VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
06 Kasım 2014 Perşembe | Anasayfa > Biyografi > Masalları hep erkekler mi yazar anne?
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Masalları hep erkekler mi yazar anne?

Masalların başlangıçlarını veya sonlarını bir kadın değiştirseydi; ya da o meşhur masalların tamamını bir kadın yazsaydı ne olurdu? Evren Yiğit 42 kısa hikayeden oluşan “Biri Varmış Biri Yokmuş“da okuru, kadın gözüyle yeniden yorumlanan masallar ülkesine davet ediyor.

Evren Yiğit Kipat ile 2005 yılında Türkiye’de ilk kez denenen bir türle kendini tanıtmıştı bizlere... Bir yıl sonra Aşk Yüzündenkitabı ile bir kez daha yankı uyandırmıştı. Bu kıza dikkat demişti Ayşe Arman o yıllarda Evren Yiğit için. Bu sözün üzerinden 8 sene geçti ve gerçekten de Ayşe Arman haklı çıktı. Evren Yiğit bu 8 yılda kendine has üslubu, geniş hayal gücü ve özgün kalemiyle Türkiye’nin saygın kadın yazarları arasında yerini aldı şüphesiz.

Yiğit’in yeni kitabı Varmış Biri Yokmuş“ ise, kendihayal gücüyle üretilen escort özgün hikayeleri eşliğinde,masallar diyarında bir yolculuğa çıkarıyor bizleri. “Biri Varmış Biri Yokmuş”, 42 kısa hikayeden oluşan bir kitap. Kimi hikayeler çocukluğumuzdaki masallara benzemekle beraber, kimi hikayeler tamamen Evren Yiğit’in hayal gücünden beslenip okuyucusunun karşısına çıkıyor.
Masalların başlangıçlarını veya sonlarını bir kadın değiştirseydi; ya da o meşhur masalların tamamını bir kadın yazsaydı ne olurdu? Masalların erkekler tarafından yazılmadığı bir yere, bir kadının gözünden masallar ülkesine davet ediyor bizleri Evren Yiğit. Duru bir anlatım eşliğinde birbirinden heyecan verici 42 masal yolculuğunun her durağında, hayatınızdan kesitler ve kendinizden bir şeyler buluyorsunuz. Bildiğimiz masallara, özgün bir mizahi dil yükleyen Evren Yiğit, okurlarına hem tebessüm vaat ediyor hem de yüksek hayal gücü etrafında yorumlayabilecekleri 42 farklı hikaye sunuyor.
Peter Pan, Kaptan Kabasakal, Örümcek Adam gibi bildiğimiz hikayelerin farklı versiyonlarıyla hiçler ülkesine yolculuğa açılan kitap, aynı zamandaiçinde Evren Yiğit’in kendine özgü hikayelerini de barındırıyor.

Bu özgün hikayelerden biri, “Di’li Geçmiş Zaman Masalı”. Hikayedeki banyo seramikleri, duvarlar insanlaştırılmış, yumurtaya can verilmiş. “Nasıl yani?” demeyin, adı üstünde masal bu. Peki masalların içinden aforizmalar da geçer mi? Evren Yiğit yazıyorsa geçer: “İçinizdeki yaralar son bir kez daha kanadı, sonra bir daha açılmamak üzere kapandı... Ya da siz öyle sandınız.
Kaçarak koştukça, kalbinizin parçaları böbreğinize, karaciğerinize, damarlarınıza saplandı.”

Kalpli Köyün Kavalcısıhikayesinde bir bilim adamı, bilim kadını ve bir çoban eşliğinde toprağın kavala ses verme mucizesine tanıklık ediyoruz. Hikayemiz; “tek bir kalbin bile kırılmadığı bir ülke, yalnızca toprak altında mı mümkündür?’’ sorusuna da cevap arıyor. Kitaptaki hikayelerin çoğunda merhametin kalplerde, merhabanın dillerde olduğu bir ülke hayal ediliyor. Kimi zaman da bu hayal gerçeğe göz kırpıp, imkansızlığı doğrultusunda yok oluyor. Tıpkı “Büyü“ hikayesinde, bir heykelin bir adama olan aşkı veyahut “Kırmızı Ayakkabılar“ hikayesinde, masallardan bildiğimiz kırmızı rugan ayakkabılarının canlı olduğuna dair inanç gibi soyut ve imkansız.

