VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
11 Ocak 2017 Çarşamba | Anasayfa > Haberler > Manguel’in gözünden okuma yolculuğu
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Manguel’in gözünden okuma yolculuğu

Arjantinli yazar-çevirmen Alberto Manguel, 2013 tarihli bu denemesinde, “Dünya okumamız gereken bir kitaptır,” düşüncesini hareket noktası alarak insanı, kitapları, dünyayı başlı başına birer metafor olarak değerlendiriyor.

TEKİN BUDAKOĞLU


Demek ki yaşamak dünyanın kitabında yolculuğa çıkmaktır, okumak yani bir kitabın içinde yolunu bulmak ise, yaşamak, dünyanın kendisinde yolculuk etmektir.”

Dilin aktarmakta eksik kaldığı anlam boşluklarını doldurmak için nesneleri, düşünceleri, eylemleri metaforlara döker, böylelikle insanı ve dünyayı anlamaya çalışırız. Alberto Manguel de “Gezgin, Kule ve Kitapkurdu: Metafor Olarak Okur” isimli deneme kitabında, bu fikirden, yani deneyimlenen her eylemin dille aktarılamayacağından yola çıkarak metaforların önemine vurgu yapıyor. Manguel, üç ana başlık altında ele aldığı denemelerinde, okuryazar toplumların, insanın evrenle arasındaki ilişkiyi adlandırmak için sıkça kullandığı “Dünya okumamız gereken bir kitaptır” düşüncesini hareket noktası alarak insanı, kitapları, dünyayı başlı başına birer metafor olarak değerlendiriyor.
“Dinleme büyük ölçüde edilgen bir eylemdir; okumaysa, tıpkı yolculuğa çıkmak gibi etkindir,” diyor Manguel. Ona göre “okuma” ile “dünyada hareket etme” eylemleri arasında yadsınamaz bir ilişki mevcut. Sözgelimi, ünlü destan Aeneas’ın gittiği somut gerçek yol ile Augustinus’un hayatta izlediği metaforik yol arasında güçlü bir bağ olduğunu gören Manguel, Kutsal Kitap’ın da aynı gözle okunabileceğini düşünmek için yirminci yüzyılın İsrailli romancısı Yehuda Amichai’ye kulak kesilmek gerektiğini söylüyor: “Kutsal Kitap’taki yollarla okurlarının gittiği yollar arasında ilk geçilmesi gereken Kutsal Metinlerin sözleridir: İlk hac yılları okumayla ilgilidir.”
Sözleri eylemle, metni yolculuk metaforuyla bağlamasının ardından okuru da bu yolculuğun her anını adım adım yaşayan bir gezgin olarak imgeliyor Manguel. Öyle ya; okur daha ilk sayfadan itibaren metnin köşe taşlarına dikkat kesilir, kahramanları tanımaya, karakterlerin eylemlerini anlamlandırmaya çalışır. Etkin okur, bizzat yazar ve kahramanlar kadar metnin omurgasını oluşturan sacayaklarından biridir.
Manguel de bunun üzerine giderek gezgin imgesiyle birlikte, tıpkı metnin kendisi gibi okuru da modern zamanlara özgü bir noktaya taşıyarak, ona aktif bir rol biçiyor. Gılgamış Destanı’nı örnek gösterdiği denemenin sonunda, bir gezgin edasıyla metnin içinde yol alan okurun, kaçınılmaz olarak destanın bir parçası hâline geldiğini söylüyor:
“Biz okumaya başlar başlamaz, ozanın öğüdüne de kulak vermiş oluyoruz; destanın bir parçası haline geliyoruz. Birinci tabletin ilk sözcüklerinden itibaren okurlar olarak artık biz de Gılgamış’ın yol arkadaşlarıyız.”
Daha ilk satırlarda Kral Gılgamış’ın yolculuğunun bittiği bellidir. Bizden önce en azından yazar tarafından bütün bu yollar yürünmüş olsa dahi okur daha bu yolculuğa çıkmamış, dağları, çölleri, ormanları aşmamıştır; dolayısıyla Gılgamış’ın tamamladığı macerayı yeniden deneyimlemek bu kez okura düşer. Okurun gezgin rolünü üstlendiği bu macerada metin de elbette“mekân” metaforuna evrilecektir: “Metin gezilecek coğrafyaları yaratmış, yerler arasındaki mesafeyi ve ona eşlik eden fiziksel yolculuğun sıkıntılarını ortadan kaldırmmıştı.”

