VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
21 Ocak 2014 Salı | Anasayfa > Haberler > Murathan Mungan''dan ''189 Sayfa'' denemesi
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Murathan Mungan'dan '189 Sayfa' denemesi

Murathan Mungan'ın '189 Sayfa' adlı yeni deneme kitabı piyasaya çıktı. Kitap, Mungan'ın gözlemleri, izlenimleri, saptamaları, aforizmaları, denemeleri, küçük notları ve orta boy yazılarından oluşuyor.



Şair-yazar Murathan Mungan'ın, "227 Sayfa" adlı deneme kitabının devamı niteliğinde olan "189 Sayfa" kitabı çıktı. Yazar "227 Sayfa" kitabının son cümlesini "Bu seferki 227 sayfa tuttu, bir dahaki belki 189 sayfa olur." diyerek bitirmişti ve dediği oldu, bir sonraki denemesi yani yeni çıkan kitabı adıyla sanıyla "189 Sayfa".

189 Sayfa189 Sayfa

Murathan Mungan

Detay için tıklayın

Murathan Mungan'ın önsözü ise şöyle;

227'den 189'a

Bir diziymiş gibi düşünüldüğünde bu kitabın bir öncesinin 227 Sayfa olduğunu söylemeye gerek var mı, bilmem. Öte yandan bunların arka arkaya okunmaları gerekmediğini de özellikle belirtmeliyim. Bir öncekinde, "kitaba adını veren" 227 numaralı son sayfanın "Son bir çift söz" başlıklı yazısı şöyle bitiyordu:

"Bir yazarın okudukları, dinledikleri, seyrettikleri, düşündükleri, izlenimleri hakkında bir çift söz etme gereksinimiyle kaleme aldığı irili ufaklı notların, başkalarının yaşamına renk, soluk, canlılık kattığını; onda öğrenmek, izlemek, katılmak, paylaşmak arzusu yarattığını görmek başlı başına bir yazı mutluluğudur.''

"İyi yazılmış notlarda ayaküstü sohbet etme tadı vardır. Hayat, geçerken birbirine uğramış insanların birbirlerinin kapısına bıraktıklarıyla da çoğalır. Benim bu notlarla yapmaya çalıştığım kısaca budur.

"Bu seferki 227 sayfa tuttu, bir dahaki belki 189 sayfa olur."

Evet, bu seferki 189 sayfa oldu.

Aynı yazı anlayışı, kitabı oluşturma biçimi burada da sürdürüyor kendini. 227 Sayfa'da olduğu gibi gözlemler, izlenimler, saptamalar, aforizmalar, denemeler, küçük notlardan, orta boy yazılardan oluşuyor bu ikinci kitap da...

Birbirini harekete geçiren küçük atom parçacıkları ya da birbirine sürtündükçe kıvılcımlanan çakmaktaşları gibi üst üste yığılan notlarla 227 Sayfa henüz tamamlanmamışken, 189 Sayfa'nın malzemesi bir kenarda kendiliğinden birikmeye başlamıştı bile. Sonrası kendi zamanımın kum saatinden sayfalara dökülenler...

Bir başkası olsaydı belki yalnızca aforizmalardan oluşturabilirdi bu kitabı; ki sanırım bu "özlü söz" kıvamında kısa, çarpıcı cümlelere; slogan ışıltısı taşıyan manşetlik sözlere meraklı "sosyal medya" çağının havasına, beklentilerine çok daha uygun olurdu. Ben bunu yeğlemedim. Ya da gene bir başkası olsaydı edebiyat, sinema, müzik gibi alanlardan birinin üzerine yoğunlaşarak sadece o konunun meraklısının işini kolaylaştırabilirdi. Ben öyle de yapmadım. Okuru daha önce ilgilenmemiş olabileceği alanlara yönlendirmeye, birbirinden farklı konulara dikkat çekmeye; merak kışkırtmaya, heves bilemeye, kısacası ona kendi iştahımı bulaştırmaya çalıştım.

Bu kitap nedeniyle sanırım okura, kendimde bir miktar Ahmet Mithat Efendi bulunduğunu söylemeliyim. Hatta başta Hayat Atölyesi olmak üzere diğer yazdıklarımı düşünecek olursanız bir miktar da köpürtülmüş Salâh Birsel... Ne de olsa hepimizin geleneksel bir yanı vardır. Edebiyatın ataları kendi atalarımız kadar kalıcı izler bırakır üzerimizde.

Buradaki yazıların önemli bir bölümünde görüleceği gibi, yalnızca yazar olmak için değil, okur olmak için de geçilmesi gereken yollara, geliştirilmesi gereken özelliklere dikkat çekmek, işaret düşürmek istedim.

