VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
14 Temmuz 2015 Salı | Anasayfa > Haberler > Macera çizgisini bozmadan devam ediyor
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Macera çizgisini bozmadan devam ediyor

ABD’li yazar Chuck Palahniuk tarafından 1996’da yazılan ve bir yeraltı fenomenine dönüşen “Dövüş Kulübü“ çigi roman olarak kaldığı yerden devam ediyor. On ayrı fasikül olarak yayımlanacak olan “Dövüş Kulübü 2”nin her bir sayısı Amerika’daki orijinal baskılarla eş zamanlı olarak yayımlanacak.

BURAK ELDEM



Chuck Palahniuk için “internet çağı yazarlarının en popülerlerinden biri” desek, pek de abartmış sayılmayız. Doksanlı yılların ikinci yarısından itibaren “aykırı edebiyat” dünyasının yıldızları arasına giren Ukrayna asıllı Amerikalı yazar, cüretkâr üslubu ve “başkaldırı kokularına bürünmüş“ tarzıyla yakaladığı okur kitlesinin ilgi ve coşkusunu, internet üzerinde fan sayfalarıyla canlı tutmayı başarabilen ender isimlerden biri.
Şu günlerde Türkçesi “Bir Haz Markası“ adıyla yayımlanan ve tanıtımında “kadın hazzına dair karanlık pazarlama imkânları hakkında bir roman” ifadesiyle sunulan “Beautiful You” adlı yeni kitabıyla gündemde olsa da, Palahniuk’un bu muazzam popülaritesini büyük oranda 1996 tarihli “Dövüş Kulübü“ne borçlu olduğunu söylemekte bir sakınca yok. 1999’da sinemaya da aktarılan ve “modern kapitalist dünyada” derin yankılar uyandıran bu tuhaf ve “erkeksi” roman, onun adını kitap dünyasında bir “marka” haline getirme yolunda ciddi bir dönüm noktası olmuştu.

Palahniuk, aslında yazarlığa biraz “geç“ sayılabilecek bir yaşta adım atmış, ilk romanını da otuzlu yaşlarının ortalarına geldiğinde kaleme almış bir yazar. Gazetecilik eğitimi almasına ve yerel radyolarda ya da yayın organlarında bir süre çalışmasına karşın, mesleği bir kenara bırakıp Freightliner adlı bir kamyon firmasında dizel teknisyeni olarak çalışmaya başladığı ve yazmayla olan ilişkisinin uzunca bir süre yalnızca kamyon tamiri üzerine hazırladığı el kitaplarıyla sınırlı olduğu biliniyor. Sonrasında, sosyal sorumluluk projeleri olarak adlandırılabilecek organizasyonlarda (evsizlere sığınma yeri, ağır hastaların bakımı vb) görev alıyor bir süre. Yazarlığa karar vermesi ve bunu ciddiye alarak çalışmaya başlaması, “arkadaş bulma” amacıyla katıldığı, Amerikalı yazar Tom Spanbauer’in yazarlık atölyesine katılması sonrasında gerçekleşiyor.

YAYINCI REDDETMİŞTİ

Yaşam hikâyesi, oldukça “ağır” ve travmalarla dolu, Palahniuk’un. Bu travmaların en büyüğü, 1999 yılında babasının bir cinayete kurban gitmesi. Gazete ilanı aracılığıyla tanıştığı bir kadınla duygusal ilişkiye giren babası, kıskanç eski eş tarafından kadınla birlikte öldürülüp yakılıyor. Hikâyenin tüm rahatsız ediciliği bir yana, Palahniuk cinayet davasına müdahil olup sanık için ölüm cezası da talep ediyor ki, ruhunda derin izler bırakan travmalardan biri de bu. Duygusal örselenmişliğinden sıyrılmanın ve belki de kendini iyileştirmenin yollarından biri olarak, yazmaya veriyor kendini büyük bir istekle ve ilk romanı “Görünmez Canavarlar”ı (Invisible Monsters) kaleme alıyor. Ne var ki, yayıncı bulma konusunda şansı pek de yaver gitmiyor bu ilk denemesinde; roman, gönderdiği yayınevlerince “içeriğin rahatsız edici olduğu” gerekçesiyle reddediliyor. Belki de bu olaya, Palahniuk’un yazarlık kariyerinde bir dönüm noktası denebilir. Çünkü hemen ardından, “o yayıncıları daha da rahatsız etmek” için, kendisini büyük üne kavuşturacak olan “Dövüş Kulübü“nü yazmaya başlıyor hırsla.

