VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
15 Aralık 2017 Cuma | Anasayfa > Haberler > Murakami’nin ilk melodisi
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Murakami’nin ilk melodisi

Haruki Murakami’nin kaleme aldığı ilk roman olan “Rüzgârın Şarkısını Dinle” Ocak ayında yayımlanacak. Romanın hikâyesinin yanında, kitabın sonunda yer alan Murakami’nin yazmaya dair kaleme aldığı sonsöz, oldukça ilgi çekici.

CANER ALMAZ


Haruki Murakami, yazdığı romanlarla tüm dünyanın beğenisini kazanmış ve geleceğe kalacak, kitapları yüzyıl sonrasında da okunacak yazarlardan birisi. Onun başarılarından, aldığı ödüllerden bahsetmeye sanırım gerek yoktur. Peki, Murakami nasıl yazmaya karar verdi dersiniz?
“Rüzgârın Şarkısını Dinle”, Murakami’nin ilk romanı. Kitabın içeriğinden söz etmeden, biraz önce bahsini açtığım Murakami’nin edebiyatına dair bir şeyler söylemek istiyorum. Hatta bunu, Murakami’nin kendi anlatısı üzerinden ilerletmek istiyorum. “Rüzgârın Şarkısını Dinle”nin son bölümünde, Murakami’nin kaleme aldığı bir sonsöz yer alıyor ve bu bölümde yazmaya nasıl karar verdiğini okuyoruz. Eşiyle beraber yaşadıkları kasabada küçük bir işletme sahibi olan yazarımız, kendi ayakları üzerinde durmaya çalışıyor.

Sabahları erkenden kalkıp başkaları için masa başında çalışmaktansa kendi işlettikleri bir yer açmak, onlara daha makul görünüyor. Zor zamanlar geçiriyorlar. Maddi-manevi sıkıntılar içerisinde yaşarlarken, kaçmaya çalıştıkları tek düze hayat, bir şekilde kendi işlerinde de karşılarına çıkıyor. Murakami, kendine ayırdığı bir zaman diliminde her zaman yaptığı yürüşlerden vazgeçip nadir olarak yaptığı bir şey yapıyor ve bir beyzbol maçına gidiyor. Ve orada ne olursa oluyor: Tüm bu oyunu, seyircileri, hayatın akışını seyrederken roman yazmak istediğini hissediyor. Eve dönünce kâğıt kalem alıyor ve “Rüzgârın Şarkısını Dinle”yi kaleme alıyor. Tek nüsha olan bu çalışmayı bir yarışmaya yolluyor. Aradan oldukça zaman geçiyor; roman ve yarışmanın tamamen aklından çıktığı bir anda, çalan bir telefon Murakami’yi günümüze getiren başlangıcın temelini atıyor. Eğer o yarışmadan derece almasa ve Murakami kendine yazma eylemini çıkış olarak görmese, şu an dünya edebiyatı büyük bir isminden mahrum kalacaktı... Ve bu kitap tek nüsha olduğu için, hiçbir zaman elimize ulaşamayacaktı.

“Mutfak masası kurmacamın doğuşu” isimli bu bölümde, Murakami, yazma ritüelinden de bahsediyor. Japonca düşünüp Japonca yazmaktansa, Japonca düşünüp İngilizce yazmaya başladığında kendine has bir üslup kurabildiğini anlatan yazar, başarısının sırını da buna bağlıyor.

İlk kitaptan fazlası
Murakami’nin ilk yazma denemesi olan romanımız, isimsiz bir karakterin 8 Ağustos 1970 ve 26 Ağustos 1970 tarihleri arasında yaşadığı 18 gününü kapsayan bir anlatı. Lisede okumakta olan karakterimizden, okul tatildeyken tanıştığı insanları ve yaşadıklarını dinliyoruz. Genç yaşına rağmen bir nevi yaşamından kurtuluş ve hayatı anlamlandırma arayışlarında olan kahramanımız, bu süreçte tanıştığı ve Fare lakabıyla andığı zengin bir arkadaşıyla sürekli içmektedir ve gördükleri, yaşadıkları hayata dair çıkarımlar yapmaktadırlar. İkili ilişkiler, aile yapıları, eğitim sistemi vb. gibi konularda, ucu felsefi aydınlanma ve varoluşun sorunlarına varan sohbetler ederler. Karakterimizin bu tatil içerisinde tanıştığı ve el parmaklarından biri çocukluğunda kopmuş bir kızla sallantılı bir ilişkisi vardır. Tanışma ve birbirlerini anlama dönemindeki sorunlarla tatilin yakın zamanda bitecek olması, ilişkinin sonunu çarçabuk getirir. Tam birbirlerini kabullenirlerken, birbirlerinden koparlar.

Bir ilk kitap olmasına rağmen, “Rüzgârın Şarkısını Dinle” felsefi yaklaşımları ve dokunaklı hikâyeleriyle hayli ilgi çekici. Büyük bir yazarın kaleme aldığı ilk kitap olmasını bir kenara bırakarak şunu rahatlıkla söyleyebilirim: Birçok duyguyu aynı anda yaşatıp okuruna hikâyedeki boşlukları doldurmak için alanlar açan, hüzünlü, bol müzikli bir roman “Rüzgârın Şarkısını Dinle”.

(Rüzgârın Şarkısını Dinle / Haruki Murakami / Çev. Ali Volkan Erdemir / Doğan Kitap)

Paylaş

Öyleyse ‘Yaşasın edebiyat!’ Geçen ay Grand Pera Emek Sineması’nda çok önemli bir edebiyat davetine katıldım. Davet önemliydi çünkü,Türk edebiyatının “yaşayan” 50 şairinin/yazarının, kendini, edebiyatını ve hayata bakışını anlattığı “Yüz Yüze Konuşmalar, Yaşayan Edebiyat” projesi tanıtıldı.

Devam