VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
29 Aralık 2009 Salı | Anasayfa > Haberler > Lisbeth Salander yaşamalı!
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Lisbeth Salander yaşamalı!

Millenium""u çocukken Dumas""ı okurken duyduğum aynı mutluluk ve heyecan içinde okudum.

Mario Vargas Llosa

Hikâye okumaya 10 yaşında başladım ve şimdi 73 yaşındayım. Bu süre içerisinde yüzlerce, belki de binlerce hikâye okumuş olmalıyım. Hatta birçoğunu tekrar tekrar okumuş, birçoğunu da inceleyip eğitimlerimde kullanmışımdır. Kendimi övmek için söylemiyorum. Kitaplardan edindiğim deneyim, bir hikâyenin iyi, kötü ya da çok kötü olduğunu hemen anlamama yardımcı oluyor. Bu deneyim ayrıca, hikâyeyi okumaya başlar başlamaz, masum bir okurun gözünden kolaylıkla kaçabilecek hikâyede işlenmiş öğeleri, çelişkileri, bakış açısındaki hataları, yazarın ve dönemin yeniliklerinin hemen farkına varıp, okur zevkimin zehirlenmesine de sebep oluyor.

Bu açıklamayı neden mi yaptım? Birkaç haftamı Stieg Larsson"un üçlemesini, Millenium"un üç kitabını, yaklaşık 2.100 sayfayı bir çırpıda, çocukken Dumas"ı, Dickens"ı ve Victor Hugo"yu okurken, her sayfayı çevirirken acaba şimdi ne olacak diyerek, duyduğum aynı mutluluk ve heyecan içinde, sürekli hikâyenin biteceği endişesini, öksüz kalacakmış hissini taşıyarak okudum.

Üçleme eleştirmen okur olarak sahip olduğum tüm savunma mekanizmasını yerle bir etmeyi başardı. Buradaki hikâye hiçbir zaman şiirin mükemmelliğine ulaşamayacak, şekil açısından kusurları olan ama aynı zamanda olağanüstü bir türdür. Sanırım konuyla ilgili hissettiklerimi dünyada milyonlarca okur da hissetmiş, halen hissetmekte ve hissedecektir. Eserin talihsiz İsveçli yazarı Stieg Larsson"un gerçekleştirdiği bu öykünün harikalığının farkına varamadan ölmüş olması beni gerçekten çok üzüyor.

Hiç utanmadan tekrar ediyorum: Harika. Hikâye iyi yazılmamış (belki de çevirmenin kullandığı Madrid ağzına ait fazla miktarda kelimenin İsveçli kahramanların ağzında biraz sahte kalmış olmasındandır) ve eserin yapısında da sık sık kusurlara rastlamama rağmen, bütün bunların hiç önemli olmadığını düşünüyorum. Çünkü hikâyenin konusunun inandırıcı gücü o kadar kuvvetli ki, kahramanları o kadar duru, beklenmedik, çekici, beğenilen tiplemeler ki, okurlar teknik kusurların çok uzağından geçiyorlar. Aksilikler, entrikalar, cesurluklar, kötülükler ve büyüklüklerin etkisinde kalan, iştahlı, mutlu, korkmuş ve heyecanlı okurlar hikayenin her adımında yoğun yaşanan, şiddetli, macera ve sürprizlerle dolu kötülüklerin çok sayıda, her yerde olduğu ama iyiliklerin kötülüklerle mücadelesinden hep zafer ile çıktığı bir hayatın farkına varıyorlar.

İSVEÇ CEHENNEMİN ŞUBESİ GİBİ!

Polisiye roman yazarı Donna Leon Millennium"u, içerisinde sadece kötülük ve adaletsizlik olan bir eser olarak nitelendirerek iftira atmaktadır. Aksine bu üçleme, en eski Batı edebiyatının, yani adaleti sağlayan Amadis, Tirante, Don Kişot gibi medeni insanlar olan ve toplumun istismarından ve zulmünden insanları korumak için sorumluluklarını kuşanıp haksızlıklarla mücadele eden, kötülükleri cezalandıran kahramanların yer aldığı geleneğin çerçevesine tam anlamıyla uymaktadır. İşte eserin iki kahramanı olan Lisbeth Salander ve Mikael Blomkvist de bu görevi üstlenmişlerdir. Stieg Larsson"ın yeniliği ve büyük başarısı, alışılagelmiş durumları alt üst etmiş olması ve kadın olan bir kahramanı en aktif, en cesur ve tarihin en zeki kişisine dönüştürmüş olmasıdır.

