VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
30 Mayıs 2010 Pazar | Anasayfa > Haberler > Modern dengbejin kurşun geçirmez öyküleri
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Modern dengbejin kurşun geçirmez öyküleri

Modern Kürt edebiyatının en renkli ve en özgün ismi Mehmed Uzun’u yitireli üç yıl oldu. İlk kez Güneydoğu’da bir kitap fuarının düzenlendiği bu dönemde onun eserlerini bir kez daha okuma vaktidir.

Kerem Çalışkan

Kürt halkı, en modern dengbejini yitirdi üç yıl önce. Mehmed Uzun ardında 7 roman, 11 araştırma kitabı, onlarca deneme ve yazı bırakarak... (1953-2007)

İçinden gürül gürül Fırat ve Dicle’nin aktığı bir nehirdi Mehmed Uzun. Yalnızca edebiyat yapmak için yazmadı. İçinden geçen acıyı, öfkeyi, sevinci, umudu, özlemi, heyecanı ve doğduğu topraklara, kendi halkına hayranlığını yazdı. Onların hepsi toplandı müthiş bir edebiyat oldu. Hepsi Dicle’ye atılan batmayan “kelekler” gibi döne döne kendi kültürünün ana kaynağına uzandı. Derinlikli, müzikli, renkli bir edebiyat doğdu. Kürtler de Türkler de bu edebiyat nehrinden kana kana su içti ve içecek.

Çok temizdir o su. Taş atan çocuklar da yarın su içecek o edebiyattan. Oynayıp duracaklar gönüllerince, Mehmed Uzun’un ölümsüz nehirlerinin kıyısında.

Şimdiye kadar Mehmed Uzun okumayanlar veya bir-iki kitabını okuyanlar varsa, eserlerinin tümünü okumalarını öneririm. Çünkü orada yalnızca özgün bir yazarın dünyasını değil, Türkiye’nin hâlâ kanayan yarasının, nasıl tedavi olabileceğinin “derde deva merhem”ini de keşfedecekler.

YASAKLI ORTAMDA KÜRT EDEBİYATINI DİRİLTTİ

Mehmed Uzun Kürt kültürünün derinliklerine eğildi. Dengbejlerin, bu efsanevi halk ozanlarının peşine düştü. Onlarla tanıştı, konuştu, öykülerini derledi. Yazılı kültüre dönüşmeden binlerce yılı aşıp gelen sözlü kültürün gücünü keşfetti. Bir söyleşisinde günümüzdeki bir dengbejin, 5 bin yıl öncesinden, dilden dile gelen Gılgamış destanını yazıya dökülmeden çalıp söylediğini anlatmıştı.

Uzun, Kürt kültüründe sözcüklerin gücünü keşfettikçe büyülendi ve onları elinden geldiğince yazılı kültüre dökerek adeta yeniden yarattı. Bu çok önemli ve çok cesur bir girişimdi.

Mehmed Uzun gençliğinde politik mücadeleden gelmişti, ama edebiyat uğraşında güncel politik kaygıların çok ötesine geçti.

Kürt edebiyatını Türkiye’nin zor ve yasaklı ortamında 20. yüzyılın sonunda, 21. yüzyılın başında yeniden yaratmak gibi inanılmaz bir uğraşa girişti. Ve başardı. Eserlerinin çoğu Kürtçeden Türkçeye çevrildi. Ama doğrudan Türkçe ve İsveççe yazdığı eserler de var.

Mehmed Uzun’un eserlerinin tümünü okuyunca, yüzyılımızda bir Kürt aydınının yaşam öyküsünü film izler gibi yeniden seyredersiniz. Üstelik bu öykü, onun roman kahramanları ile birlikte neredeyse 19. yüzyılın ortalarından başlar. Ve günümüze kadar uzanır.

O tıpkı dostu ve arkadaşı Yaşar Kemal gibi dağlarda tepelerde dolaşan sözcükleri Fırat ve Dicle’nin sularında yıkadı, arıttı. Sözcükleri ve öyküleri ölümsüz kıldı.

MEZOPOTOMYA’NIN KALBİNE DOKUNDU

“Dengbejlerim” kitabı yitip gitmekte olan olağanüstü bir geleneğin son yolcularını toplayıp derlediği müthiş bir eserdir. Uzun, kendi kültürüne borcunu fazlasıyla ödemiş bir yazardır. Sürgün, Kürt halkının Kürt aydınlarının tarihinde önemli bir yer tutar. Mehmed Uzun bu sürgünlerin öyküsünü de inanılmaz bir derinlik ve acıyla aktardı günümüze.

Çünkü kendisi de bir sürgündü. İsveç’te 20 yılı aşkın kaldı. Ama Mehmed Uzun sürgünde solmadı, çiçek açtı. İsveç yıllarında hem Kürtçeyi yeniden keşfetti, hem de Batı edebiyatı ile tanıştı. Böylece Batılı kültürün getirdiği derinlik ve disiplin ile kendi Kürt kültürüne eğilme şansı buldu.

