VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
15 Eylül 2011 Perşembe | Anasayfa > Haberler > Müsaitseniz Joseph K ile Leyla Hanım sizi bekliyor
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Müsaitseniz Joseph K ile Leyla Hanım sizi bekliyor

SEVDİĞİNİZ ROMANIN KAHRAMANINI GÖRMEK, SESİNİ DUYMAK, YAŞADIĞI DÜNYAYI KEŞFETMEK iSTER MİSİNİZ? TİYATROLAR EKİMDE PERDE AÇIYOR

Levent Tülek

Edebiyat her zaman tiyatronun en büyük besin kaynağıdır. Temel olarak kendi metinlerini üreten tiyatro sanatının sıkça uyguladığı bir başka dramaturji metodu da edebiyat uyarlamalarıdır. Sadece ülkemizde değil dünyadaki tiyatro gruplarının başvurduğu bir alandır edebiyat. Zaman zaman zorunlu olarak başvurulan bu kaynak temelde kendine özgü yapısal biçimi ve tekniği olan tiyatro yazımından çok farklı da görünse tıpkı sinema sanatı gibi kurgu edebiyatı kendi üç boyutuna evirir. Böylelikle o metinden hem kitap olarak hem de sahne oyunu olarak keyif alması sağlanır okuyucu/ izleyicinin.

Zorunlu kelimesini kasıtlı seçtim, çünkü günümüzde çok da üretken olabilecek, yeni yapıtlar verebilecek tiyatro oyun yazarları maddi alanı daha geniş ve süreğen alan olan televizyon yazarlığına kaymaktalar. Şahsen asla suçlayamam onları. Çünkü belki de bağımsız bir kurguyla eserini veren romancı veya öykücüden çok daha kuralları, köşeleri ve tekniğe bağlılığı gerektirir tiyatro metni. Yazımı meşakkâtli, sıkıntılı ve uzundur. Karşılığı ise eh! Üstelik zaten kendisi sıkıntıda olan tiyatro müessesinin yazarını üretmesi için heveslendirmesi, teşvik etmesi neredeyse imkânsızdır. Teknolojisi arş-ı âlâya çıkmış sinema sanatı, binlerce temayı dizilerle kolaylıkla tüketen televizyon ve internet dünyası karşısında aksi bir ihtiyar gibi çırpınan bu binlerce yıllık sanatın yazarına şefkatle sarılması kimi zaman neredeyse olanaksızdır.

İşte burada devreye kurgu edebiyat girer. Zaten okuyucu tarafından kabul edilmiş, farklı yorumlarla zenginleştirilmiş ve can verilmiş yapıtlar tiyatro sahnelerine hayat veririler. Hem edebiyattan hem de tiyatrodan haz alan okuyucu/ izleyici için bir şölene de dönüşebilir bu deneyim, bir işkenceye de. Ama iyisiyle kötüsüyle bir dünya yaratılmıştır baş ucunuzda sayfaları kıvrılmış canım kitabınızdan. Yazarla okuyucu arasına oyuncular, dekorlar, kostümler, ışıklar, danslar, şarkılar girmiştir. Hele iyi bir reji ile kutlamaya dönüşür öykü... Tam tersi de mümkündür ayrıca; okumadığınız bir romanın oyununu izlediğinizde hemen edinmek istersiniz o kitabı, bağınız kopsun istemezsiniz sizi etkileyen o anlatımla.

İşte edebiyatın tiyatroyla olan melankolik ilişkisi yüzyıllardır sürdüğü gibi bu sezon da sahnelerimizde bir çok oyunla yeniden devam edecek. Ödenekli ve özel tiyatroların bu sezondaki edebiyat uyarlamalarından yaptığım küçük bir seçkiyi sizlerle paylaşmak istedim. Buyurun, ister okuyun, ister izleyin, ya da her ikisi...:

Leyla’nın Evi-Zülfü Livaneli
Yönetmen: Nedim Saban

Yerli edebiyatımızın tiyatroyla halveti genellikle 20. yüzyıl ortaları ve sonrası modernleşme dönemine denk gelen eserlerin uyarlamaları ile olmuştur. Genellikle asrileşme ile gelenekleşme arasına sıkışıp kalmış Türk insanının trajikomik hallerini anlatmış romanlar tercih edilirken toplumsal kaygılar hep ön planda tutulmuştur. Gerçi modern tiyatronun son yıllarda çağdaş edebiyatımıza da el attığını söyleyebiliriz ancak yüzdeye vurulduğunda ağırlık hep bahsi geçen toplumsal prototipler üzerinden hikâyeler anlatan dönem yazarlarının ürünleridir. Burada bir eleştiri yaptığım sanılmasın nitekim üzerine titrediğim Tanpınar’ın İstanbul Büyükşehir Belediye Tiyatrolarında yıllar önce izlediğim “Huzur”u tam da bahsettiğim temalar üzerinden uyarlaması yapılıp sahneye konulmuş son derece başarılı bir oyundu. Sadece Tanpınar’ın değil, Hüseyin Rahmi, Orhan Kemal, Yaşar Kemal’in de...