“Kalp Kırıntıları’’ hikayesi, kitabın en ilgi çekici öykülerinden biri. Kalp kırıklıklarından oluşan kırıntıları toplayıp, bununla yeni bir kalp oluşturan birinin hikayesi. Bu hikayede de Evren Yiğit, geniş hayal gücünü kullanıp okuyucuyu şaşırtmaya devam ediyor.
“Sen üstüme geçirdiğim en güzel giysiydin, aceleyle giderken bir yerlere...” Hemen hemen hepimizin gayet iyi bildiği bir masal olan Külkedisi’nebir de Evren Yiğit’in gözünden bambaşka bir biçimde bakmaya ne dersiniz?
Külkedisi saat gece 12’de yakışıklı prensinin yanından ayrılmayıp hep onla kalsaydı ne olurdu? Acaba prens onunla sonsuza kadar mutlu mu olur, yoksa ondan sıkılıp, geri döndüğü zamanları mı özlerdi? “Kaçan kovalanır” klişesi masallarda da geçerli miydi acaba?

Modern Külkedisi yorumuyla, “Önceki Masal” da Evren Yiğit, yine bizi fena halde şaşırtıp, bir taraftan masal okuturken diğer taraftan kadın erkek ilişkilerini sorgulatıyor. Günümüz erkeklerinin elde edemediği kadınların peşinden gittiğine dair görüşü destekleyen hikayede mizahi bir dil kullanan Evren Yiğit’in betimlemeleri de takdire şayan.

Kitapta aşka ve kadın-erkek ilişkisine farklı açılardan bakmamızı sağlayan bir diğer ilginç hikaye de “Hare” . İçinde herkesi etkileyen bir ışık barındıran bir kızın hikayesi bu. İçinden ışık çıkan kızlardan olan ana karakterimiz, sırf biriyle aynı yolda yürüyebilmekiçin ışığından mı vazgeçmeli, kendinden ödün mü vermeli? Yoksa onun gibi kendi içinde ışık taşıyan birini bekleyip, aşk çemberi etrafında hare mi oluşturmalı? Kadınların güzelliği, fedakarlığı ve bu çerçevede yaşadıkları ikilemler, hikayeye masalsı olarak yansıtılmış. Hare, kadın dünyasını özgün şekilde anlatan, kitaptaki etkileyici hikayelerden biri.

AŞKIN YARA ALAN TARAFI

Kitabın sonu geldikçe, anlatımla birlikte öyküler de şiirselleşip, duygusallaşıyor. “İki Yaralı Çocuk”, kitabın duygu yüklü hikayelerinden biri.
“İki yaralı çocuğuz biz.
El ele tutuşup oyunlar oynayan
İki yaralı çocuk.
Birbirimize yaralarımızı pek göstermeyiz.
Ama biliriz,çünkü kendi yaramız bize anlatır.
Yaralarımızdan tanırız birbirimizi aslında,
Yaralarımızdan severiz.
İki yaralı çocuğuz biz,
Birlikte büyümeyeceğiz“

Kitabın bir diğer duygu yüklü hikayesi ise,“Batık”. Bir kadın ve bir erkeğin ilişkisi bittikten seneler sonra, o batık gemiye geri dönen kadının hikayesi. Batık gemiyi, ilişkinin bitiş sembolü olarak yorumlayan hikayede, aşkın yara alan tarafını okuyoruz daha çok. Bu hikayedeki betimlemeler de dudak ısırtan cinsten:
“Elimdeki taşa baktım. Ne güzel parlıyordu. Dudaklarıma götürüp öptüm onu seni öper gibi. O anda taş eridi aktı gitti elimden. Anladım, o benim yıllar önceki gözyaşımdı, anladım seni görmeden affetmiştim, taşlaşmamış, akmış gitmiştim.

Eski bir denizkızına da bu yaraşırdı. “
“Biri Varmış Biri Yokmuş” ile kimi zaman,“iki yaralı çocuk olup, birlikte büyümeyecek“ insanların hikayesini okurken, kimi zaman bildiğimiz masalların, hayal gücünün üst sınırlarında dolaşan haline tanıklık ediyoruz. “Hayat da bir masal değil mi zaten? Evvel ve ahir zaman içinde...

Paylaş