Kendisinin de açıkça belirttiği gibi onun bütün bunları başarmasındaki temel etkenlerden birisi İsveç’te yaşadığı ve tanık olduğu “çok kültürlülük”tü. Batı’ya sürgüne gitmese, belki de kendi kültürünün derinliklerini böylesine keşfetme imkanı bulamayacaktı. Başka kavgalardan vakit bulup bu bakışa, derinliğe ve bilgi birikimine gelemeyecekti.

“Sürgün bir mezarlıktır” diye yazar Mehmed Uzun. Ama o orada kalmadı.

Ölüm meleğini kendi ülkesinde, kendi toprağında karşılamak için Diyarbakır’a döndü. O çok sevdiği kente, kendi deyişi ile “Zalimin değil, mazlumun, kin ve öfkenin değil sabır ve dayanma gücünün merkezi”ne döndü. Mehmed Uzun’dan 7 tane romanı kaldı geriye: “Sen”, “Yaşlı Rind’in Ölümü”, “Yitik Bir Aşkın Gölgesinde”, “Abdal’ın Bir Günü”, “Kader Kuyusu”, “Aşk gibi Aydınlık Ölüm Gibi Karanlık”, “Dicle’nin Yakarışı ve Sürgünleri”.

Bu romanların sonuncusu, yani “Dicle’nin Yakarışı”, gerçek bir nehir romandır. Geçmiş yüzyıldan günümüze Bedirhan aşiretinin isyan ve sürgün öyküsüdür. Bunu izleyen bir dengbejin tanıklığında anlatılan Kürtlerin tarihidir.

“Yitik Bir Aşkın Gölgesinde”, isyan ve savaşla aşk arasında kalmış sayısız insanın ortak öyküsü gibi trajik ve hüzünlüdür. 20. Yüzyılın başındaki eski bir macerayı anlatır. Ama tıpkı Mehmed Uzun gibi 68 kuşağından çok kişi de bu öyküde kendi hüzünlü ve yarım kalmış aşkını bulabilir. “Yaşlı Rind’in Ölümü”, bir dengbejin hayatına ait tanıklık romanıdır.

Ancak Mehmed Uzun’un benim en sevdiğim romanı “Abdal’ın Bir Günü”dür. Evdale Zeynike adlı Kürt dengbejinin aşkının öyküsünü anlatır, paralel giden iki aşk öyküsüyle. Efsane dilinde yazmıştır Uzun bu romanı. Çocukluk anılarını, öyküleri, türküleri dinlediği dille anlatmıştır. Kör dengbejin mucizevi bir şekilde gözlerinin açılması ve kanadı kırık turnanın uçup gitmesiyle biter bu olağanüstü güzel öykü. İçinizi bir ferahlık kaplar. O yalçın dağlar, uçurumlar, ormanlar ve yeşillikler insan öyküleriyle canlanır, gezer yürür içinizde.

UZUN’UN ÖYKÜLERİ KURŞUN GEÇİRMEZDİR

Size bir şey söyleyeyim mi, Mehmed Uzun’un öyküleri kurşun geçirmezdir. Onları okurken, insan zamanın durduğu ve anlamını yitirdiği güzel bir boşluğa düşer. Yüzyıllar içinizde savrulur. Adeta renkler, güzellikler, insani duygularla dolu bir boşlukta asılı kalırsınız. “Kan kanla yıkanmaz” diye aktarır Mehmed Uzun çok sevdiği bir Kürt atasözünü. Bunun ne anlama geldiğini, Uzun’un kitaplarında anlattığı şefkat dolu efsanelerde anlarsınız. Binlerce yıldır nakış gibi örülen insani duygularla yaşar gider efsaneler. Bize bizlere, Kürtlere, Türklere, Ermenilere, Araplara bu topraklar üstündeki ortak kardeşliğimizi, ortak mirasımızı hatırlatır. Mehmed Uzun, o ince gülümsemesi, efendi ve ağırbaşlı yapısı, derinden bakan hüzünlü gözleri ile insana her an dostluk ve güven duygusu veren bir insandı.

Onunla, beton duvarlar arasında birlikte volta atarken veya yıllar sonra İstiklal Caddesi’nde beraber yürürken, içimde yemyeşil bir vadide gürül gürül akan bir nehir kıyısında birlikte geziyormuşuz hissi gelirdi. Öylesine bir dostluk ve güzellik yayılırdı havasından.

Şimdi kitaplarını bir kez daha okurken, yan yana yürüyormuş kadar yakın hissediyorum kendimi. O, sonsuzluğa uzanan bir dostluk ve güzellik yolu serdi önümüze.

Paylaş