Çağdaş edebiyatımızın üretken yazarlarından Livaneli “Leyla’nın Evi”nde İstanbulluluk, modernite, kuşak çatışması temaları üzerinden tüketim çağının çığırından çıkmış çılgın görgüsüz insanları ile bunların karşısında kelaynak gibi kalmış geleneklerine bağlı ancak aydın insanları resmediyor. Oldukça iyi kurgulanmış, ağlak bir dil kullanmadan, anlattığı hazin hikâyeye müstehzi bir mizah katarak derdini iyi anlatmış bir romanı ise Nedim Saban sahneye koymuş. Livaneli’nin dünyasını ve romanın lezzetini bize tattıran ise Leyla’yı oynayan usta oyuncu Celile Toyon. “Bir roman kahramanı nasıl olur?” sorusunun yanıtını usta oyuncu “Leyla’nın Evi”nde bize tane tane gösteriyor.

Tersine Dünya-Orhan Kemal
Yönetmen: Turgay Kantürk

Hadi yazarınız biraz kendine kıyak geçsin. Bu sezon 6. yılına girecek olan “Tersine Dünya” benim baş rolünü oynadığım Orhan Kemal’in kült eseri. Bakırköy Belediye Tiyatroları’nın bir diğer edebiyat uyarlaması. Beş sezondur kapalı gişe oynayan oyun yine bir Turgay Kantürk rejisi. Şair ve yazar olması, daha doğrusu edebiyat dünyasının içinde yer alması Kantürk’ün tiyatronun edebiyat uyarlamalarındaki lezzeti arttırmasındaki en önemli etkenlerden. Bir diğeri de yorum. Tiyatro sahnesinde her edebiyat eseri farklı bir yorumla çıkıyor karşımıza. Rejisörün dünyasında olaylar, durumlar, betimlemeler ve karakterler aslına sadık kalınarak farklı renklere boyanıyor, farklı tatlar eklenerek zenginleştiriliyor. Erkeklerin ve kadınların yer değiştirdiği fantastik bir dünyayı anlatıyor “Tersine Dünya.” Aslında fantastik de denilemez, roller değişiyor sadece, kadınlar erkek rolündeyken sömürülüyorlar, erkekler kadın rollerindeyken eziliyorlar. Bu saf paradoksu kendi tatlı diliyle ve kuvvetli hikâyeciliği ile mizahı da eksik etmeyerek anlatır Orhan Kemal. Kantürk de tıpkı “Dava”daki gibi günümüze göz kırparak ustaca serpiştiriyor kendi yorumunu aralara. Ve ortaya seyircinin ayakta alkışladığı bir eser çıkıyor.

