VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
09 Şubat 2011 Çarşamba | Anasayfa > Haberler > Mükemmel gazeteci “derin devlet”i yendi
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Mükemmel gazeteci “derin devlet”i yendi

Millenium’un iki başkişisi var, bütün diğer kişiler bu ikisini besliyor.

Biri, mükemmel gazeteci Mikael Blomkvist, diğeri tabii ki çılgın kız Lisbeth Salander. Bu ikili yaklaşık 2 bin 500 sayfa boyunca İsveç’in her yanını didik didik ettiler.

Üçüncü ve son kitapta ikilinin karşısında İsveç’in “derin devleti” var. Ülkenin resmi istihbarat örgütünün içindeki yarı-resmi bir yapılanma İsveç’in “derin devleti”
oluyor.

Mikael Blomkvist gerçekten “mükemmel gazeteci” ve sonuna kadar da bu niteliğini koruyor. Ele aldığı her haberin sonuna kadar gidiyor, olayın bütün ayrıntılarını ortaya çıkarıyor ve sonuçta bazen toplum çapında bazen de daha dar bir çevrede ciddi bir sarsıntı yaratıyor. Sarsıntının nedeni İsveç’in dışa dönük görüntüsündeki cilanın altında kalan bazı gerçeklerdir. Bütün diğer toplumlar gibi İsveç’in de kötüleri vardır. Bunlar iş adamı da olabilir, gazeteci de, polis de, memur da, politikacı da...

Başlıkta “Mükemmel gazeteci derin devleti yendi” derken ilk iki kitabı okuduktan sonra üçüncüyü okumak niyetindeki okurlar için “filmin sonunu ifşa” etmiş olmuyoruz. İlk iki kitapta “sonunda hep kazanan ikilinin, hatta mezarından çıkmayı bile başaran Lisbeth ile hamisi Mikael’in üçüncü kitabın sonunda yine “muzaffer” çıkmaları hiç de şaşırtıcı değildir.

2 bin 500 sayfanın ardından tabii ki ortada bazı sorular da var. Bunların en önemlisi, dünyada yaklaşık 50 milyon satılan üçlemenin başarısının nereden geldiği. Mikael’in gerçekten “mükemmel” ve “iyi kahraman” olarak sevgiyle izlenmesi son derece doğal. Lisbeth ise her şeyiyle “esrarengiz.” İkinci kitabın sonunda hayat çizgisi belli ölçüde ortaya çıkmış olmasına karşın her durumda şaşırtıcı bir icraatla üzerindeki ilginin sürmesini sağlıyor.
Stieg Larsson gazeteci kökenli ve ayrıntıları düzgün bir sıralama içinde üç kitap boyunca asla yorulmadan sıralamayı başarmış. Bu kadar sayfayı bu kadar çok kişinin okumuş olmasının basit bir teknik nedeni de var. Okurun herhangi bir kişiyi ya da olayı unutması mümkün değil, çünkü yazar sürekli tekrarlarla hafıza tazeleyerek okurun izlemesini kolaylaştırıyor. Böylece okur her şeyi kolayca izleyebiliyor, “bu adam kimdi”, “bu olay nereden çıktı” gibi basit okur tepkilerine yer kalmıyor ve okuyucu kitaptan soğumuyor.
Maceranın son bölümünde Türkiye ve Suriye’deki baskılardan kaçarak İsveç’e yerleşmiş ve burada örgütlenmiş Kürtler de olaylara renk katıyor.
Bir not daha: İsveç’in “derin devleti”nin sicilinde bir karşı casusluk olayı ile birkaç cinayet ve suç var, o kadar.

Ayrıca Larsson’un dilinin son derece sade olduğunu ve geleneksel “romancı” güdüleriyle kendi ruh hallerini asla hikâyeye karıştırmadığını da söylemek gerekiyor.
Millenium üçlemesi, dünya polisiye edebiyatının önemli ürünlerinden biri olarak yerini aldı, ama on yıl, on beş yıl sonra yeni okur kuşakları aynı heyecanla Mikael ile Lisbeth’in maceralarını okurlar mı, onu şimdiden söylemek mümkün değil.

