VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
15 Aralık 2016 Perşembe | Anasayfa > Haberler > Mutlak kötünün izinde
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Mutlak kötünün izinde

Gazeteci Gerard Messadie, Ortadoğu’dan Hint ülkesine, Mısır’dan Pasifik’e, Yunan’dan Pers topraklarına ve Aztek/Maya kültürlerine dek her yerde, Şeytan’ın hikâyesini araştırıp okuruna sunuyor.

BURAK ELDEM




Aşağı yukarı 1600 yıldır mutlak kötülüğün ruhani temsilcisi olarak, hem dinsel hem de popüler kültürün merkezine yerleşen Şeytan gibi bir figürün izlerini sürmek, ilk bakışta kolay görünebilir. Okuduğunuz çizgi romanlarda, izlediğiniz filmlerde, dinlediğiniz şarkılarda sık sık ve en tipik görünümleriyle karşımıza çıkan bir “kavramsal kahraman”la ilgili, yüzlerce ipucu ve ayrıntı yakalayarak, derli toplu bir tarih elde edeceğinizi varsayabilirsiniz. Genellikle koyu kırmızı renklere bürünmüş bedeni, başının üzerindeki sivri boynuzları ve keçi ayaklarıyla her köşe başından göz kırpmaktadır neredeyse size. Kimi zaman Doktor Faust’un ruhuna ipotek koyan Mephisto’dur, kimi zaman “The Exorcist” filmindeki gibi ruhları gasp eden dehşet verici bir varlık. Günlük konuşmalarımızda adı sık sık anılır, kulağı çınlatılır; bazen de “kulağına kurşun” akıtılır. Kimileri şanssızlığını yenip onun “bacağını kırmıştır” sözgelimi; kimileri de o denli hilekâr ve oyunbazdır ki, ona “pabucunu ters giydirir.” Yaşanan, yaşatılan, maruz kalınan kötülüklerin faturası genellikle ona kesilir: “Şeytan’a uyulur”, hata yapılır. Bazen “Şeytan diyor ki” kalıbıyla başlayan cümlelerde, aklımızdan geçen ama yapmaktan kendimizi alıkoyduğumuz eylemlerle ilgili olarak onun “mentor” kimliğinden söz ederiz. Aldatır, kışkırtır, yoldan çıkarır, tongaya düşürür.

Modern toplumda bir kötülük metaforuna dönüşen bu mitolojik varlığın insanlığa sunulduğu metinlereyse, tek tanrılı dinlerin kutsal kitaplarında rastlarız. Daha net bir ifadeyle, dördüncü yüzyıldan, yani Hıristiyanlığın yayılmasından itibaren Tanrı’nın “düşmanı” olarak konumlandırılmış bir “düşmüş melek” kimliğiyle çıkar karşımıza. Aynı gelenek, tek tanrılı dinlerin sonuncusu İslam’da da sürdürülür ve Şeytan, insanları doğru yoldan saptırmanın baş aktörü olarak kendini hissettirir. O halde, “Şeytanın Tarihi” ile ilgili bir çalışma yapmak çok da zor olmasa gerek gibi görünür. Kazdıkça, daha eskiye ait kalıntılar bulacağınız bir höyükte yapılacak rutin aramalar ve ilmekleri birbirine bağlama operasyonundan ibaret bir iş olacaktır bu.

Ama işler hiç de göründüğü gibi değildir. Zaman çizelgesinde geriye doğru gidip, Hıristiyanlığın öncesine doğru uzandıkça, o “standart” görünüm bulanıklaşıverir ve bildiğimiz biçimiyle Şeytan, kayıplara karışır. Benzerlerini, paralellerini, öncüllerini saptamak için tarihin derinliklerinde yapacağınız her araştırma, sizi daha farklı, daha ilgi çekici ve daha renkli yerlere doğru götürecek, ama bizim klasik Şeytan’dan da uzaklaştıracaktır.

Fransız gazeteci ve yazar Gerald Messadie, 1990’ların başında, işte bu kolay gibi görünen zor işin peşine düşmüş ve sonuçta “Şeytanın Genel Tarihi” adlı oylumlu ve sürükleyici çalışmayı çıkarmıştı ortaya. Baskısı tükenen bu önemli yapıt, yine Işık Ergüden çevirisiyle, Pegasus tarafından yeniden yayımlandı ve şu günlerde raflardaki yerini aldı. Messadie’yi bilen, onun yazı üslubunu tanıyanlar, çok fazla söze gerek kalmadan, nasıl bir kitapla karşılaşacaklarını anlamışlardır. Bir Katolik olarak yetiştirilen ama kuşkuculuğu ve sorgulayıcılığıyla bambaşka noktalara uzanan bu makale ve araştırma yazarını, Türkiyeli okuyucu “Musa: Mısır Prensi” adlı kurgusal çalışmasıyla da anımsayacaktır. Batı’daysa, “Tanrı’nın Genel Tarihi”nin de dahil olduğu çok sayıda araştırması ve makalesiyle, Ortodoks bilimin çok da bulaşmak istemediği alanlara yönelik kayda değer yapıtlar ortaya koyan bir düşünür olarak tanınır.

