VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
30 Ekim 2013 Çarşamba | Anasayfa > Haberler > Mahkeme salonlarından hapishaneye
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Mahkeme salonlarından hapishaneye

Hukuki gerilimin babası John Grisham, Türkçeye çevrilen son romanı “Vurguncu”da, 10 yıla mahkum edilen ve masum olduğunu iddia eden bir avukatın üstün zekasıyla cezaevinden kurtulma hikâyesini anlatıyor.

Özlem Akalan


Bir çırpıda sayabileceğimiz romanların yazarıdır John Grisham; “Müşteri”, “Jüri”, “Yağmurcu”, “Masum Adam”, “Ortak”, “Pelikan Dosyası”, “Şirket”. Hepsi de hukuk sistemini mercek altına alan, gerilim dozu yüksek polisiyeler. Romanları 40 dile çevrilen, yüz milyonlarca kopya satan ve dokuzu beyazperdeye uyarlanan Grisham, her yazdığı kitapla çok satanlar listesine bir numaradan giren usta bir kalem. Türkçeye çevrilen yeni romanı, yazarın şimdilik son romanı olan “Vurguncu”. Şimdilik diyoruz çünkü Grisham’ın 1989’da yayınlanan ilk romanı “Öldürme Zamanı”nın devamı olan “Sycamore Row”’un bugünlerde yayınlanması bekleniyor.
Bildiğiniz üzere John Grisham’ın en belirgin özelliği, kendisi de eski bir avukat olduğu için, hukuk konularını romanlarının merkezine oturtması. Sistemin nasıl işlediğinden ziyade neden ve nasıl işlemediğini ve adalet düzeninin çürümüşlüğünü gözler önüne seren Grisham bu kez, başkahramanı avukat olmasına rağmen olayların mahkeme salonlarında geçmediği bir roman kaleme almış. Elbette kahraman avukat olunca hukuktan bahsetmek kaçınılmaz oluyor ama “Vurguncu” için “daha klasik bir polisiye-gerilim” demek mümkün. Romanın çıkış noktası, hapisteki kahramanın cezasını hafifletecek bir federal kanun maddesi olsa da, bu kez arka plan, mahkeme salonları değil hapishaneler!
“Vurguncu”nun kahramanı, Malcolm Bannister adında, 43 yaşında, siyahi ırktan bir avukat. Kendi deyimiyle “hiç ilgisi olmayan bir suçtan” ötürü tam 10 yıl hapis cezası almış; üstelik bu 10 yılın yarısını tamamlamıştır. Orta ölçekli bir avukatlık şirketindeki ortaklığını ve avukatlık yetkisini kaybetmiş, dava süresince kendisine destek olan karısı ise Bannister hüküm giyince ilk iş olarak boşanıp başka biriyle evlenmiştir. Yaptığı tüm temyiz başvuruları sonuçsuz kalan avukatı ne arayan ne de soran vardır. Bir tek babası ayda bir ziyaretine gelip yarım saat kalıp gitmektedir. Hapishanedeki günleri, kütüphanede çalışarak ve hükümlülere gönüllü avukatlık yaparak geçmektedir. Birkaç tutuklunun vaktinden önce salıverilmesini sağlaması, onu hapishanede bir efsane haline getirmiştir. Herkes tutuklanmasına sebep olan vakaları tüm detayıyla Bannister’a anlatmaktadır; hatta kendi avukatlarından bile gizledikleri sırları onunla paylaşmaktadır.
İşte bu mahkumlardan birinin anlattıkları, mafya işlerine bulaştığı ve kara para akladığı için mafya üyelerinden bile fazla ceza alan, üstelik bunu bilerek yapmadığı için haksız yere hapis yattığını iddia eden Bannister için kurtuluşun anahtarıdır. Çünkü bir süre önce cinayete kurban giden federal yargıç Raymond Fawcett’ı kimin öldürdüğünü bilmektedir. Yargıç Fawcett ve aynı zamanda âşığı da olan sekreterini öldüren katil, evdeki kasayı da boşaltıp kaçmıştır. Günler süren araştırmalara rağmen federal ajanlar bir adım bile ilerleyememiştir. Bannister, FBI ajanlarına katilin ismini verip hapisten erken çıkmayı planlamaktadır. Çünkü, kriminal davalarla ilgili federal yasanın 35’inci maddesine göre, “bir mahkum, eğer federallerin ilgilendiği başka bir suçun failinin açığa çıkmasını sağlarsa, mahkumun cezası hafifletilebilir!”

