VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
15 Şubat 2017 Çarşamba | Anasayfa > Haberler > Muhteşem ikili
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Muhteşem ikili

Tolga Gümüşay, dünyanın çeşitli bölgelerinde, Türkiye’nin farklı illerinde ve elbette İstanbul’un arka sokaklarında çektiği fotoğrafların kendisinde yarattığı çağrışımlardan yola çıkarak öyküler yazıyor. Merkezine insanı koyarak yazan Gümüşay, şimdiye kadar 70 “kareli öykü” yazmış.

ÖZLEM AKALAN



Lisan konusunda kabiliyetlimdir. Ama hepsi bu. Ne müzik kulağım vardır ne de fotoğrafçı gözüm. Kelimelerle oynayıp “edebiyat yapma” yeteneğim de yoktur, uzun uzun hikâye anlatacak sabrım da. Resim yapmayı denemedim bile… İsteyip de yapamadığım o kadar çok şey var ki herhangi bir sanat dalında yetenekli olan herkese saygım sonsuz. Çıkan eser benim zevkime uygun olmasa da en azından emeğe hürmet ederim. Birkaç işte birden yetenekli olan, sanatın farklı dallarını buluşturan insanlar ise bende hep hayranlık uyandırıyor. Bu yüzden, Altın Kitaplar etiketiyle yayımlanan Tolga Gümüşay’ın “Kareli Öyküler” kitabı, artık kitaplığımda özel bir yere sahip.

Bu çalışmada fotoğrafçılıkla öykücülüğü birleştiren Gümüşay ile ben yeni tanıştım. Eminim pek çoğunuz onu daha önce yayımlanmış beş romanı ve iki öykü kitabıyla tanıyorsunuzdur. Ya da en azından kitabıyla aynı adı taşıyan internet sitesinden… “Tek başlarına da dimdik ayakta durabilen iki birey olarak fotoğraf ve öykü, birbirlerini kısıtlamadan, aksine tamamlayıp büyüterek mutlu bir birlikteliğe imza atabilirler mi?” sorusuyla yola çıkan Tolga Gümüşay’a yayımlanan kitabı en iyi cevap olmuş. Son dönemde sosyal medyada “beğen”meye alıştığımız renkleriyle oynanmış, filtrelerden geçmiş fotoğraflar yok bu kitapta. Onunkiler, sokak aralarında, nehir kenarlarında, bir hanın küçücük odasında çekilmiş, en salt haliyle pek çok öyküye fon oluşturacak kareler.

Edebiyata görsel destek
Resmin dağılmaya meyilli dikkati toplayacak bir merkez rolü üstlenebileceğini düşünen Gümüşay, edebiyata yabancılaşan modern insanı “görsel destekle” yazı dünyasına yakınlaştırılabileceğini düşünüyor.

“Gündelik olanı kalıcı hale getirebilmek, sıradandaki derinliğe erişebilmek, dört yanımızda gürül gürül akan yaşamı daha yoğun hissedebilmek, daha iyi anlayabilmek, onunla ilgili hayaller kurabilmek için” 2012 yılında bu tarza yönelmiş. 2016 başında “Kareli Öyküler” adını alan çalışma, her hafta yeni bir kareli öykü ile dijital dünyada kendine bir köşe edinmiş. İnternet sitesinde pek çok kare ve öykü bulabilirsiniz ama ben en çok yazılı hikâyeye bir giriş niteliğindeki “hareketli kareler” bölümünü beğendim. Fonda çalan müzik eşliğinde fotoğraflar film gibi akarken yazar bir dakikayı aşmayacak şekilde kendi sesinden öyküsünün giriş cümlelerini okuyor. Her ne kadar bir fotoğraf karesinden yola çıksa da odağına insanı koyan kitabı okurken, ister istemez aklıma ilk gelen soru şu oldu: “Acaba yazar önce hikâyeyi şekillendirip ona göre mi fotoğraf çekiyor yoksa fotoğrafın çağrıştırdıkları üzerine mi hikâye yazıyor?”

“Hikâye yazdıktan sonra fotoğrafını çekmedim hiç” diye yanıtlıyor bu sorumu Tolga Gümüşay; “Fotoğraflar, hikâyeleri doğurdu. Bazen de iç içe geçtiler. İstanbul’un tarihi bir mahallesinde, Prag’da Vltava Nehri’nin kıyısında, Kabataş’ta deniz kıyısında gördüklerim ve hissettiklerim beraberce fotoğraflarını ve hikâyelerini doğurdu.”

Peki kaç fotoğraf çekip kaçına öykü yazmış Gümüşay? “Instagram’da 2736 fotoğrafım var, şu an. Bu akşama kadar 2738 olabilir! Her çektiğim fotoğrafa öykü yazmıyorum elbette. karelioykuler.com sitesinde 58 kareli öykü yayınladım bugüne kadar. Kitapta hiç yayılanmamış öykülerim de mevcut. Bugüne kadar çektiğim/yazdığım toplam 70’in üzerinde kareli öykü var.”