Messadie, “Şeytanın Genel Tarihi”nde, zaman ve mekân içinde çok yönlü (ve mümkün olduğunca sistematik) gezilere çıkarak, tek tanrılı dinler öncesinde ve diğer coğrafyalardaki inanç sistemlerinde Şeytan’la ilişkilendirilebilecek bir mitolojik figürün varlığını sorguluyor. Dolayısıyla bu araştırması, bir spiritüel kavram olarak Şeytan’ın kültürlerce paylaşılıp iletilen bir sürekliliği olup olmadığı noktasına yoğunlaştığı gibi, böyle bir “mutlak kötülük” sembolünün insanoğlu düşüncesindeki evrenselliği meselesini de masaya yatırıyor.

Şeytan’ın akrabaları
Tarih ve mitolojiye ilgi duyanların kolayca tahmin edebileceği gibi, Messadie’nin planladığı yolculuktaki istasyonlar, Şeytan’ın paralel izlerini bulma amacıyla sondaj yapılacak kadim kültürler. Sözgelimi, ışığın tanrısı Ahura Mazda’nın karşısında karanlığın temsilcisi Ahriman kimliğiyle tezahür eden varlığı, Zerdüşt düşüncesinin labirentlerinde sabırla izliyor yazar. Bir başka bölümde, Mezopotamya’nın ürkütücü ve karanlık mit figürlerinden Baalzebub’da Şeytan’dan bir izle karşılaşıp karşılaşamayacağımızı sorguluyor. Hindistan topraklarında yıkım ve yok edicilikle özdeşleşen Şiva ya da onun öncülü Kali’nin niteliklerini ele alıp, olası “akrabalıkları” inceliyor. Yine bir diğer bölümde, Mısır inanç ve düşünce sistemindeki paralel “kötü” ilahi varlıkları sorgulayarak, Seth gibi varlıkları Şeytan’la karşılaştırıyor. Hatta okyanusun diğer yakasına da uzanıp, Aztek düalizminin merkezindeki iki karşıt ilahi güçten Tezcatlipoca’yı mercek altına alıyor. Ortadoğu’dan Hint ülkesine, Mısır’dan Pasifik’e, Yunan’dan Pers topraklarına ve Aztek/Maya kültürlerine dek her yerde, Şeytan’ın hikâyesini araştırıp okurun önüne sunuyor kısacası.

Her şeyden önce şunu söylemeliyim ki, mitoloji ve inanç sistemleri tarihi ilgi alanınıza girmiyor olsa bile, “Şeytanın Genel Tarihi”ni keyif alarak okuyacağınıza garanti verebilirim. Messadie’nin okuru yormayan, sürükleyici ve yoğun anlatımı sayesinde, beş yüz sayfayı aşkın kitap bir solukta okunuyor. Son sayfayı çevirdiğinizde, bu okuma süreci içinde hiç fark etmeden ne çok şey öğrendiğinizi görüyorsunuz ki, bu da başka bir keyif unsuru. Dinlerin, inanç sistemlerinin, mitolojilerin ve spiritüel kavramların giderek daha çok ve daha sık konuşulmaya/tartışılmaya başladığı bu dönemde, “Şeytanın Genel Tarihi” her entelektüelin kitaplığında bulunması gereken, değerli bir yapıt. Çevirinin kalitesinin bu değere değer kattığını da belirterek, noktalayalım.


Paylaş

Bir VatanKitap’ın perde arkasıBu ay üç özel röportajla çıkıyoruz okur karşısına. Bunlardan ilki Türk tiyatro tarihine sahneleye çıkan ilk kadın oyuncu Afife Jale'nin yaşamını romanlaştıran Osman Balcıgil'le bu büyük değer üzerine Ece Erol'un yaptığı şöyleşi oldu. Diğer bir özel röportajımızı Cemre Nur Meleke, Aslı Perker'le yeni romanı Flamingolar Pembedir üzerine gerçekleştirdi. Sinemaya da uyarlanan Kocan Kadar Konuş kitabıyla büyük çıkış yakalayan Şebnem Burcuoğlu ise özlenen sıcak mahalle özlemimizi, Cemal Süreya'ya gönderme yaparak Cemal ve Süreyya aşkı üzerinden giderdiği yeni romanı Süreya Kuaför Salonunu anlattı.

Devam