***

Çok marifetli Laurie

Bütün dünya televizyonlarını işgal altında tutmaya devam eden Amerikan dizi filmleri içinde oldukça farklı olan “House”un başoyuncusu olarak ünlenen Hugh Laurie’nin İngiliz ve tiyatro kökenli olduğu, müzisyen olduğu gibi bilgiler kısa sürede herkesin malumu oldu. Ama Laurie’nin marifetleri bu kadarla da kalmıyor, “Silah Tüccarı” adında bir de polisiye yazarak sanatçı kişiliğini katladı.

“Silah Tüccarı”nı yazarken kuşkusuz çok eğlenmiş olmalı. Romanın bir bölümünde Sam Spade veya Mike Hammer’ın yaşadıklarına çok benzer bazı sahneleri, James Bond filmlerinde görülen türden sahneler izliyor. Bazı bölümlerde de daha çok Amerikan polisiye edebiyatında sık görülen aşırı şiddet ve kan var. Belli ki Laurie polisiye edebiyatın farklı türlerini sevmiş ve
hepsini kitabında kullanmış.

Yazarın zekâ oyunları, başkişisi Thomas Lang’ın ağzından ya da faaliyetlerinden dökülürken güçlü bir entelektüel birikimi olduğu da görülüyor. Örneğin kitabın bir köşesinde birdenbire karşınıza Türkiye’nin Kürt meselesi ve PKK çıkabiliyor.

“Silah Tüccarı” polisiye edebiyatın farklı türlerini seven değişik okurların tümüne ilginç gelecektir. Doktor House’un kara mizahına uzak olmayan zekâ ürünleri de kitabın her yerine serpiştirildiği için zevkli bir okuma herkese açık.

***

Wallander’e veda

İsveç’in taşrasından, dünya çapında olayların peşine düşen komiser Kurt Wallander, onuncu macerasıyla veda etti. Henning Mankel, bir romanında Wallander’in kızını öne çıkararak, bir diğerinde yeni bir polis memurunu başkişi yaparak “asıl” kahramanıyla araya mesafe koyma girişimlerinde bulunmuştu.

Bu kez kesinlikle Wallander’e veda edildi, ama o edemedi. “Endişeli Adam”da Mankell bir casusuluk hikâyesi anlatıyor. Stieg Larsson’un Millenium üçlemesinin son kitabında sık sık anılan “Wenneström olayı” burada da İsveç tarihinin en önemli casusluk olayı olarak geçiyor. Bu kişinin, İngilizlerin Kim Philby’si gibi biri olduğunu, toplum üzerinde aynı etkileri yarattığını anlamak zor değil.
Henning Mankel “Endişeli Adam”da İsveç’in “derin devleti” ile ilgili değil, Sovyetler Birliği’nin dizi dibinde, Soğuk Savaş’ın bütün etkilerine maruz kalmış bir ülkede “casusluk” anlatıyor. Her köşede Sovyet casuslarının arandığı, askerlerin sosyal demokrat başbakan Olof Palme’nin bile Sovyet casusu olduğuna inandıkları bir ülkede başka casuslar da olabilir ve vardır. Roman bunları anlatırken, İsveç toplumunun bazı gerçekleri de Mankell’in kalemiyle gün ışığına çıkıyor.

“Endişeli Adam”ın yayınlanma tarihi 2009. Kurt Wallander, yazarı gibi 60 yaş köşesini dönmüştür; torunu olmuştur, emeklilik düşünmektedir. Ama emekliliği umduğu gibi değil korktuğu gibi olacaktır.

Paylaş

İtimatGaliba en iyisi bir çırpıda söylemek. Doktorların yaptığı gibi. Ekim’den beri kanser tedavisi görüyorum ve biraz daha yolum var.

Devam
15 Eylül 2017 Yıl : 13
Sayfa : 163