VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
15 Ocak 2013 Salı | Anasayfa > Haberler > Meteorolojiyi kuran Havabakan Bey’in anıları
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Meteorolojiyi kuran Havabakan Bey’in anıları

“Aksakallı Havabakan Antal Bey” kitabı, Anadolu’nun 1920’li yıllarını, çözülemeyen bürokrasi sorunlarını, Şark kurnazlıklarını, ileri görüşlü bir bilim insanının çabalarını ve Türkiye meteoroloji tarihini anlatıyor. Bu ilginç araştırma kitabını meteoroloji uzmanı Prof. Mikdat Kadıoğlu yazdı.

Mikdat Kadıoğlu
kadioglu@itu.edu.tr


Aksakallı Havabakan Antal Bey - Türk Meteorolojisinin Kuruluşu” kitabının başlığı sizi yanıltmasın; aslında Türkiye Cumhuriyeti kalkınmasını her yönüyle anlatılıyor. Her konuda olduğu gibi savaştan çıkmış genç cumhuriyetin kendi kaynaklarına dayanarak kalkınması için iklim özelliklerinin belirlenmesi de gerekiyordu. Macar Profesör Antal Bey’in hikayesi de burada başlıyor. İşte Melek Çolak da bir dedektif titizliğiyle iz sürerek; iki mektuptan hareketle önce Antal Bey’in Macaristan’daki ailesine oradan da Türk Meteorolojisi’nin tarihine ulaşan kapsamlı bir kitap yazmış. Kitapta bir bilim insanı gözüyle ve ilginç hatıralarıyla Anadolu’nun 1925’li yıllarındaki jeolojisi, klimatolojisi, hastalıkları, şehirleşme çalışmaları, turizm potansiyeli, inançları, coğrafyası, bitki örtüsü, tarımı, terörü, vb. birçok şeyi anlatılıyor. Bu yönüyle kitap, sadece meteoroloji değil, birçok bilim dalının tarihine de şık tutuyor. Öyle ki, kitapta karalamadığım yer kalmadı neredeyse!
Mesela Antal Bey’in tespitlerinden biri, Türk bürokratlarının bugün de korudukları özellikleri. Türkiye 1924 yılında çok sayıda Macar uzmanla iş sözleşmesi yapmaya başlamış. 1925 yılında ise Macar meteoroloji uzmanı arayışı... Macaristan’a giden bürokratlarımızdan Ali Rıza Bey, yetkililerle görüşmeden önce kurumun kapıcısından Türkiye’ye her konuda faydalı olabilecek Macar uzmanların isimlerini öğrenmiş. Antal Bey bunu “Türkler’in kurnazlıkları” diye anlatıyor. Geçende de bir bürokratımız aynı taktikle bölüm sekreterimize “sizin orada en çok hangi hoca aranıyor” diye sorup bana ulaşmıştı.
Antal Bey’in 1925-1927 yılları arasında bir bilim insanı titizliğiyle ve büyük bir gayretle Türkiye’de yaptığı çalışmalardan önce yazar, Osmanlı’daki Türk meteorolojisinin kısa tarihini anlatıyor. Türkiye’de ilk meteoroloji gözlemlerinin 1847-1858 yılları arasında yapıldığını öğreniyor ve acaba bu kayıtları nereden bulabilirim diye de hayıflanmaya başlıyorum. Ve o zamanki problemlerin bugün de hâlâ geçerli olduğunu görüyorum. Örneğin, ta o zamanlar Bahriye, Harbiye, Maarif ve Ziraat bakanlıklarına bağlı olarak faaliyet gösteren İmparatorluk içindeki meteoroloji istasyonlarının bir çatı altında toplanmasına çalışıyor. Bugün de, o zamanki kadar olmasa da yine konuyu dağıtmış durumdayız.
CASUS DİYE TUTUKLANACAKTI
Sonuç olarak astronomi ve deprem konusunda Osmanlı İmparatorluğu döneminde XIX. yüzyılın sonunda başlayan çalışmalar, XX. yüzyıla Kandilli Rasathanesi’ni miras bırakmış. Cumhuriyet ilan edildikten sonra Atatürk’ün direktifleriyle, bugün Meteoroloji Genel Müdürlüğü’nün temelini oluşturan “Rasadat-ı Cevviye Müessesesi” kurulmuş ve müdürlüğüne Macar meteoroloji profesörü Antal Rethly atanmış. Diğer bir deyişle Türkiye’de meterolojiye gerçek ve sivil anlamda asıl önem Cumhuriyet ilan edildikten sonra verilmiş ama sonraları unutulmuş!