İlkin kısa hikâye olarak tasarlanıp sonradan Palahniuk tarafından roman haline getirilen bu sıradışı yapıtın konusu kısaca şöyle: Adını bilmediğimiz “anlatıcı“, bir otomobil firmasında çalışırken yaptığı iş yolculukları sırasında kronik uykusuzluk (insomnia) hastalığına maruz kalmıştır ve huzurunu kaçıran bu derdine çare aramaktadır. Doktorunun tavsiyesiyle, “gerçekten acı çekmenin ne olduğunu anlaması için”, testis kanseri olan hastaların katıldığı bir terapi grubuna yönlendirilir. Kanser olmadığı halde burada hastaymış gibi davranmakta ve başkalarının acılarını yakından görerek, kendi rahatsızlığına gidermeye çalışmaktadır. Burada, tıpkı kendisi gibi, hasta olmadığı halde gruplara katılan Marla Singer ile tanışır ve aralarında adı konamayan tuhaf bir ilişki başlar. Aynı dönemde anlatıcımız, yine fazlasıyla “sıradışı“ bir karakter olan Tyler Durden ile de tanışacak ve apartmanı bir “kaza” sonrası oturulamayacak hale geldiğinde, onun evine taşınacaktır.

Romanın tüm ürpertici garipliği de, bu tanışıklık sonrasında gerçekleşecektir zaten. Bir “gölge kişilik” olan Tyler, kahramanımızın hayatını radikal biçimde değiştirmek üzeredir.

İki adam, öfke, sıkıntı ve gerilimlerinden kurtulmak için, Tyler’ın önerisiyle fazlasıyla “şiddet” içeren bir terapi yöntemi geliştirirler: Birbirlerine acımasızca vuracaklar, içlerinden biri “pes” diyene dek dövüşeceklerdir. Bir süre sonra, aralarına yeni insanların katılmasıyla bu terapi seansları, bir “yeraltı örgütü“nün ritüellerine dönüşür. Gizli yerlerde yapılan şiddet dolu toplantılarda bir araya gelen insanlar, anlatıcımızın önderliğinde bir “dövüş kulübü“ kurmuşlardır artık.

HEM YAZILDI HEM ÇİZİLDİ

Böylece, Tyler’ın yönlendirmesi ve kahramanımızın yönetimiyle, kendine oldukça ciddi bir hedef belirlemiştir: Kapitalist uygarlığı yerle bir etmek. Bu amaçla, birbiri ardına etkili ve “yıkıcı“ sabotaj eylemleri düzenlenir ve “nihai darbe”ye doğru ilerlenir. Ancak baştan beri olan bitenden rahatsız olan ve Dövüş Kulübü‘nün varlığından habersiz bırakılan Marla, olayların gelişimine müdahil olmak isteyecek ve anlatıcımızı, ürkütücü gerçekle yüzleşmeye zorlayacaktır: Tyler Durden diye biri yoktur, hiç var olmamıştır; bu kişilik, kahramanımızın insomnia süreci sırasında ortaya çıkmış, düşsel bir varlıktır. Bir başka deyişle, akli dengesi ciddi biçimde sarsılmaya başlayan bir hastanın, kontrolü ele almaya başlayan “gölge kişiliği”dir.
“Dövüş Kulübü“nün ilk yayımlanışının üzerinden 19 yıl geçtikten sonra, hayranları ve yayın dünyasının bir “devam kitabı“ için yaptıkları ısrarlı baskılara uzun süre direnmişti Palahniuk. Ancak sonunda, bu öneriyi başka bir popüler kültür mecrasının sınırları içine girerek değerlendirme kararı verdi. “Dövüş Kulübü 2” yazılacaktı yazılmasına ama aynı zamanda “çizilecekti” de. Başlangıç noktasını hikâyenin bittiği andan on yıl sonrası olarak belirleyen yazar, dünya çapında büyük ilgi yaratan romanının devamını “çizgi öykü“ olarak getirmeye karar vermişti. Anlatıcımız, o tuhaf, gerilimli, sanrılarla dolu dönemi geride bırakmış ve tedavisinin ardından “düzenli” bir hayata geçiş yapmıştır. Evlidir ve bir çocuğu vardır artık. Her gün işine gidip gelmekte, düzenli olarak aldığı haplarıyla ayakta durmaya çalışmaktadır ama mutsuzdur ve kendisini bir kapan içinde hissetmektedir. Yeni “Dövüş Kulübü“, hikâyeyi buradan devam ettiriyor ve okura on çizgi kitap içinde tamamlanacak, yine “kült” olmaya aday bir seri vaat ediyor. Palahniuk’un kitaplarını “Dövüş Kulübü“nü seven, hikâyenin tadı damağında kalan ve bir “devam” bekleyen Palahniuk hayranları için kaçırılmayacak bir fırsat.