İki sanat dalını birleştirmenin kendisinde yarattığı duygu ile, salt öykü veya roman yazmak arasında duygu farkı var mı acaba? “Yazma deneyimi açısından çok fark yok aslında” diyerek söze giriyor Gümüşay ve anlatmaya devam ediyor: “Yalnızca hazırlık aşamasında kullandığım yöntemler farklı. Roman yazarken, kullanacağım mekânlarda yürüyüşler, araştırmalar, gözlemeler yapıyorum. İnsanları, binaları, sokakları, ayrıntıları inceliyorum. Yazı veya sesle notlar alıyorum. Daha sonra bende yoğun hisler yaratan, iz bırakan imgeleri kullanıyorum. Hikâyeye dönüştürüyorum ya da hikâyemin içine katıyorum. ‘Kareli Öyküler’de ise bu gözlem ve araştırma sürecini fotoğrafla kaydediyorum. Yani yapım aşamasına dair, daha sonra okurla da paylaşacağım görsel notlar alıyorum.”


Haliç resitali

Tolga Gümüşay’ın Haziran 2014’te Karaköy’de çektiği fotoğraf için yazdığı öyküden bir bölüm:
Erkenci balıkçıların söylediğine göre bazı sabahlar zamanı unutturacak kadar uzun süren bu bakışma esnasında kadının sarı saçlarının, koyu kırmızıya boyalı dolgun dudaklarının, ışıltılı kahverengi gözlerinin Haliç’teki yansıması gerçek bedeninden daha canlı, daha belirgin olur. İşte bu kavuşma, hissin cisme dönüştüğü bu bir olma hali Haliç’i önce hafif hafif kıpırdatır, sonra dalgalandırır ve nihayet taşırıp kadının ayaklarına ulaştırır.
Haliç’in dokunuşuyla ürperen kadın yüksek topuklarını kaldırarak birkaç adım geri kaçar. Havanın soğukluğuna, yağıp gürlemesine aldırmaksızın tek hamlede trençkotunu çıkarır. Betonla toprağın buluştuğu çizgide kök salmış emektar piyanonun üstüne bırakır. Şapkası bir karabatak gibi başının üstünden havalanıp trençkotun yanına konar.
Kadın bembeyaz tenini, zarif hatlarını hepten açığa çıkaran siyah tuvaletiyle tozlu sandalyeye doğru yaklaşır.

Bordoya çalan dudaklarını büzüp sandalyeye doğru üfleyerek oturacağı yeri temizler, piyanonun kapağını kaldırıp siyah beyaz tuş dizisini ortaya çıkarır.

Haliç’i selamlayıp sandalyeye oturur. Uzun, narin ellerini kaldırır. İncecik parmaklarını düşürür. Derin bir nefes alır. Fermeneciler Caddesi’nde sabahlayan zincircilerden birine göre Süleymaniye’den okunan ezan bitene dek gözlerini açmaz. Parkta yaşayan tinercilerden ise, o çalmadan önce her defasında aynı martının gelip piyanoya konduğunu iddia edenler vardır.
Kadın başlamak için mutlak sessizliği bekler. Pata pata açılan bir tekne varsa iyice uzaklaşmasını, kanat çırpan karabatakların sakinleşmesini, hocanın ezanını bitirmesini…
Haliç’le son kez göz göze gelir. İşareti alır. Parmakları tuşlara aşkla vurduğu an başının geriye düştüğünü söylerler. Bir ressam, gökyüzüne çevrili gözlerini yalnızca akı görünecek şekilde yarı açık çizmiştir.

Gerçeklik çok sert olunca edebiyatın dili tutuluyor

Bunca fotoğraf ve öykü arasında Tolga Gümüşay’ın çok beğendiği halde uzun süredir bir türlü hikâye yazamadığı bir kare var mı diye merak ediyorum. Varmış elbette. “Nepal’de son yüzyılın en büyük depremlerinden birine yakalandım 2 yıl önce” diye başlayarak anlatıyor Gümüşay öyküsüz karesini: “Saraydan avluya çıktıktan hemen sonra arkadaki beş yüz yıllık yapı yıkılırken çekmiştim bu fotoğrafı. Çok denedim ama öyküsünü yazamadım. Gerçeklik çok sert olunca edebiyatın dili tutuluyor.”




Paylaş

İtimatGaliba en iyisi bir çırpıda söylemek. Doktorların yaptığı gibi. Ekim’den beri kanser tedavisi görüyorum ve biraz daha yolum var.

Devam
15 Mayıs 2017 Yıl : 13
Sayı : 159