VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
15 Şubat 2018 Perşembe | Anasayfa > Haberler > Masal hiç bitmez
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Masal hiç bitmez

Şehrazat’ın hayatta kalabilmek için hükümdar eşi Şah Şehriyar’a binbir gece boyunca anlattığı ve sözlü edebiyatın ilk örneklerinden kabul edilen Binbir Gece Masalları’nı hep Fransızca çevirilerinden okumuştuk. 2016’da Prof. Ekrem Demirli başkanlığında ilk kez orijinal dili Arapça’dan tam metin olarak çevrilerek 4 cilt olarak yayımlanan masallar, şimdi ise 2 ciltte toplandı.

Bazı konular mevzu bahis olunca lafı uzatmadan konuya girmek gerekir. Hele mevzu herkes tarafından bilinenlerdense. Binbir Gece Masalları da öyle. Hemen herkesin Binbir Gece Masalları denince aklına Şehrazat’ın Şah Şehriyar’a binbir gece anlattığı masallar gelir. Bu masallar hem bir kadının bilgeliğini hem de doğu kültürünün yansımalarını sunar bizlere.

Her şeyden önemlisi bu masallar, sözlü edebiyatın ilk örneklerinden kabul edilir. Bir yanda anlatıcı bir yanda ise dinleyen vardır. Heyecan uyandırır; en önemli yerinde kesilmesi ise işin püf noktasıdır. Zira böylelikle masallar binbir gece boyunca devam eder. Masallar, hem birbirine bağlı hem de birbirinden bağımsızdır. Şöyle ki tek bir tanesini okuduğunuzda ayrı birer hikâye okursunuz.

Doğu kültürünün başyapıtı sayılan “Binbir Gece Masalları” tek bir yazarın elinden değil, Hindistan, İran, Arap ve Mısır kültürlerinde halkın ortak katkısıyla ortaya çıktığı için ananomdir anca doğu kültürünün tüm detaylarını barındırması nedeniyle özgündür. En eskisinin 9. yüzyıla ait Suriye elyazmaları olduğu bilinen masallar, Hindistan’dan, İran’dan, Çin’nden, Anadolu’dan geçip Kahire’de Arapça olarak kaydediliyor. Masallarda anlatılan olayların Bağdat’ta geçtiği tahmin edilir.

Masalların kökeni sözlü anlatım geleneğine dayanıyor demiştik yazının başında. Bu nedenle masalların nerede ve nasıl ortaya çıktığı bilinmiyor. Tüm dünyaya yayılmasını sağlayan Antoine Galland’tır. 1670- 1675 yılları arasında Levant’ta bulunan Galland Türkçe, Arapça ve Farsça öğrenir ve pek çok el yazmasıyla birlikte Fransa’ya geri döner. 1690’da Sinbad’ın maceralarının olduğu bir yazma elde eden Galland, 1701’de bunu yayınlar ve büyük bir ilgiyle karşılaşır. Bu başarının da etkisiyle 1704’te “Binbir Gece Masalları”nı yayımlar.
İngilizceye çevirisi ise 1706’da “The Arabian Nights’ Entertainment” (Arap Geceleri Eğlenceleri) adıyla yapılıyor. Biz de ise ilk kez 1637’de IV. Murad zamanında çevriliyor. Bu kopya halen Paris Milli Kütüphanesi’nde. 9 ciltten ibaret “Elf-leyle ve Leyle” adlı tek nüsha hakkındaki bilgileri, E. Blochet kataloğunda bunların kısa bir değerlendirmesini yapan araştırmacı M.H. Zotenberg’den öğreniyoruz. Şinasi Tekin’in derlediğine göre bu kayıtlardan Paris’teki 9 ciltlik nüshanın 19 Ekim 1636 ile Ocak 1637 tarihleri arası tercüme edilmiş ve kâğıda geçirilmiştir. Sultan IV. Murad’ın isteği üzerine Beyânî mahlası ile meşhur olmuş Mehmed oğlu Musallî adında biri tarafından tercüme edilmiştir.

“Binbir Gece Masalları” daha önce Yapı Kredi Yayınları Ali Şerif Onaran çevirisiyle yayımlanmıştı. Tamamı çevrildiği için bu takdire şayan bir işti ancak, orijinal metin olan Arapçadan değil Fransızcadan dilimize aktarılmıştı. Prof. Ekrem Demirli tarafından oluşturulan bir ekip, Mart 2016’da masalların tamamını ilk kez orijinal dilinden - Arapçadan- Türkçeye aktararak bir ilke imza atmıştı. 4 cilt olarak yayımlanan “Binbir Gece Masalları” şimdi ise 2 cilt olarak karşımızda.