Gezgin ruhun ölümü
Kaldırılan bu sınırları yeniden inşa etmek, bir yönüyle artık okurun işidir. Böylelikle okumak hareketin, eylemin kendisine dönüşür ve gezgin olarak biz de özelde Gılgamış’ın, genelde bütün metinlerin akışındaki yolculuk sırasında kahramanlarla birlikte maceranın bir unsuru olarak oradan oraya sürüklenir, yeni yerler, insanlar, âdetler keşfederiz. “Okumak,” diyor Manguel,“sezgilerimizi gerçek olarak yaşamamızı, deneyimle öğrenmeyi gözle görülebilir ölçüde metnin içine geçmeye dönüştürmemizi sağlar.”
O hâlde önüne çıkan bütün engelleri aşan, gözü kara bir kâşiftir okur. Öyle ki kimi zaman bu keşfetme arzusu yüzünden var olan kimliğinden de sıyrılır, sıyrılmalıdır. Okur, yeri geldiğinde kendi gerçekliğinden feragat ederek metnin kurmaca karakterlerinden birine dönüşebilmedir: Onu yolculuğun asli unsurlarından biri yapan da bu, kurguya eklemlenebilme özelliğidir.
Teknolojinin hızla gelişmesi, hemen her alanda olduğu gibi kültürel reaksiyonlarda da bazı değişikliklere neden oldu. Dergilerin çoğu matbu basımlarını dijital platforma taşımaya başladı; blogların, yazar adaylarının toplandığı sitelerin sayısı gün geçtikçe artıyor, e-kitapların okunma oranı basılı kitapların okunma oranına yaklaştı, hatta bazı verilere göre geçti bile. Bu noktada, gelişen teknolojik atılımlara da bir parantez açıyor ve sanal okumanın, okuru metne bağlayan “gezgin ruhu” öldürdüğünü savunuyor Manguel. Noteboom’dan alıntılıyor: “Kanıtlaması olanaksız olsa da şuna inanıyorum: Dünyada öyle yerler vardır ki kişi oraya ayak bastığında veya ayrıldığında daha önce oraya varmış ve ayrılmış herkesin duygularıyla gizemli bir şekilde yüceltilir. Hafif bir ruhun etkisindeki herhangi birisi Amsterdam’daki Schreierstoren, Keder Kulesi dolaylarında, geride kalanların birikmiş hüznünün etkisiyle havada yumuşak bir çekilme hisseder. Bugün yaşamadığımız bir hüzün bu.”

Dolambaçlarda kaybolmak
Basılı bir kitabı oluşturan kâğıt ve mürekkep gibi unsurların yolculuk ettiğimiz alanı, yani yorum ve kanılarımızın başlangıç noktasını oluşturduğu fikri dikkat çekici. Fransız elektronik uzmanı Sarzana ve Pierrot’nun kâğıt ve mürekkep sayesinde Yunanlar gibi karayı görerek yelken açtığımız, oysa uydu yolculuğuna geçmemize neden olan elektronik kitap yüzünden yeryüzünü uzaktan, çok uzaklardan gördüğümüz fikrini onaylıyor Manguel: “Kitabı elimizde tutup onun fiziksel özelliklerinin ve somut varlığının bilincinde olarak okurken okumakta olduğumuz sayfayı kitabın diğer bölümleriyle, hatta başka kitaplarla özgürce ilişkilendiririz; aklımızda tartışmalar ve karakterler geliştiririz; uçsuz bucaksız zihnimizde fikirlerle kuramları bağdaştırırız. Elektronik okumada ise genellikle dolambaçlarda kayboluruz.” Kuşkusuz bizi okuduğumuz satırlara bağlayan, onların tamamen doğru olduğuna inanmamız. Her ne kadar karşı karşıya olduğumuz maceranın bir kurmaca olduğunu biliyorsak da aklımızın bir yanıyla onların doğru olduğunu düşünerek çıkarız bu yolculuğa. Aziz Augustinus’un gençliğinde, Aeneas’ın kahramanı Dido’nun ölümüne gözyaşı dökmesinin yanı sıra, Samoa’daki komşusunun Robert Louis Stevenson’a içinde şeytan afacanın olduğu şişeyi göstermesi için yalvardığını, bugün Londra Posta Merkezi’ne hâlâ 221B Baker Street adresinde Sherlock Holmes’a gönderilmiş mektuplar ulaştığını aktarıyor Manguel. Günümüz okuru, elektronik ortam yüzünden, onun deyimiyle “dolambaçlarda kayboldukça” da kitaplara, onların içindeki kahraman ve dünyalara, her şeyden önce de metnin inandırıcılığına yabancı kalıyor. Dante’den Flaubert’e, dinler tarihinden Shakespeare’e kadar geniş bir yelpazeye yayıyor anlattıklarını Manguel. Denemelerin gerek bu yönüyle, gerekse de Manguel’in iç içe geçen örnekleri yüzünden kimi zaman durağanlaştığını söylemek mümkün. Yine de durup düşündüren, sorgulatan bu denemelerin tamamında “okur”, “kitap” ve “okuma” kavramlarını değişik açılardan incelemesi, yazın sanatının ipuçlarını farklı bir gözle görmek isteyen herkes için dikkate değer. Yine Manguel’den bitirelim: “Biz okuyan yaratıklarız, sözcükleri sindiririz, sözcüklerden meydana geliriz, sözlerin dünyada bulunmamıza araç olduğunu biliriz, ayrıca gerçekliğimizi sözcüklerle belirleriz, bizler de sözcüklerle özdeşleşiriz.”

Paylaş

Mungan’ın odaları Murathan Mungan’ın edebiyatıyla tanışmam eve kapanıp günlerce Dostoyevski, Albert Camus, Kafka okuduğum üniversite yıllarına rastlar.

Devam
15 Şubat 2017 Yıl : 12
Sayı : 156