Lisbeth Salander"siz bir İsveç nasıl olurdu acaba? Sevilen ve sevecen bu kadın hacker olmadan. Yeryüzünü dolduran bütün ülkeler arasında yer alan İsveç, gelişimin demokratik idealine, adalete, vatandaşların olanakları konusunda eşitliğe hep en yakın olarak düşündüğümüz bu ülke, Larsson"un bu üçlemesinde, yargıçların suç işlediği, psikiyatrların işkence uyguladığı, polislerin ve casusların eşkıyalık yaptığı, politikacıların yalan söylediği, iş adamlarının üçkağıtçılık yaptığı bir yer; tıpkı cehennemin bir şubesi gibi.

Ufak tefek, zayıf, vücudunun her bir tarafı delikler ve ejderha dövmeleriyle dolu, diken gibi saçları olan, silahı bir kılıç ya da revolver değil, elinin altında olduğu sürece onu bir tanrıça yapabilecek bilgisayarı olan bu kız iyi ki de var. Bilgisayarı ile insanların en samimi hayatlarına kadar girerek gerçeklere ulaşmayı başaran bu kızın o küçük yüzünün altında sonsuz bir yumuşaklık, ahlaki saflık yatıyor ve etrafındaki katillerle, sapıklarla mücadele ediyor.

Eserde yer alan kadın kahramanların sayısı oldukça fazla, çünkü halen kadınlara karşı güç kullanılan bu dünyada, Lisbeth gibi eşitliği elde etmiş hatta daha da üstünleşmiş, cesur, suç işlemeye oldukça eğilimi olan erkelerde pek de bulunmayan reformist güdülere sahip birçok kadın var artık.

Eserde birçok farklı ortam mevcut, milyonerler, polisler, yargıçlar, sanayiciler, bankacılar, avukatlar vs. Ama içlerinde en güzel anlatılanlar, yazarın da yabancı olmadığı meslek grubu, yani gazeteciler. Millennium dergisi aylık ve limitli tirajı olan bir dergi. Okurları da seçkin kişiler. Dergide çalışanlar ise çok güçlü düşmanlarına bile başkaldırmaktan, gerekli olduğu zaman hayatlarını riske atmaktan çekinmeyen kişiler. İşlerini başarıyla ve büyük bir tutkuyla yapıyorlar. Okurlarına, yolunda gitmeyen birçok şeyin yanı sıra, yolunda giden bazı şeyler de olduğunu göstererek, umutlarını canlı tutmalarını sağlıyorlar.

Edebiyatta, adalet savunucularının başrolde olduğu diğer tüm eserler gibi bu üçleme de, biz okurlara gizlice destek oluyor, yaşamaya mahkum olduğumuz bu kusurlu ve yalancı dünyada her şeyi kaybetmiş olmadığımızı bizlere anlatarak, umutlarımızı yeşertiyor. Bizlere halen bazı modern Don Kişotlar olduğunu gösteriyor. Kurgunun ölümsüzlüğüne hoş geldin Lisbeth Salander.


* Not: El Pais gazetesininden çeviri.

Paylaş

Bir VatanKitap’ın perde arkasıBu ay üç özel röportajla çıkıyoruz okur karşısına. Bunlardan ilki Türk tiyatro tarihine sahneleye çıkan ilk kadın oyuncu Afife Jale'nin yaşamını romanlaştıran Osman Balcıgil'le bu büyük değer üzerine Ece Erol'un yaptığı şöyleşi oldu. Diğer bir özel röportajımızı Cemre Nur Meleke, Aslı Perker'le yeni romanı Flamingolar Pembedir üzerine gerçekleştirdi. Sinemaya da uyarlanan Kocan Kadar Konuş kitabıyla büyük çıkış yakalayan Şebnem Burcuoğlu ise özlenen sıcak mahalle özlemimizi, Cemal Süreya'ya gönderme yaparak Cemal ve Süreyya aşkı üzerinden giderdiği yeni romanı Süreya Kuaför Salonunu anlattı.

Devam