Dava-Kafka
Yöneten: Turgay Kantürk

Kafka bana hep sinematografik gelmiştir. Nitekim edebiyatın gölgelerinin efendisi Kafka’nın 20.yüzyılın en güçlü yazarı olmasının yanında neredeyse pop-ikon hâline gelmesi sinemanın onun romanlarını keşfettiği dönemlere rastlar. Dünya edebiyatına balyoz gibi inen yapıtları ile zaten okuyan, okumayan herkesin belleğinde yer edinen Kafka’nın hem kendi romanlarının sinema uyarlamaları hem de onun Kafkaesk dünyasına göz kırpan noir bir sinemanın varlığı ile sadece görsel sanatları değil diğer tüm disiplinlerini de etkilediğini biliyoruz. Ancak tiyatroda Kafka, özellikle de bizde uyarlamalarına çok sık rastlanan bir romancı değil. Onun yarattığı dünyanın yoğunluğu, girift karakterlerin derinliği ve romanlarının lezzetle betimlediği spiral kurgusunu tiyatroya uyarlamak hiç de kolay bir iş değil. Bir tiyatro oyuncusu olarak söyleyebilirim ki Kafka uyarlamak da yönetmek de oynamak da yürek ister.
Ünlü İngiliz oyuncu, yazar ve yönetmen Steven Berkoff’un 1971’de tiyatro metni olarak uyarladığı “Dava” ise Kafka’nın çok kereler sahnelenmiş en önemli eserlerinden biri. Ve işte bu sezon “Dava” Berkoff uyarlaması ile sahnelerimizde arz-ı endam ediyor. Turgay Kantürk’ün Bakırköy Belediye Tiyatroları’nda sahneye koyduğu oyun bu sezonun en fazla dikkat çeken edebiyat eserlerinden, belki de en önemlisi. Edebiyat dünyasının göz bebeği Kafka’nın gri-kara bir dünyada resmettiği çok tuhaf bir gözaltı hikâyesinin anlatıldığı metin, Kantürk’ün rejisi ile sahnede deyim yerindeyse boyut atlıyor. Fütüristik bir reji anlayışı ile günümüzde yaşanan birçok güncel davaya da göz kırpan oyun klasik tiyatro seyircisini rahatsız edercesine cesurca kışkırtılmış parlak bir neon dünyada geçiyor. Kafkanın dünyasının kasveti yetmezmiş gibi bir de neon ışıklarının ustaca kullanılması seyredilmesi ilginç, belki biraz meşakkatli (tıpkı Kafka gibi)... Edebiyat dünyasının çok da uzağında olmayan Kantürk rejisi ve Joseph K. rolünde Edip Saner’in yorumuyla çarpıcı bir “Dava” çıkıyor izleyicinin karşısına. “Dava” edebiyat severlerin bu sezon merak edip tiyatroya gitmelerini gerektirecek en önemli tiyatro/ edebiyat olaylarından biri.


Malafa-Hakan Günday
Yönetmen: Murat Daltaban

VatanKitap yazarlarlarından olan Hakan Günday son yıllarda edebiyat dünyasının en popüler isimlerinden... Çok okunan, tartışılan ve heyecanlanılan bir yazar olması elbette yapıtlarının içerdiği farklı dil, enerji ve cesaretle örtüşüyor. Daha çok genç okurun bayrak yazarı olan Günday’ın en konuşulan romanlarından biri de “Malafa.” Turizm sektörü ekseninde bugüne kadar pek de deşilmeyen, günümüzde metastaz yapıp insanlığın tüm hücrelerini sarmış para-satış-alışveriş labirentinde neredeyse yaratıklaşmış insanların hikâyesini anlatıyor Hakan Günday kitabında. Okuduğunuzda hiç de tiyatral bir metin gibi durmamasına rağmen yine Günday’ın kendi eliyle başarıyla tiyatroya uyarlanıyor. Tabi ki yine genç izleyicinin bayrak topluluğu DOT’ta... Ödenekli tiyatroların ve artık gelenekselleşmiş özel tiyatrolardan farklı olarak nerede bulurlarsa orada oynayan, cesur, farklı ve kışkırtıcı işlere imza atan birkaç tiyatrodan biri DOT. Son on yıla sığan geçmişi ile izleyiciyi yüzyılın tüm vahşi gerçekliği ve çıplaklığıyla baş başa bırakmayı felsefe edinen “in-yer-face” akımının da ülkemizdeki ilk temsilcilerinden. Talimhane, Krek, Akbank Sanat gibi butik sayılabilecek bağımsız tiyatrolarla birlikte girişilen bu yeni dil, hem edebiyatın hem de tiyatronun sıkışmış damarlarını bir nebze olsun açmış gibi görünüyor. Daha çok yabancı yazarların metinlerinin oynandığı bu “merkez tiyatrolar”ın Hakan Günday ve “Malafa” ile edebiyatımız ve tiyatro için yeni bir pencere açtıkları söylenebilir. Sonuçta çok popüler oldukları Devekuşu Kabare zamanında Metin Akpınar’ın “Telefon rehberini okusak bile güldürürüz” iddiasına benzer bir iddia ile bağlarsak; Hakan Günday kitapları sahnede sadece okunsa bile izlenir!

