VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
14 Ekim 2016 Cuma | Anasayfa > Haberler > Mata Hari’nin gerçek hikâyesi
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Mata Hari’nin gerçek hikâyesi

Paulo Coelho, 20’nci yüzyıl başında casuslukla suçlanarak idama mahkûm edilen Mata Hari ile avukatı arasındaki yazışmalardan yola çıkarak kurguladığı yeni romanı “Casus”ta, Mata Hari’nin hayat hikâyesini tüm çıplaklığıyla sunuyor.

İPEK CEYLAN ÜNALAN



Kadın casus denilince akla ilk düşen isim Mata Hari... Fransız, İngiliz, Rus subay ve devlet adamlarına yakınlaşarak gizli askerî bilgileri kızına yazılmış mektuplar aracılığıyla Almanlara ulaştırmakla suçlanan ve bu sebeple idam edilen dansçı Mata Hari’ye ait belgeler ve dosyalar 20 yıl önce İngiltere, Almanya ve Hollanda tarafından kamuya açılmıştı. Kamuya açılan dosyalar içerisinde en dikkat çekenler ise Mata Hari ile avukatı Mösyö Clunet arasındaki mektuplaşmalardı. Dünyaca ünlü bir dansçıyken bir anda Almanya- Fransa arasındaki gizli bilgileri servis eden bir casus olarak suçlanan Mata Hari gerçekte kimdi? Bir casus muydu yoksa hayatını dansa adamış bir kadın mı? Bir casus değil de salt bir dansçı ise üst düzey yetkililerle neden gönül ilişkileri kuruyordu? Mata Hari hakkında merak edilen pek çok soruya Paulo Coelho İngiltere, Almanya ve Hollanda’nın devlet arşivlerindeki dosyalardan ve belgelerden yararlanarak kaleme aldığı “Casus”ta açıklık getiriyor.

Paulo Coelho’nun kitabında hayalleri, umutları ve doğruları için yaşayan bir kadın olarak çıkıyor Mata Hari karşımıza. Kimi zaman naif kimi zaman öfkeli ama asla kendinden ödün vermeyen biri olarak…

“Casus” 15 Ekim 1917 günü başlıyor, Mata Hari’nin idam edildiği gün… İdam edilmeden önce gözleri örtülmek istendiğinde, “Bunu takmam şart mı,” diye soruyor Mata Hari ve idam mangasına gözleri açık, elleri bağlanmadan çıkıyor. On iki asker ona ateş edip hayatına son verdiklerinde üzerinde sadece bir kürk mantonun olduğunu öğreniyoruz. Araştırdıkça kimsesi olmadığı için fakirler mezarlığına gömüldüğünü de…

Peki kimdi Mata Hari? Gerçekten bir casus muydu? Mata Hari, 7 Ağustos 1876’da Hollanda’da gelmişti dünyaya... Babası tüccar, annesi de ev hanımıydı. Asıl adı Margaretha G. Zelle’ydi ve o, isminden nefret ettiği için “şafağın gözbebeği” anlamına gelen Mata Hari’yi kullanıyordu. Babası iflas edince, ailesi yaşanan zorluklardan etkilenmesin diye Mata Hari’yi Leiden’deki yatılı anaokulu öğretmenliği okuluna gönderdi. Leiden’e gittikten iki yıl sonra annesini kaybeden Mata Hari için kötü talih yüzünü göstermeye başlamıştı ki böyle de devam etti; okul müdürü tarafından tecavüze uğradı. Olan biteni kız arkadaşlarıyla paylaşan Mata Hari, yalnız olmadığını o an anladı; kızlardan pek çoğu kendisiyle aynı dehşeti yaşamıştı...

Bu ilan benim kurtuluşum
Bir gün gazetede Rudolf Macload isimli bir subayın evlilik ilanını gördüğü anı, “İşte kurtuluşum karşımdaydı,” diye anlatan Mata Hari, Macload ile tanışmalarından üç ay sonra evlenir. Ancak bu evlilik onun için bir kurtuluş değil, bir hezimet olur. Şöyle ki Mata Hari ile Rudolf’un bir kızı ve bir oğlu olur. Oğlunu hizmetçinin zehirlemesi sonucu kaybeden Mata Hari kocasından her gün şiddet görür. Günün birinde kızının velayetini kocasında bırakarak boşanır ve kendisine yeni bir hayat kurmak üzere hayallerinin şehri Paris’e gider.

