VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
14 Mayıs 2015 Perşembe | Anasayfa > Haberler > Milenyumun janjanlı çocukları
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Milenyumun janjanlı çocukları

Okurları tarafından ‘kelimeleri dansa kaldıran adam’ olarak anılan Mehmet Ercan, “Aşk Düştü” isimli yeni denemesinde kelimelerin ve aşkın gizde kalmış anlamlarını irdeliyor.


Eksik alfabeyle kelimeleri aşkla dokuyan adam Mehmet Ercan, yeni kitabı “Aşk Düştü” ile sadık okurlarının karşısına bir kez daha çıkıyor. Kapağının ardında karşılıksız aşka dair şiir tadında yazıları gizleyen “Aşk Düştü, sizi aşık olduğunuz zamanlara götürüp, ifade edemediğiniz duygularınıza karşılık bulmaya çağırıyor. Yağmurun tohumun filiz vermesinden bağımsız yağmasını, rüzgârın hangi yöne esmesi gerektiğinden bihaber esmesini, seven kişinin sevilip sevilmediğini önemsemeden sevmesi gerektiği ile bağdaştıran Mehmet Ercan, eserinde aşkın karmaşıklığıyla paralel zengin bir dil kullanmış. Aşkın dikenli yollarında yara almadan, ateşiyle yanmadan insan olmanın gerektirdiği sevme ve sevilmeyi öğrenemeyeceğimizi bize bir kez daha hatırlatan Mehmet Ercan, “Ben sana bu kadar yorgunken, şimdi sen başkasına mı dinleniyorsun?” sözüyle de Ceyhun Yılmaz’ın “Ben sana yanarken şimdi, sen kim bilir nerelerde üşüyorsun?” şiirine bir selam gönderiyor. Kitabın sihirli sayfaları arasındaki “Mont benim ama ben montun değilim” ve “Fakir olan şeytandır! dedi annem” isimli içe değen hikayeleriyle de okuyucuyu bir süre aşktan ayırıp, hayatın gerçekleriyle yüzleştiren Mehmet Ercan, Mevlana’nın dokunaklı sözlerinden de faydalanmış. Kitabı okurken lise çağlarımın naifliğini anımsadığımı da itiraf etmeliyim sanırım. O yıllarımızdaki “saf aşk” duygusunu hatırlatıyor bize “Aşk Düştü”. Ne de olsa şimdi, “milenyum çağının alüminyum folyo kaplı janjanlı çocukları” olarak ne sevmeyi biliyoruz, ne de sevilmeyi...Yemeğin gelmesini beklerken nasıl daha da çok acıkıyorsak, sevdiğimiz kişiyi de beklerken onu öyle daha çok seviyoruz. Ve onunlayken ne yemeğin tadı ne de kahvenin kokusu önemsizse şayet, aşk dedikleri de bu olsa gerek. Birini sevmenin ve şartsız koşulsuz onu beklemenin yükünü ve bunun yanında da güzelliğini bize anlatan Mehmet Ercan, “şimdi biraz da insan ol!” diyerek bu dünyaya geliş hikayemizle aşkla imtihanımızın da başladığını vurguluyor.Aşkın günlük hayatta kullandığımız dile yansımasını, “olmadık bir konunun içinde bile ‘aşk olsun’ deyişimiz, belki de aşka olan ihtiyacımızdandır” diye yorumlayan Mehmet Ercan, aşıkken “bir gün giderse bu kalbi neyle avuturum” demeyi bile aşktan uzak, tüccarlık olarak yorumlamış. Zor aşık olmaya dair de güzel bir anekdotu var Mehmet Ercan’ın ki haklılık payı bence olağanüstü yüksek: “Bütün çabamız mutlu olmak ve en güçlü yolun da aşk olduğunu düşündüğümüzden dolayı ‘Ben zor aşık olurum.’ diyoruz. Oysa bir bakışa bile âşık olabiliyorken insan, mutluluğunun son seçeneğini bir bakışa harcamak istemiyor ve ‘Ben zor âşık olurum.’ diyor. Son seçeneğini kaybetme korkusu! Anlayan ve hisseden herkese, “Aşk Düştü“...

Paylaş

Bir VatanKitap’ın perde arkasıBu ay üç özel röportajla çıkıyoruz okur karşısına. Bunlardan ilki Türk tiyatro tarihine sahneleye çıkan ilk kadın oyuncu Afife Jale'nin yaşamını romanlaştıran Osman Balcıgil'le bu büyük değer üzerine Ece Erol'un yaptığı şöyleşi oldu. Diğer bir özel röportajımızı Cemre Nur Meleke, Aslı Perker'le yeni romanı Flamingolar Pembedir üzerine gerçekleştirdi. Sinemaya da uyarlanan Kocan Kadar Konuş kitabıyla büyük çıkış yakalayan Şebnem Burcuoğlu ise özlenen sıcak mahalle özlemimizi, Cemal Süreya'ya gönderme yaparak Cemal ve Süreyya aşkı üzerinden giderdiği yeni romanı Süreya Kuaför Salonunu anlattı.

Devam