Tehlikeli İlişkiler-Choderlos de Laclos
Yöneten: Alexandar Popovski

İşte gerçek bir klasik... Sinemanın, büyüsünü de kullanarak neredeyse romanın kendisine çelme takarak ölümsüzleştirdiği romantik eser... Aslen bir general olan Laclos’un 18. Yüzyıl Fransa’sında geçen hastalık derecesinde tutkulu bir aşkı anlattığı romanı “Tehlikeli İlişkiler” içerik olarak belki günümüz için çok şaşırtıcı ve farklı gelmeyebilir. 18. ve 19. yüzyıl edebiyat dünyasının hallaç pamuğu gibi attığı tutkulu, hastalıklı, epik aşk hikâyeleri denizinde Laclos’un “Tehlikeli İlişkiler”i dönemin en ses getiren eserlerinden olduğu gibi 20. Yüzyıl ve sonrasında da mücevher gibi kutusundan çıkrılıp işlenen bir roman... Sinemanın dışında tiyatroda “Tehlikeli İlişkiler”i görmek hem edebiyatseverler hem de tiyatroseverler için farklı bir heyecan. İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları zaman zaman durup böyle sürprizler yapabiliyor bize. Son yılların parlak rejisörü Engin Alkan’ın sahneye koyduğu “Tehlikeli İlişkiler” en azından Şehir Tiyatrosunun repertuarında olması bile başlı başına çok önemli. Kitabı okumayanların en azından dünyada çok izlenen filminden anımsayacakları bu bilindik öykünün kahramanlarını John Malkovich, Glenn Close, Michelle Pfeiffer, Keanu Reeves ve Uma Thurman gibi sinemanın efsane oyuncuları canlandırıyordu. Hikâye öyle sağlam ve karakterler o kadar çarpıcıydı ki 1988 çevrimli filmden sonra bahsi geçen oyuncular kariyerlerinde sınıf atladılar diyebiliriz. Bilhassa Malkovich’in canlandırdığı Vicomte de Valmont karakteri adeta bir oyunculuk dersi niteliğindeydi. Şehir Tiyatroları’nda ise romanın tiyatroya uyarlanmış metni oynanıyor. Alkan, Laclos’un dünyasını ve kötücül cazibesini kendi yorumuyla ve hiç de ezilmeden kotarmış. Sahnede canlı kanlı bir “Tehlikeli İlişkiler” izlemek bile başlı başına keyifli bir deneyim. Eser ne kadar klasikleşirse sahneye konması o kadar zor oluyor. Bunun altından kalkmayı başaran “Tehlikeli İlişkiler” bu sezonun ilgi çeken ve görülmesi gereken bir başka edebiyat uyarlaması.

Diğer edebiyat uyarlaması oyunlar
- Berkun Oya’nın uyarladığı, Bengisu Gürbüzer Doğru’nun yönettiği ve Ankara Devlet Tiyatrosunda sahnelenen Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun “Yaban”ı,
- Turgut Özakman’ın uyarladığı, Mustafa Kurt’un yönettiği Bursa Devlet Tiyatrosu tarafından oynanan Reşat Nuri Güntekin’in “Sarıpınar 1914”ü,
- Ali Düşenkalkar’ın Adana Devlet Tiyatrosunda yönettiği Aziz Nesin’in “Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz”ı,
- Lale Oraloğlu’nun uyarladığı, Mehmet Akay’ın yönettiği ve Sivas Devlet Tiyatrosu tarafından oynanan Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın “Gulyabani”si,
- Semaver Kumpanya’nın oynadığı Orhan Kemal’in “Murtaza”sı
- Hilmi Zafer Şahin’in oyunlaştırdığı, Can Doğan’ın yönettiği ve İstanbul Büyükşehir Belediye Tiyatroları tarafından oynanan Ziya Osman Saba’nın “Mesut İnsanlar Fotoğrafhanesi”
- Savaş Dinçel’in uyarladığı, Ergün Işıldar’ın yönettiği ve İstanbul Büyükşehir Belediye Tiyatroları tarafından sergilenen Sait Faik Abasıyanık’ın “Meraklısı İçin Öyle Bir Hikâye”si.

Paylaş

Bir VatanKitap’ın perde arkasıBu ay üç özel röportajla çıkıyoruz okur karşısına. Bunlardan ilki Türk tiyatro tarihine sahneleye çıkan ilk kadın oyuncu Afife Jale'nin yaşamını romanlaştıran Osman Balcıgil'le bu büyük değer üzerine Ece Erol'un yaptığı şöyleşi oldu. Diğer bir özel röportajımızı Cemre Nur Meleke, Aslı Perker'le yeni romanı Flamingolar Pembedir üzerine gerçekleştirdi. Sinemaya da uyarlanan Kocan Kadar Konuş kitabıyla büyük çıkış yakalayan Şebnem Burcuoğlu ise özlenen sıcak mahalle özlemimizi, Cemal Süreya'ya gönderme yaparak Cemal ve Süreyya aşkı üzerinden giderdiği yeni romanı Süreya Kuaför Salonunu anlattı.

Devam