YENİ HAYAT
Cezaevi müdürünün yardımıyla FBI ajanlarıyla görüşen Bannister, katilin adını vererek hapishaneden çıkmayı ve tanık koruma programına katılmayı talep etmektedir. Önce inanmaz elbette FBI; zaten tutuklu avukat da katilin isminden başka bir şey söylemez. Ne sebep vardır ortada, ne kasanın içindekilere dair bir bilgi ne de elle tutulur bir kanıt. Yine de şansını deneyen FBI ajanları, saatler süren sorgulamanın ardından Quinn Rucker’a yargıç Fawcett’ı öldürdüğünü itiraf ettirirler. Böylelikle Bannister cezaevinden çıkar ve tanık koruma programına katılır.
Yeni bir isim, yeni bir geçmiş, yeni bir meslek hatta estetik ameliyatla yeni bir yüz. Artık özgür bir adamdır Bannister. Ne var ki çok geçmeden, alınan tüm önlemlere rağmen, Quinn Rucker’ın adamları peşine düşer. Amaçları bellidir; davada tanık olmasını engellemek ve intikam almak için Bannister’ı öldürmek. Bundan sonra aksiyon dolu asıl macera ve gerilim başlar.
Elbette her zaman olduğu gibi romanın sonuna kadar çözülemeyen düğüm, okuru bir kez daha Grisham’ın hayal gücüne hayran bırakıyor.

İLK SİYAHİ KAHRAMAN
Romanın henüz başında kahramanımız Malcom Bannister, siyahi ırktan olduğunu altını çizerek vurguluyor. Hapisanede “siyahlar” ile “beyazlar”ın ayrı ayrı takıldıklarını, tıpkı ortakları gibi müşterilerinin çoğunun da kendi ırkından olduğunu söylüyor. Bu bilgiler ışığında romanın 60’larda, 70’lerde geçtiğini düşünmüştüm, yanılmışım. Günümüzde geçen romanda yazar, “buradan” bakınca artık silindiği düşünülen ırk ayrımına dokundurmadan edememiş. İlk kez siyahi bir roman kahramanına hayat veren Grisham, bunun için okuyucularından çok talep geldiğini söylüyor. Okurlarına karşı görevini yerine getirme arzusuyla olsa gerek yazar, siyahi bir avukatın gözünden ayrımcılığı, satır aralarına yerleştiriyor. Yıllar öncesinde kalan avukatlık günlerinden hatırladıklarıyla yola çıkarak yazan Grisham, güncel olaylardan ve haberlerden beslendiğini söylüyor.

YÜKSEK EDEBİYAT YAPMIYORUM
John Grisham, her sabah yedide elinde kahvesiyle bilgisayarının başına oturup yazmaya başlıyor. 25 bestseller kitabını aynı bilgisayarla yazan Grisham, 20 yıldır da aynı kahve markasını tercih ediyor. Beş-altı sayfa yazdıktan sonra öğle yemeği için ara veriyor. Bu süre zarfında ne telefonu ne interneti açıyor.
“Yüksek edebiyat yapmaya çalışmıyorum” diyor yazar ve ekliyor; “Onu başkalarına bırakıyorum ve edebi eserleri okumaktan büyük keyif alıyorum.
Ama ben yapmak istediğimi yapıyorum. ‘Vurguncu’ gibi bir romanı kaleme almak benim için yeterli, çünkü dünya çapında milyonlarca insan onu okuyacak.” John Grisham bir sırrını da paylaşıyor okurlarıyla: “Kötü eleştiriler canımı hiç sıkmıyor çünkü 10 yıl kadar önce onları okumayı bıraktım!”

* John Grisham’ın beyazperdeye uyarlanan romanlarında Sydney Pollack, Francis Ford Coppola, Joel Schumacher, Alan J. Pakula gibi isimler yönetmenlik yaparken, Julia Roberts, Tom Cruise, Gene Hackman, Danzel Washington, Demi Moore, Susan Sarandon, Dustin Hoffman, Sandra Bullock gibi isimler unutulmaz karakterlerini canlandırdı.

Paylaş

İtimatGaliba en iyisi bir çırpıda söylemek. Doktorların yaptığı gibi. Ekim’den beri kanser tedavisi görüyorum ve biraz daha yolum var.

Devam
15 Eylül 2017 Yıl : 13
Sayfa : 163