Kitaptaki yazıların biçimiyle ilgili olarak 227 Sayfa içinde yer alan "Fragmanlar ve 227 Sayfa" başlıklı yazıda şöyle diyorum:

"Bazen elinizin altında duran bir olanağı keşfetmeniz zaman alır. Açıkçası bu konuda bana da öyle oldu. Batılıların 'fragmental' dedikleri, bazen bir, bazen birkaç paragraftan oluşan kısa yazı türünün, benim gibi çok çeşitli konulara ilgi duyan, merakları zengin, yaşama iştahı yüksek biri için bunun nasıl uygun bir olanak olduğunu keşfetmem zaman aldı.

"Oysa başta Kant, Nietzsche olmak üzere birçok düşünür ve yazar, bu 'fragman' metin türünü kullanmışlar, ben de bunların bir bölüğünü keyifle okumuştum.

"80'lerde Amerikan basınında başat olarak öne çıkan bir eğilim, 'compact' metin diye nitelendirdikleri, belli bir noktada odaklanmış, içeriği yoğunlaştırılarak sıkıştırılmış bu kısa metin biçiminin, çağın hızına en uygun tür olduğunu söylüyordu.

"Çağın hızını kollayan, insanı derinleşmekten alıkoyan hemen her şeyde olduğu gibi bunda da yüzeyselliğe düşme tehlikesi vardı elbet, ama bu biraz da yazarına kalmış bir şeydi. Nasıl kullandığına, nasıl değerlendirdiğine..."

80'li yıllarda en parlak dönemini sürdüren haftalık ve aylık dergilerin iyice pekiştirdiği bu tutumun ardından gelen internet dalgası ve ona bağlı olarak gelişen "sosyal medya" bu eğilimi iyice güçlendirdi. Düşünceler, duygular gibi yazılar da adeta cümlelere daraldı, daraltıldı. Şiirlerin içinden "şık dizeler", yazıların içinden "çarpıcı cümleler" cımbızlanıp ayıklanarak süslü çerçeveler içinde yaşamın görünen ve görünmeyen duvarlarına asılır oldu. Bu tutum, sözün bağlam ve bağıntı kaybını; birçok konu ve durumda sığlaşmayı, yüzeyselleşmeyi; zihnin tüm verimlerini fiyakalı deyişlere, "özlü ve güzel sözlere" indirgemek gibi bir yalınkatlığı getirdi beraberinde. Bunun yanı sıra, kalemi sağlam, yazısı işlek bilekler içinse sözü dolaştırmadan, laf kalabalığına boğmadan, kendi sözünün ve "belagatının" şehvetine kapılmadan düşündüklerini ifade etmenin değerini, önemini hatırlattı ya da kestirmeden öğretti, diyelim. Bu dikkate öteden beri sahip olan "kalem erbabını" kısa yazının yeni olanaklarını keşfetmeye kışkırttığı gibi, güncelin ve gündemin modaya dönüşen yeni tuzaklarının da farkına vardırdı, diye umalım.

227 Sayfa'nın bütününde amaçladıklarımı 189 Sayfa için de sürdürdüğümü belirtme gereği duyuyorum: İsterim ki bu kısa yazılar, notlar okurun zihninde çakımlar uyandırsın. Ona yeni düşünceler, duygulanımlar, yaklaşımlar esinlesin. Buluştukları sayfada yazarın ve okurun çakmaktaşlarının sürtünmesiyle zihinleri kıvılcımlandırsın; ruhumuzun ve aklımızın göğüne ışık izi bırakan işaret fişekleri gibi parlayıp aksın. Hepsi bir yana çorbaya tuz olsa razıyım.


KAYNAK: www.metiskitap.com

Paylaş

Bir VatanKitap’ın perde arkasıBu ay üç özel röportajla çıkıyoruz okur karşısına. Bunlardan ilki Türk tiyatro tarihine sahneleye çıkan ilk kadın oyuncu Afife Jale'nin yaşamını romanlaştıran Osman Balcıgil'le bu büyük değer üzerine Ece Erol'un yaptığı şöyleşi oldu. Diğer bir özel röportajımızı Cemre Nur Meleke, Aslı Perker'le yeni romanı Flamingolar Pembedir üzerine gerçekleştirdi. Sinemaya da uyarlanan Kocan Kadar Konuş kitabıyla büyük çıkış yakalayan Şebnem Burcuoğlu ise özlenen sıcak mahalle özlemimizi, Cemal Süreya'ya gönderme yaparak Cemal ve Süreyya aşkı üzerinden giderdiği yeni romanı Süreya Kuaför Salonunu anlattı.

Devam