VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
20 Ağustos 2010 Cuma | Anasayfa > Haberler > Kütüphaneme dokunana karşı yaptığım savunma meşru müdafadır
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Kütüphaneme dokunana karşı yaptığım savunma meşru müdafadır

“Ben yayıncı bir dedenin, yazar bir annenin çocuğu olarak hep kitaplı evler görerek büyüdüm. Öyle dibine düşmüş bir armut türüyüm ki başka bir şey olmanın hayalini bile kurmamıştım zaten...”

Everest Yayınları Genel Yayın Yönetmeni Sırma Köksal, yazar Ayhan Bozfırat’ın kızı... Yani kitaplara olan tutkusu genetik... Kitapların bağımsızlıklarını ancak hangi rafa koyacağını bilemediğinde ilan ettiğini belirten Köksal, rafların önünün tozunu almak dışında kütüphanesine müdahale edene karşı yapılan savunmanın meşru müdaafa olduğunu söylüyor. Sırma Köksal, kütüphanesini VatanKitap"a anlattı:

- Kitaplar her yerde... En büyük bölümü çalışma odamda, sonra salonda kanapenin arkasında, yemek masasının arkasında bir tane daha ve sehpaların alt katlarında ve pencere arasında kalan duvara çaktırdığım raflarda... Hatta yaz aylarında balkondaki masada, bahçede hamağın başucundaki sehpada da yığılıp kaldıkları oluyor. Gerisi yatak odamda ve mutfakta... Nedenine gelince çok basit, sığdırabilmek için!

- Aslında kitaplar sürekli yer değiştirip duruyor evin içinde. Tabii ki dışarı çıkıyorlar, çıktılar mı da bir daha yerlerine dönmeleri epey zaman alıyor. Asla kitap giremez dediğim bir yer yok. Ne hayatım ne de evim böyle bir iddiaya, karara elvermiyor.

- Kitaplarım toplumun uzlaşamadığım kurallarını anlamaya ve onlarla neden uzlaşamadığımı çözmeye ve bazen de uzlaşmamakta ısrar etmeme yarıyorlardır. Bazen kolayca teslim olmanın eşiğine geldiğinizde kitaplar sizi uyarır. Bu da iyi bir şey... Çünkü uzlaşamadığınız kurallar sizin farklı kurallarınız, farklı talepleriniz olduğunu ve doğrularınızı savunmaya devam etmeniz gerektiğini belirler. Ama kitaplıklarım beni en çok benden, can sıkıntısından ve herkesin içinde bulunduğuna emin olduğum o derin boşluktan koruyor.

- Kitaplar bağımsızlıklarını hangi rafa koyacağıma karar veremediğimde ilan ediyorlar. Elimde kalakalıyorlar. Mesela benim evimde kitaplar, Türk edebiyatı, dünya edebiyatı, hukuk, genel tarih, sosyoloji, antropoloji, mitoloji, din-inanç, psikoloji, felsefe, Osmanlı tarihi, İstanbul, şehir ve şehircilik, biyografiler, sanat kitapları, yemek kitapları gibi başlıklar çerçevesinde ya konu ya da yazar soyadına göre bir disiplin içinde durur. Sonra birdenbire kalkıp Chanel kıyafetlerine dair bir kitap alıveriyorum. Buyrun, nereye koyacağım şimdi onu? Alın size bağımsızlık! Neyse bu tür kitaplar için ayrı bir raf yaptırıp kurtuldum. Bir de aynı yazarın değişik türlerde kitapları oluyor. Alın bir bağımsızlık girişimi daha! Hepsi edebiyata mı girecek, yoksa ayrı ayrı yerlerde mi duracak? Şaka gibi geliyor ama gerçekten zamanımı alıyor karar vermek. Lütfen söyler misiniz Beşir Ayvazoğlu’nun kitaplarının hepsini incelemeye mi koymalıyım yoksa bir kısmını biyografiye bir kısmını incelemeye ve şiirlerini de edebiyata koyarak parça parça mı etmeliyim? Bu durumda “1924” adlı kitap nereye girer? Her defasında unutup tekrar tekrar aramak zorunda kalıyorum böyle kitapları.

- Kitaplarla birlikte yaşıyoruz diye düşünüyorum. Unutmayın ki ben yayıncı bir dedenin, yazar bir annenin çocuğu olarak hep kitaplı evler görerek büyüdüm. Kitapsız evleri çok sonra gördüm; çıplak, boş ve anlamsız geldiler bana. Açıkçası kendimi çok şanslı görüyorum. Kitaplarım, kedilerim, köpeğim, küçücük de olsa bir bahçem var ve hayatta kitaplarla uğraşarak yaşıyorum. Öyle dibine düşmüş bir armut türüyüm ki başka bir şey olmanın hayalini bile kurmamıştım zaten.

- Hayattaki ilk evim annemin ölümünden sonraydı ve zaten ondan kalan binlerce kitapla birlikte başladım hayata. Dolayısıyla evleri kitaplara göre büyütmek zorunda kalmadım zaten kitapların sığabileceği evlerim oldu hep. Ama sık sık eleme yapan biriyimdir.

- Kütüphanemde rafların önünün tozunu almak dışında müdahale edeni gözümü kırpmadan öldürürüm ve bence meşru müdafaya girer.

- Tabii ki tüm kitapları okumak gibi bir baskı hissetmiyorum. Bu bir felaket olurdu. Düşünsenize her yıl ne kadar çok kötü kitap yayımlanıyor. Ne yani bitmez tükenmez aşk kırgınlıklarını anlatan saçmalıkların hepsini ya da vampirli zırvalıkları, daha da beteri ne idüğü belirsiz varoluş sorunlarıyla kafamı şişiren ve bence hepsi aynı yaratıcı yazarlık kursundan mezun olmuş ve tek dertleri de kendi sığlıkları olan tüm o gevezeleri mi okumak zorunda kalacağım? Daha neler! Sadece merak ettiğim kitapları okumak zaman kalırsa da sevdiklerimi yeniden okumak istiyorum.

Paylaş

İtimatGaliba en iyisi bir çırpıda söylemek. Doktorların yaptığı gibi. Ekim’den beri kanser tedavisi görüyorum ve biraz daha yolum var.

Devam
15 Eylül 2017 Yıl : 13
Sayfa : 163