VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
14 Temmuz 2015 Salı | Anasayfa > Haberler > Metaforlar dünyası
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Metaforlar dünyası

George Lakoff ve Mark Johnson’ın birlikte kaleme aldığı “Metaforlar: Hayat, Anlam ve Dil” adlı kitabı metaforların günlük hayatın içinde sandığımızdan daha çok yer aldığını göstermekle kalmıyor, insan davranışları üzerindeki etkilerini örneklerle açıklıyor.

TEKİN BUDAKOĞLU


Telaffuzunu başlı başına şiirsel bulduğum metafor kavramını, genellikle gündelik dilin içerisinde kullanmaktan uzak dururuz. Öyle ki yaşadığımız hayatı gösteren kelimelerin basit anlatımların ürünü olduğuna inanırız: cümlenin içinden birden fazla anlam çıkmamalı, söylediklerimiz kafa karıştırıcı olmamalıdır.

Metaforlarınsa bunun büsbütün uzağında, daha çok sembolist ve parnasyen şairlerin kendini açmayan şiirlerindeki o ışıltılı yeni kavram olduğunu düşünür ve böylelikle karakteristik yapısını kendimizce ortaya çıkarız: yeni ve okura göre değişen öznel bir anlam, anlamda kapalılık, gündelik dilin dışında yer almak.
George Lakoff ve Mark Johnson ise, “Metaforlar: Hayat, Anlam ve Dil” kitabında metaforların günlük hayatın içinde sandığımızdan daha çok yer aldığını -hatta bizzat günlük hayatın merkezinde olduğunu- göstermekle kalmayıp; metaforların insan edimleri ve reaksiyonları üzerindeki etkisini örneklerle açıklıyor. Üstelik çalışmanın çerçevesi bununla da sınırlı değil, Lakoff ve Johnson, metaforun gündelik hayatta yalnızca dilde değil, düşünce ve eylemde de yaygın olduğunu söylüyor: “Gündelik kavram sistemimiz - kendileriyle düşündüğümüz ve eylemde bulunduğumuz terimler - temelde doğası gereği metaforiktir.”

Öncelikle dilbilimsel olarak, gündelik kavram sistemimizin önemli bir kısmının doğası gereği metaforik olduğunu keşfediyorlar. Böylece hangi metaforların algılama tarzımızı, düşünme tarzımızı ve eylemde bulunma tarzımızı yapıya kavuşturan metaforlar olduklarını ayrıntılarıyla tespite başlamalarının da önü açılmış oluyor. O halde metafor sadece bir dil sorunu, yani yalnızca bir kelime sorunu değildir ve insanın düşünme sürecini de kapsar. Yani düşüncenin ifade edildiği kelimeler kadar, bizzat düşüncenin kendisi de metaforiktir: “Metaforların gündelik kavramlarımızı kısmen yapıya kavuşturduğunu ve bu yapının yazı dilimize yansıdığını ileri sürüyoruz.”

Peki bir kavramı metaforsuz olarak, olabildiğince yalın ve düz haliyle anlatabilmenin imkânı yok mu? Dil, en basit eyleminde bile metafora ihtiyaç duyar mı? Lakoff ve Johnson bu noktada karşımıza, ‘yukarı‘ gibi metafordan uzak olduğunu düşündüğümüz bir kelime çıkartıyor. Herhangi bir ikinci anlamdan ya da metaforik temellendirmeden bağımsız olduğunu düşündüğümüz bu kelimenin, aslında mekân kavramımız ve mekân tecrübemizden doğduğunu ileri sürüyorlar. Öyle ya; sözgelimi bedenlerimiz, yapıları gereği dik durmak üzere programlanmıştır ve hemen hemen yaptığımız her hareket, doğal bir süreç olarak, yukarı-aşağı yönelimimizi değiştiren, yahut bir şekilde hesaba katan bir motor programı gerektirir. Yaşantımızın fiziksel boyutu -buna uyuduğumuz süreci de dâhil edebiliriz- yukarı aşağı yönelimimizi yalnızca fiziksel aktivitemize değil, her aktivitemize elverişli hale getirir: “Nitekim, insanî uzay/mekân kavramları YUKARI-AŞAĞI, ÖN-ARKA, İÇERİ-DIŞARI, UZAK-YAKIN vb. uzay/mekân yönelimleri içerir.” diyor Lakoff ve Johnson, “sürekli gündelik beden faaliyetimize uygun olan budur ve bu diğer mümkün uzay/mekân yapılaşmaları karşısında onlara - bizim için - öncelik verir. Başka bir deyişle, uzay/mekân kavramlarımızın yapısı sabit uzay/mekân tecrübemizden, yani fiziksel çevremizle etkileşimimizden doğar. Bu tarzda ortaya çıkan kavramlar, en temel anlamıyla beraber yaşadığımız kavramlardır.”Öyleyse “yukarı“ kelimesi, kendi terimlerine göre değil, içinde yaşadığımız çekim alanına göre dik duruşumuzla ilişkili sürekli icra ettiğimiz bir motor fonksiyonları koleksiyonundan doğan terimlere göre anlaşılır.

