VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
04 Kasım 2017 Cumartesi | Anasayfa > Haberler > Mübadillerin duygusal bağları hala devam ediyor
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Mübadillerin duygusal bağları hala devam ediyor

“Mükellefiyet”, “Göl Dağı”, “Büyük Yürüyüş” isimli romanlarında Zonguldak maden tarihini anlatan araştırmacı yazar Metin Köse, “Aç Kapıyı Ben Geldim”de bu kez Safranbolu mübadillerini anlatıyor.

İPEK CEYLAN ÜNALAN




Romanınızda mübadele yıllarına doğup büyüdüğünüz Safranbolu ekseninden bakarak hayat veriyorsunuz. Mübadelenin Türkiye’de doğru anlaşıldığını düşünüyor musunuz?
“Aç Kapıyı Ben Geldim”de (aslında bu bir Safranbolu türküsü) mübadelenin etkisini verebilmek, dün ile bugünü karşılaştırabilmek adına olayları 1924 ve 2014’te akan iki farklı çizgide anlatmaya çalıştım. Ülkemizde ‘mübadele doğru yorumlandı’ diyemeyiz. Daha en başta bize okullarda mübadeleyi bizim değil karşı tarafın istediği öğretildi. Oysa gerçek hiç de böyle değil. Mübadeleyi bizim ülkemiz de istemiş. Bunun en büyük kanıtlarından biri Safranbolu mübadilleridir. Kıranköylü 3,212 Ortodoks gitmemek için direndikleri halde zorla gönderilmişler. Hatta bu insanların “Biz Türküz! Anadilimiz Türkçe! Biz gitmek istemiyoruz!” şeklinde dilekçeleri var. Mübadeleyle ilgili bana göre en çarpıcı olay mübadillerin arada (araf) kalması. Bu hem ülkemizde hem Yunanistan’da böyle oldu. “Öteki” olmaktan kurtulamıyorlar. Daha doğrusu onlara böyle hissettiren bizleriz. Beynimizin arka planında sürekli taşıdığımız -kusur arama- duygusuyla, azıcık kızdığımızda “gavur” demek için fırsat kolluyoruz. Aslında hepimiz bir yerlerden gelmişiz. Nedense bulunduğumuz yere bizden sonra gelenlere karşı feodal bir bakış açımız var.

Uyum sağlayamadıkları için göçtüler

Mübadele ile 700 yıl yaşadıkları toprakları bırakıp buraya gelen insanlar, Safranbolu’yu nasıl değiştirdi?

Safranbolu’ya gelen mübadiller uyum sağlayamadıkları için başka şehirlere göçmüşler. Bugün Safranbolu’da mübadil 5 aileyi geçmez. Ancak Türkiye’ye gelen mübadillerin tarımda ve el sanatlarında ülke ekonomisine çok büyük katkı sağladıkları ekonomistler tarafından sıkça dile getirilir. Özellikle tarımsal üretimde-tarım alanlarının aynı olmasına rağmen- büyük oranda artışı anlatılır. Diğer taraftan Safranbolu’dan giden mübadillerden sonra ortaya çıkan iş gücü çok barizdir. O dönemde Safranbolu’da inşaat ustası ve terzi kalmayınca, başka şehirlerden usta ve terzi aramaya başlamışlar.

Yerel halk kolayca kabullendi mi bu insanları yoksa hep bir yabancı olarak mı kaldılar?
Safranbolu’dan gidenler başlangıçta çok zorluk çekmişler. Fanatiklerce kendilerine saldırılar olmuş. Önce Selanik’e sonra Skydra’ya yerleşmişler. Bugün iyi durumda olduklarını söyleyebilirim. Safranbolu’nun Yunanistan’da ayrı bir yeri var. Safranbolu ile Skydra kardeş belediye oldukları gibi, iki şehir arasında düzenli gidiş gelişler hâlâ devam ediyor. “Aç Kapıyı Ben Geldim” kitabımı Skydra’ya gönderdim. Orada Safranbolu adıyla dernek, sokak, cadde, marketler var. Edirne Kitap Fuarı’na gittiğimde yunan turist kafilesiyle tanıştım. Yaşlılar Türkçe biliyordu. Bana ilk söyledikleri “Yunanistan’da Safranbolulu çok” olmuştu. İçlerinde ataları mübadil olanlar vardı. Birinin babası Konya’dan birinin Ankara’dandı. Konuşurken gözyaşlarını tutamadılar. Doğrusu ben de duygulanıp ellerini öptüğümde, bana sarıldılar. Sanki kırk yıllık dost gibi. Demek ki, mübadillerin duygusal bağları hâlâ devam etmekte.

İnsanlar geçmişe özlem duyuyor

Peki bir de gelenlerin penceresinden bakalım. Vatan değiştiren insanlar için ‘yeni vatan’ eskiyi aratır mı?

Ben arattığına inanıyorum. Çünkü bir mübadil hangi etnik kimlikte olursa olsun geride atalarının mezarlarını bırakıyor. Babasının, annesinin çocukluk masallarını, geleneklerini, şarkılarını, anılarını... Bütün bunlar insanı yaşama bağlayan unsurlar. Ve bu özlemlerini çocuklarına, torunlarına aktarıyorlar. Bugün Safranbolu’dan giden mübadillerin torunları gelip atalarının evlerini arayıp buluyorlar. Hatta dedelerinin evlerinden bir parça (kapı kolu, tahta parçası, taş, çivi vb.) alıp götürüyorlar. Gelemeyenler ise evlerinin, bahçelerinin fotoğraflarını istiyorlar. Evet, insanlar geçmişe özlem duyuyorlar.

Kitabınız için ‘yarım kalmış sevdaların kitabı’ diyorsunuz. Bunu da Yordan ve Güldane’nin aşkıyla okuyucuya veriyorsunuz. Kitap biterken aslında bitmesin sürsün istiyor insan. Devamı olacak mı?
Ayrılıkların olduğu yerde her zaman yarım kalmış sevdalar vardır. Savaştan önce Safranbolu’da Ortodokslar ve Müslümanlar birlikte yaşıyorlar. Aralarında inanç farkından kaynaklanan bir sorun olmuyor. Hatta birbirlerinin dini bayramlarına katılıyorlar. Tam 700 yıl bu şekilde yaşıyorlar. Az da olsa evlilikler de yaşanıyor. Sonra savaşın korkunç yüzü ortaya çıkıyor. İnsanlık tarihinin en büyük göçü yaşanıyor. Ve kapı çalınıp hiçbir şeyden haberi olmayan insanlara “Buradan gidiyorsunuz!” deniliyor. Konuyu araştırırken mübadillerin Selanik’te hâlâ söylediği bir dörtlükle karşılaştım. “İsmet Paşa Venizelos geldiler/ Trampa yapmaya karar verdiler/ Acep bunu bir ferde mi sordular/ Dünyada böylesi görülmemiştir/ Türkiye’den ayırdılar bizleri/ Kan ağlıyor hepimizin gözleri.” Devamı olacak mı sorusu birkaç kişiden daha geldi. Sanırım konuyu bir de Skydra’daki mübadillerin gözünden araştırmam gerekiyor.


Paylaş