemaya aktarılan “Harry Potter” serisinin yazarı olur. Ancak seri bittiğinde ne yapacaktır? Ne yazarsa yazsın okur yeni kitabı “Harry Potter”la kıyaslayacak ve şans vermeyecektir. Bunun üzerine Rowling Robert Galbraith, mahlasıyla “Guguk Kuşu” ve “İpekböceği” kitaplarına imza atar. Ancak bilindiği üzere bu bir sır olarak kalamadığı ya da yayın endüstrisi buna izin vermediği için de ortaya “herkesin bildiği bir takma isim” çıkar. Rowling, belki bu şekilde kim olduğunu saklayamamıştır ama en azından derdini ifade etmiş olur.

King, Robert, Rowling gibi çok satar adına hapsolmamak için mahlas kullanan yazarların yanı sıra eski kaygıları taşıyanlar da hala yok değil. Mesela “Raşid’in Dürbünü“, “Kayıp Enlemler”, “Alametler Saati” romanları ile özellikle Türkiye’de çok sevilen Jamal Mahjoub gibi. Sudan asıllı yazar, Doğu ve Batı kültürleri arasında yolculuk yapan, iki kültür üzerine kafa yoran romanların dışında meğer gizli gizli polisiye de yazıyormuş. Parker Bilal adıyla yazdığı “Kahire’de Kayıp” ve “Kahire’nin Yanan Melekleri” geçen ay peş peşe yayımlandı.

“Flaubert’in Papağanı“nın yazarı Julien Barnes da Jamal Mahjoub’la aynı kaygıdan ötürü mahlas kullananlardan. “Duffy OmnibuJulian Barness”, “Going to the Dogs”,”Putting the Boot In”, “Fiddle City”, “Duffy”, “Vol a Tous Les Etages” isimli dedektif romanlarını Dan Kavanagh imzasını atan Barnes’ın bu kitapları henüz Türkçeye çevrilmedi.

Tabii bir de mahlasını isim eyleyenler var. Yani tüm kitaplarını aynı isimle yazanlar. Bunlardan biri 34 dile çevrilen ve toplam 3,5 milyon satan “Lizbon’a Gece Treni” romanının yazarı Pascal Mercier. Adını hep saklayan yazar bu durumu şöyle açıklıyor: Takma isim kullanmamın nedeni ilk başta korunma amaçlıydı. Zira bir profesörün roman yazması bazı zorluklar ve sorunlar yaratabilirdi. Daha sonra belki bu sorun ortadan kalkmış olabilirdi ama ondan sonra da değiştirmedim ve takma adla yazmayı sürdürdüm.”

Bu amaçla kullanılan mahlaslara “Erotik roman yazdığı için, adını saklayan” “Grinin Elli Tonu”nun yazarı E. L. James’i ve “Zaman Çarkı“nın yazarı Robert Jordan’ı da ekleyebiliriz. Asıl adı James O. Rigney olan yazarın “Zaman Çarkı“nın yazarının mahlas kullanmasının sebebi ise yayıncısının tavsiyesi... Böylece James O. Rigney, yayıncısı daha dikkat çekici bulduğu için 23 yılda zor tamamladığı “Zaman Çarkı“na kendi adını değil de Robert Jordan imzasını atmış. 2013 yılı Nobel Edebiyat Ödülü sahibi Çinli yazar Mo Yan’a gelince... Onun gerçek adı Guan Moye yerine ince “Konuşma!” anlamına gelen Mo Yan mahlasını kullanmasının ise ne bir yayıncıyla, ne endüstriyle ne de okurun belirlediği kimliklerle alakası var. O tamamen felsefi bir nedenle Mo Yan yani “Konuşma” ismini seçmiş kendine. Zira büyüme çağında annesi ve babası ona sık sık aklından geçenleri başkalarına söylememesini tembihlemiş. O da söylememiş ama yazmış!