Bunun karşısında, çekim alanının dışında yaşayan bir canlı için, yukarı kelimesinin anlamı bizim düşündüğümüze göre bambaşka olacaktır. O halde metaforlar, gündelik hayatın göstergelerine ve canlının yaşamını sürdürdüğü baskın kültüre birebir bağlı olarak anlam kazanır: “Bir kültürdeki en temel değerler o kültürdeki en temel kavramların metaforik yapısıyla tutarlılık içindedir.”
Lakoff ve Johnson, metaforların kültürlerdeki yansımalarını, “Zaman Paradır” metaforu üzerinden açıklıyor. Sözgelimi Osmanlı toplumunda zamanın sınırlandırıcı etkisi zayıftır: mesai kavramı kullanılmaz ve gün, güneşin doğuşuyla başlar ve batmasıyla sona erer. Dolayısıyla mevsimlere göre zamana bakış değişir; memuriyetler aynı zamanda yaşanan yerlerdir, işi olan bu memuriyetlere dilediği zaman gelir ve gider. Belli zaman dilimleri, ve bu zaman dilimlerine göre çalışmak; yani başlı başına mesai kavramı, modern Batı kültürünün -bence insani edimleri oldukça sınırlandıran- bir unsuru olarak ortaya çıkar. Dolayısıyla Batı kültüründe birçok bakımdan zaman, bir yaşam düzenleme olgusu yerine para özelliği gösterir: “telefon mesaj birimleri, saat başı ücretleri, otel odası fiyatları, yıllık bütçeler, kredi faizleri ve topluma borcunuzu ‘hizmet zamanıyla’ ödemeniz. Bu pratikler insan soyunun tarihinde görece yenidir ve her kültürde yoktur.

Bu pratikler modern endüstrileşmiş toplumlarda doğmuştur ve gündelik temel faaliyetlerimizi esaslı biçimde yapıya kavuşturur. Zamanı bu tarzda anlamamız, zaman değerli bir metaymış - sınırlı bir kaynak, hatta paraymış - gibi eylemde bulunduğumuz gerçeğine tekabül eder. Bu yüzden zamanı harcayabildiğimiz, çarçur edebildiğimiz, bütçeleyebildiğimiz, akıllıca yahut aptalca yatırım yapabildiğimiz, tasarruf edebildiğimiz veyahut heba edebildiğimiz türde bir şey olarak anlar ve tecrübe ederiz.”
Bütün bu hayatın içine nüfuz etme özelliğiyle metafor, faaliyette bulunma tarzımızda, tecrübemizi kavramlaştırma tarzımızda ve konuşma tarzımızda kuşatıcı bir rol üstlenmektedir.

KEHANET Mİ?

Metaforlar bizim için özellikle sosyal gerçeklikleri yeniden oluşturabilir. Lakoff ve Johnson, bu sebeple metaforun, gelecekteki eylemlerimiz için bir kılavuz olabileceğine inanıyor: “Bu anlamda metaforlar kendini gerçekleştiren kehanetler olabilir.” Öyle ki metaforik düşünme biçimi, gündelik hayatın olağan tercihleri kadar savaş ve barış, ekonomi politik ve yasal karar sorunlarını belirleyebilir. Sözgelimi askerî bir saldırı “bir tecavüz,” “güvenliğimize bir tehdit” mi yoksa “toplumun terörizm karşısındaki müdafaası“ mıdır? soruları üzerine “Aynı saldırı bu tarzların herhangi birinde çok farklı askerî neticelerle kavramlaştırılabilir.” diyor Lakoff ve Johnson. Sanırım bu çalışmadan önce, metaforların bu denli kapsamlı bir incelemeye tutulabileceğini düşünmek zor olurdu. Lakoff ve Johnson, metafor kavramının gündelik hayattaki yansımalarına birer dilbilimci titizliğiyle yaklaşmanın yanı sıra, sosyolojik ve psikolojik temelli düşüncelerini de çalışmalarına sağlam bir perspektifle yansıtmışlar. “Metaforlar”, konuyu çok yönlü ele alan bir kılavuz olarak görünüyor.

G. Y. Demir, kavram ve terimlerin başka bir dile yerli yerinde aktarılmasının epeyce güç göründüğü çalışmanın çevirisine belli ki özen göstermiş. Belki de bir gün, onun Novalis’ten alıntıladığı gibi “bütün dönüşler yuvaya”, yani dile ve metafora olur.

Paylaş

İtimatGaliba en iyisi bir çırpıda söylemek. Doktorların yaptığı gibi. Ekim’den beri kanser tedavisi görüyorum ve biraz daha yolum var.

Devam
15 Eylül 2017 Yıl : 13
Sayfa : 163