Tek isteği “özgür” bir kadın olmaktır. Erkeklerin baskısı altında yaşamak zorunda kalmayan, kendi hayalleri için yaşayabilen güçlü bir kadın olmak... Paris’e geldiğinde tanıştığı ve bu şehirdeki ilk arkadaşı olan Mösyö Guimet, hayatını dansa adamak isteyen Mata Hari’ye sahnesini açar, aralarında Alman ve Japon büyükelçi, gazeteciler ve ünlülerden oluşan üç yüz davetli önünde dansını sergileme şansı verir. Ertesi günün gazete manşetlerinde Mata Hari vardır ve düşündüğünün de aksine bir anda şöhrete ulaşır:

“İnce ve uzun boylu, vahşi bir hayvan gibi zarif bir esnekliğe sahip, siyah saçları tuhaf bir biçimde dalgalanıyor ve bizi büyülü bir mekâna taşıyor.”

“Bütün kadınların en dişi olanı, alışılmadık bir trajediyi bedeniyle yazıyor.”

“Bin türlü ritme mükemmel bir biçimde uyum sağlayan bin türlü kıvrım ve hareket.”


Ancak şöhret Mata Hari için bir kurtuluş ya da özgürlük değil, ölüme götüren bir cellat olacaktır.

Mata Hari bir anda yaşadığı devrin en çok arzulanan kadını olmuştu. Sahnede cüretkârlığı ve güzelliğiyle izleyicileri büyülüyor, sahne dışında ise dönemin en zengin ve güçlü erkekleriyle ilişkiler yaşıyordu. Bu ilişkiler devlet istihbaratı tarafından casus olma ihtimalini güçlendiriyordu. İkinci Dünya Savaşı başlayınca savaştan korunmak için çift taraflı casusluğa soyunmakla suçlanan Mata Hari’nin hayatı, Fransızlar tarafından tutuklandıktan sonra idam edilerek son buluyordu.

Mektuplarına göre casus değil
Son nefesine kadar casus olmadığını söyleyen ve bunu avukatına yazdığı mektuplarında da defalarca dile getiren Mata Hari yanlış bir devirde doğduğunu söylüyor kitapta ve şöyle diyor: “Yanlış devirde doğmuş bir kadınım ben, hiçbir şey düzeltemez bunu. Gelecekte hatırlanacak mıyım, bilmiyorum ama şayet hatırlanırsam mağdur bir kadın olarak değil, cesur adımlar atmış ve ödemesi gereken bedeli korkmadan ödemiş biri olarak görülmek istiyorum.”
Yargılandığı dönemde olsun, daha sonra açıklanan belgelerde olsun Mata Hari’nin casusluk yaptığına dair bir delil bulunamıyor. Kaldı ki onu mahkûm ettiren savcı da daha sonraları casusluktan yargılanıyor. Coelho’nun kitabında yer alan, Mata Hari’nin avukatının mektuplarına göre de Mata Hari masum. Ancak yine avukatına göre Mata Hari, dansçılık kariyeriyle başlayan ve onu bir arzu nesnesine dönüştüren dönemde yaptığı çılgınlıklar ve yasak ilişkilerinin bedelini bu şekilde ödüyor.

Paylaş

Bir VatanKitap’ın perde arkasıBu ay üç özel röportajla çıkıyoruz okur karşısına. Bunlardan ilki Türk tiyatro tarihine sahneleye çıkan ilk kadın oyuncu Afife Jale'nin yaşamını romanlaştıran Osman Balcıgil'le bu büyük değer üzerine Ece Erol'un yaptığı şöyleşi oldu. Diğer bir özel röportajımızı Cemre Nur Meleke, Aslı Perker'le yeni romanı Flamingolar Pembedir üzerine gerçekleştirdi. Sinemaya da uyarlanan Kocan Kadar Konuş kitabıyla büyük çıkış yakalayan Şebnem Burcuoğlu ise özlenen sıcak mahalle özlemimizi, Cemal Süreya'ya gönderme yaparak Cemal ve Süreyya aşkı üzerinden giderdiği yeni romanı Süreya Kuaför Salonunu anlattı.

Devam