Prof. Dr. Antal Rethly, 5 Kasım 1925’te, 500 TL aylık maaş, ev ve araba karşılığı Ankara’da çalışmak üzere Budapeşte’den yola çıkmış. Şüphesiz bilim insanına o zaman verilen değere göre de yüksek bir ücret. Hatıralarına Haydarpaşa’dan trenle Ankara’ya 18 saatte ulaştığını yazmış. (Şu an şehir içi trafiğimize benziyor!) Tren yolculuğu boyunca gördüğü çoraklığın ve fukaralığın açıklamasının iklimde olduğunu görmüş. Hedefi, 2 yıl içinde ülkenin problemlerine çare olacak çalışmalar için elzem olan meteoroloji gözlem ağını tüm ülke genelinde kurmaktı. Antal Bey, devşirme olarak askere alınan Macarları hatırlayıp kendisine verilen görevi sevinç ve onurla kabul ettiğini söylüyor. Yeniçeri değildi ama hiç bilmediği bir ülkede güvensizlik ve bilgisizlikle mücadele edecekti. İstasyon kurmak için gittiği bir yerde de bu yüzden az daha casus diye tutuklanacaktı...
En çok, zamanında iş yapmama alışkanlığımızdan ve yavaşlığımızdan şikâyetçi. Bir bürokratın, yapılması gereken işleri belirten yazılarını koltuğundaki minderin altına koyup üzerine oturmuş olması da onu şoke etmiş! (Herhalde o zaman sümen altı böyle yapılıyormuş!) Yine de ağarmış ak sakalına hürmetle, Atatürk’ün aydın ve azimli kurmayları vasıtasıyla birçok işin üstesinde gelmesini bilmiş. Simdi benim kısa Ankara maceramdaki başarısızlığımın nedenlerini daha da iyi anlıyorum: 1. Adım “Mike” filan değil, 2. Sakalım yok, 3. Atatürk’ünki gibi bürokratlar yoktu! Ayrıca değişen bir şey yok; bürokrasimiz hâlâ “hayır demiyor” ama bildiğini okuyor...
Antal Bey gerçekten zamanın ötesinde çok iyi bir bilim insanıydı. Örneğin, Ankara’da inşa edilen Meteoroloji Enstitüsü’ne 50 metrelik mesafe içinde bina yapılmasını yasaklatmıştı. Çünkü binalardan dolayı iklim değişikliği olacağını ta o zamandan öngörebiliyordu. Hatta kurduğu meteoroloji istasyonlarında bahçe düzenlemesi bile yaptırmıyor, istasyon bozkırdaysa bozkır özelliklerini taşımasını istiyordu. Toprağı bol olsun, şimdiki istasyonlarımızın halini görse çıldırabilirdi!
Havabakanı olarak anılmaya başlayan Antal Bey, sadece bir genel müdür yani idareci filan değildi. İyi bir gözlemci ve araştırmacıydı da. Ankara’nın kuru havasına dikkat etmiş ve Ankara’da (yanlış da olsa) bağıl nem sıfır olarak ölçülünce dünyayı ayağa kaldırmış. Bilimin daha önce hiç şahit olmadığı bu değer Ankara Etlik’te birkaç kez ölçülmüştü. Bu “mutlak kuraklık” bütün dünyada sansasyondu!
Antal Bey’i en çok üzen şeylerden biri de Ankara’nın susuzluğu, tozu ve sisiydi. Rüzgar çıkınca kelimenin tam anlamıyla göz gözü görmüyor ve Ankara “Toz Şehri” olarak anılıyordu. Tozun, şehir sisine ve hava kirliliğine neden olduğunu gören Antal Bey ta o zamandan fabrikalara filtre konulması ve Ankara’nın hakim rüzgar yönü dikkate alınarak çukura değil Etlik sırtlarına kurulmasını tavsiye etmiş. Atatürk’ün istediği de bu yönde olmasına rağmen “kurnaz bürokratlarımız” Profesör Herman Jansen’e mecburi noktalar vererek şehri çukura sokmuş...
Yerim bitti ama deve kervancılarının yollara nasıl çivi serptiğine, tek tek montajını ve ayarlarını yaptığı 135 meteoroloji istasyonuna, kendi ifadesiyle “Güneydoğu’nun Kürt isyancıları” yüzünden istasyon kuramadığı yerlere ve il il Türkiye izlenimlerine kadar daha çok şey var!

Paylaş

Bir VatanKitap’ın perde arkasıBu ay üç özel röportajla çıkıyoruz okur karşısına. Bunlardan ilki Türk tiyatro tarihine sahneleye çıkan ilk kadın oyuncu Afife Jale'nin yaşamını romanlaştıran Osman Balcıgil'le bu büyük değer üzerine Ece Erol'un yaptığı şöyleşi oldu. Diğer bir özel röportajımızı Cemre Nur Meleke, Aslı Perker'le yeni romanı Flamingolar Pembedir üzerine gerçekleştirdi. Sinemaya da uyarlanan Kocan Kadar Konuş kitabıyla büyük çıkış yakalayan Şebnem Burcuoğlu ise özlenen sıcak mahalle özlemimizi, Cemal Süreya'ya gönderme yaparak Cemal ve Süreyya aşkı üzerinden giderdiği yeni romanı Süreya Kuaför Salonunu anlattı.

Devam