Batman’in de çizeri

“Dövüş Kulübü“ bitmiş, kahramanımız tedavi olmuş ve Marla’yla evlenmiştir. İşte çizgi romanın “#0” numaralı ilk fasikülü, romanın bittiği yerden, on yıl sonrasından başlıyor. Bu arada artık kahramanının yani anlatıcının adını da öğreniyoruz; Sebastian.
Evden işe, işten eve gidip gelen bir aile babasıdır Sebastian. Tyler ise aralarında dolaşıp durmaktadır. “Asla uyuyamazsın, asla uyanamazsın” sözleri bir hayalet gibi her karede kendini göstermekte.

Nasıl evrileceği, nereye akacağı “vurgulanmayan” hikayenin çizeri ise ABD’nin önde gelen izerlerden Cameron Stewart. “Batgirl”, “Batman ve Robin”, “Kedi Kadın”, “Assassin’s Creed” gibi iz bırakan pek çok kitabın illüstratörü olan Stewart, ayrıntılı çizimleri, karelerde boşluk bırakması ve bilgisayardan faydalanmasıyla tanınıyor.
“Dövüş Kulübü“nün önceki karanlık atmosferini yok maceranın devamında. Daha bir aydınlık havası var. Ne de olsa bu kez mekan, birbirlerinin çenesini burnunu kıran erkeklerle dolu izbe bir ev yerine banliyödeki bir aile evi. Ancak Sebastian’ın zihni için aynı şey söz konusu değil. Evin düzeni ve onun zihni arasındaki uğultu, Sebastian’ın haplarla ayakta durmaya çalışan hali bir gerilim yaratıyor.
Çizgi romanın grafik anlatıcına gelince... “Dövüş Kulübü“nün sinema uyarlamasının büyük ilgi görmesinin tek nedeni Edward Norton ve Brad Pitt’ten oluşan güçlü oyuncu kadrosu değildi elbette.

Palahniuk’un diyalogları, anlatımı ve kurgusu da sinematografiye çok uygundu. Bu “Dövüş Kulübü 2” için “büyük bir avantaj” olarak tanımlanıyor.


Paylaş

Bir VatanKitap’ın perde arkasıBu ay üç özel röportajla çıkıyoruz okur karşısına. Bunlardan ilki Türk tiyatro tarihine sahneleye çıkan ilk kadın oyuncu Afife Jale'nin yaşamını romanlaştıran Osman Balcıgil'le bu büyük değer üzerine Ece Erol'un yaptığı şöyleşi oldu. Diğer bir özel röportajımızı Cemre Nur Meleke, Aslı Perker'le yeni romanı Flamingolar Pembedir üzerine gerçekleştirdi. Sinemaya da uyarlanan Kocan Kadar Konuş kitabıyla büyük çıkış yakalayan Şebnem Burcuoğlu ise özlenen sıcak mahalle özlemimizi, Cemal Süreya'ya gönderme yaparak Cemal ve Süreyya aşkı üzerinden giderdiği yeni romanı Süreya Kuaför Salonunu anlattı.

Devam