VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
14 Nisan 2016 Perşembe | Anasayfa > Haberler > Mültecilerin umut yolculuğu
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Mültecilerin umut yolculuğu

İstanbul Şehir Tiyatroları’nın yeni oyunu “Radyonun İçindekiler” mültecilerin dram yüklü umut yolculuğunu sahneye taşıyor. Oyun yarın Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde sanatseverlerle buluşacak.



Cenk Gündoğdu'nun yazdığı Ragıp Yavuz’un yönettiği "Radyonun İçindekiler" oyunu, savaş, gözyaşı ve ölümün yüzyıllardır neredeyse tutsak aldığı bir coğrafyanın ve onun acılı insanlarının hikayesi... Ülkesi, kimliği, inancı ne olursa olsun, ölümden kaçarken, ölümle sonuçlanabilecek bir yolculukta yaşama umudu arayan Orta Doğu insanlarının, mültecilerin yorgun yalnızlığı...

Küreselleşmesi artık tartışılmayacak boyutlara varan ve neredeyse "groteskleşmiş* bir trajedinin, haber bültenlerine yansımayan karanlık gölgesi... "Radyonun İçindekiler", Kadın, erkek, çocuk ayırt etmeden ve "belki de sanatta en güç olgu olan, acının resmini çizebilmek" çabası... Sahne ve kostüm tasarımını Barış Dinçel’in, ışık tasarımını Mustafa Türkoğlu’nun, efekt tasarımını Ersin Aşar’ın, hareket düzenlemesini Yasemin Gezgin’in yaptığı oyunda; Aslı İçözü, Bensu Orhunöz, Cem Baza, Çağlar Yiğitoğulları, Gürol Güngör, Hüseyin Köroğlu, İskender Bağcılar, Onur Şirin, Ümit Bülent Dinçer, Yiğit Ali Uslu ve Zeki Yıldırım rol alıyor.



KAYITSIZLAŞIYORUZ

(2012) adlı şiir kitabı ile 6. Metin Altıok Şiir Ödülüne layık görülen Cenk Gündoğdu, senaryosunu yazdığı oyun için şunları söylüyor: TV’de, radyoda acılı bir haberi, patlayan kamyonları, bombaları, ölümleri yani bir vahşeti duyunca, izleyince kuşkusuz üzülürüz. Ama yaşadığımız üzüntü bu çağda Baudrillard’ın söylediği gibi simülasyondan yani görüntülerden ibarettir. Bu üzüntü aygıtla ilişkimiz kesildiği an biter. Herhangi bir şey ifade etmeyen reklam ya da bir film ile çok şey anlatan gerçek bir ölüm arasında bu sanal dünya üzerinden kurduğumuz ilişkide hiçbir fark yoktur. Çünkü bu sanal gerçeklik bizim için bir illüzyondur ve sadece izlediğimiz kadar vakit alır. Sonra dünyanın hızına, kendi gerçeğimize döneriz ve devam ederiz eylemimize, hiçbir şey yokmuşçasına. günlük hayatın hay huyu içinde duyduğumuz, okuduğumuz, izlediğimiz vahşete bir illüzyondan sıyırmayı başarsak bile alışıyoruz. Dahası bu kara haberler, bombalar, patlamalar, ölümler çoğaldıkça kayıtsızlaşıyoruz. Kayıtsızlaştığımız hemen her şey ötekileşiyor, değersizleşiyor. Ki bugün bu kayıtsızlığın kaydı tutulamayacak kadar çok. İşte kayda, kale alınmayan meselelerden biri de: Mülteciler. Onlara ‘yok insan’ demek daha doğru olur sanırım. Kimse görmüyor, duymuyor.

Sistem sadece ölümleri ile tanımlıyor onları, hatta birer rakam olarak anlıyor ölülerini ve görmediği, köşe bucak kaçırdığı hayatlarını. (…) Mağdurun diliyle zalimi, zulmü pekiştiren, meşrulaştıran ağlak bir üsluptan kaçındım. Evet, mazluma merhamet etmemiz için değil egemenlerce haşerat gibi görülen ve yaşatılan acılara karşı durarak… Ölmeye öldürmeye sürgün topraklardan kaçmak, iğne deliğinden görünen mutlu yarına, daha iyi bir hayat ihtimaline… Akdeniz’e ömürlerini teslim eden bu “yok insanları” kanımız üzerinden ‘oyun’ oynanılan coğrafyada bir sabah mülteci olma ihtimalimizi de düşünerek korkusuzca kavramalıyız.
21. yüzyılda Akdeniz’in umut mezarlığına döndüğünü gördükçe denize bakmanın suçluluğunu hisseden insanlardan biri olarak bir yazgı gibi yaklaşılan yersizliği, yurtsuzluğu belirsiz bir yarınla seçerek sulara ömürlerini bir kamyon kum gibi döken mültecileri, üçüncü sayfa haberinden ve küresel yayın organlarındaki istatistiklerden çıkarıp bir oyunla kendi hayatlarında başrolü olmayan bu ‘yok insanları’anlama çabamdır Radyonun İçindekiler.”










Paylaş

İtimatGaliba en iyisi bir çırpıda söylemek. Doktorların yaptığı gibi. Ekim’den beri kanser tedavisi görüyorum ve biraz daha yolum var.

Devam
15 Eylül 2017 Yıl : 13
Sayfa : 163