Mahlas değil karakter

Yazarlar mahlas kullanarak aslında gerçek hayatta da kahramanlar yaratmışlardır ki, Pessoa kendisini başlı başına bir edebiyata dönüştürmüştür. Her bir eserini farklı bir isimle imzalamıştır: Ricardo Reis, Alvaro de Campos, Alberto Caeiro, Pero Botelho, Bernardo Soares... Ancak bunlar birer “takma ismin” çok ötesindeydi. Her bir ismin bir kişiliği, yazarlık serüveni hatta ideolojisi vardı. Mesela Alberto Caeiro’yi “bir gün, içimde ‘ustam’ doğdu” diyerek yaratmıştı. Pessoa’nın diğer kimliklerinin de ustası olan Caeiro, eğitimli biri değildi. Saf dille pastoral şiirler kaleme alıyordu. Alvaro de Campos ise fütürist bir mühendis, Ricardo Reis ise ufak tefek bir doktordu.

VOLTAİRE VE GORKİ DE MAHLASMIŞ

* Suat Derviş, edebi kaygılarla bazı romanlarını Süjet Doli, Hatice Hatip, Suat Süzan, Saadet Baraner, Suat Tepedenlioğlu isimleriyle imzaladı.

* Halide Edip Adıvar, eşinden ötürü “Halide Salih” adını kullandı.

* Aziz Nesin’in gerçek adı Mehmet Nusret, Yaşar Kemal’in de Sadık Kemal Göğçeli’dir.

* Peyami Safa, geçim sıkıntısı nedeniyle Server Bedi mahlasını kullanarak dergi ve gazetelerde yazılar yazmış, Cingöz Recai’leri imzalamıştır.

* Nazım Hikmet, yasaklı olduğu yıllarda Orhan Selim, Ahmet Oğuz Saruhan, Mümtaz Osman ve Ercüment Er takma isimlerini kullanmıştır.

* Reşat Nuri Güntekin geçim sıkıntısı nedeniyle Ateş Böceği, Ağustos Böceği, Yıldız Böceği, Cemil Nimet, Hayreddin Rüştü, Mehmet Ferit isimleriyle yazılar yayınlamıştır.

* Boris Vian, “Mezarlarınıza Tüküreceğim” romanını Vernon Sullivan adıyla yazmıştır. Bu romanı mahlasla yazmasının nedeni çok satan bir Amerikan romanı yazıp pazarlayabileceği iddiasıdır. Bunu kanıtlar da.

* Voltaire’in de gerçek adı Francois Marie Arouet’tir. Arouet, siyasi baskılar nedeniyle takma isim kullanmıştı.

* Daniel De Foe da politik düşmanı çok olduğu için T. Taylor, Andrew Morton ve “Görgü Şahitliği” anlamına gelen Eye Witness takma isimlerini kullanmıştır.

* Maxim Gorki’nin gerçek adı Alexey Maximovich Peskov’dir.

* Ruth Rendell da bazı romanlarını Barbara Vine adıyla yazmıştır.


Paylaş

Bir VatanKitap’ın perde arkasıBu ay üç özel röportajla çıkıyoruz okur karşısına. Bunlardan ilki Türk tiyatro tarihine sahneleye çıkan ilk kadın oyuncu Afife Jale'nin yaşamını romanlaştıran Osman Balcıgil'le bu büyük değer üzerine Ece Erol'un yaptığı şöyleşi oldu. Diğer bir özel röportajımızı Cemre Nur Meleke, Aslı Perker'le yeni romanı Flamingolar Pembedir üzerine gerçekleştirdi. Sinemaya da uyarlanan Kocan Kadar Konuş kitabıyla büyük çıkış yakalayan Şebnem Burcuoğlu ise özlenen sıcak mahalle özlemimizi, Cemal Süreya'ya gönderme yaparak Cemal ve Süreyya aşkı üzerinden giderdiği yeni romanı Süreya Kuaför Salonunu anlattı.

Devam