Prof. Dr. Ekrem Demirli şöyle anlatıyor masalların önemini: “Binbir Gece Masalları, İslam kültür ve düşünce mirasında şekillenmiş pek çok önemli metin gibi kıymete haiz metinlerdir. Kanaatimce bu masalları en güçlü kılan şey, masal dilidir. Bu dil insanın hayat algısıyla ve hayatın kendisiyle tam olarak örtüşür ve bizi kendine çeker. Düşünürler içinde yaşadığımız âlemi anlatırken ‘imkân âlemi’ derler. İmkân âlemi bu âlemin varlık sebebi olan Allah’ın karşısında edilgenlik ve değişkenlik anlamına gelen bir nitelemedir. Dünya âlemi veya hayatı imkân âlemi iken bu âlemin varlık sebebi Allah zorunlu varlıktır. Aslında hayatı cazip ve keyifli kılan ve insanın mücadelesini anlamlı hale getiren şey de hayatın bir imkân olmasından ibarettir. Fakat yaşanan hayat çoğu zaman bu imkânı ortadan kaldırıyor ve bu kez hayat bir zorunluluk halini alıyor. Yapmak istediğimiz şeyleri yapamıyor, varmak istediğimiz yere varamıyoruz. Çünkü imkânımız ve gücümüz buna yetmiyor. Bu durumda hayatın kendisi demek olan “imkân” başka bir alanda varlığını sürdürüyor: hayal âlemi! Biz imkândan asla vazgeçmeyiz ve yeryüzünde kaçırdıklarımızı veya elde edemediklerimizi ya başkalarının hayatında temaşa ederek veya bizzat kendi hayalimizde canlandırarak hayatı istediğimiz hale getirmek isteriz. İnsan olarak buna mecbur hissederiz kendimizi. Binbir Gece Masalları’nın veya yeryüzündeki başka masalların en önemli yönü bu imkânı anlatan bir üslup geliştirebilmiş olmasıdır. Daha doğrusu insanın “imkân” ile olan ilişkisini bize göstermiş olmasıdır. Ben bu itibarla insana zevk ve heyecan veren sporlar, eğlence unsurları ile masallar arasında da güçlü bir ilişki kurabilirim. Mesela insanlar niçin futbol oyununu severler: Muhtemelen bunun cevabı hayata, yani imkâna en çok benzediği içindir. Her an her şey olabilir ve bizi en çok bu etkiler böyle bir oyunda. Masallar farklı çağlarda ve mekânlarda yaşayan insanların modern çağda yaşayan insanlardan farklı olmadığını gösteriyor bize. Herkes hayatı bir imkân olarak algılamak istiyor ve hayatın bu değişen yönünü görmek istiyor: fakir zengin oluyor, zengin fakirleşiyor; kral iktidarını yitirebilir, yoksul bir insan haline gelebilir. En çok da aşk burada değişim faktörü olarak ortaya çıkıyor. Bütün bunlar bizim hayatı algılama tarzımızı yansıtır. Biz böyle bir hayat istiyoruz ve hayatı böyle görmek istiyoruz: bundan dolayı değişimi seviyoruz ve bizi ne kadar korkutursa korkutsun o değişimin lehimizde olabileceğine dair bir gizli sevdayı içimizde taşıyoruz. Masallar öte zamanlardan gelen şahitler olarak bunu teyit ediyor. Bence meselenin özü budur!”

Son noktayı kitabın başlangıcındaki cümlelerle koyalım: “Eskilerin yaşam öyküleri, zamanımızda yaşayanlara örnek oluştursun; böylece bir kimse kendinde başkasının başına gelenleri öğrenerek, geçmişteki insanların serüvenlerini ve söylediklerini dikkatle göz önünde tutup onurlandırarak, kendini ıslah etsin! Ve dahi geçmişin öykülerini, sonrakilere ders oluştursun diye saklayanlara da hamdolsun!”















Paylaş

Bir VatanKitap’ın perde arkasıBu ay üç özel röportajla çıkıyoruz okur karşısına. Bunlardan ilki Türk tiyatro tarihine sahneleye çıkan ilk kadın oyuncu Afife Jale'nin yaşamını romanlaştıran Osman Balcıgil'le bu büyük değer üzerine Ece Erol'un yaptığı şöyleşi oldu. Diğer bir özel röportajımızı Cemre Nur Meleke, Aslı Perker'le yeni romanı Flamingolar Pembedir üzerine gerçekleştirdi. Sinemaya da uyarlanan Kocan Kadar Konuş kitabıyla büyük çıkış yakalayan Şebnem Burcuoğlu ise özlenen sıcak mahalle özlemimizi, Cemal Süreya'ya gönderme yaparak Cemal ve Süreyya aşkı üzerinden giderdiği yeni romanı Süreya Kuaför Salonunu anlattı.

Devam