VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
14 Mart 2015 Cumartesi | Anasayfa > Haberler > Mutluluğa giden yol
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Mutluluğa giden yol

Gülseren Budayıcıoğlu’nun kaleme aldığı “Kral Kaybederse” bir “başarısızlık” öyküsü. İşin tuhaf yanı romanın kahramanı çapkın, zengin, yakışıklı, her istediğini elde eden, herkesin gıpta ettiği, kadınların hayran olduğu başarılı bir erkek.

AYLA AKBUAR



Son yıllardaki kişisel gelişim kitapları furyası yerini psikoloji kitaplarına bıraktı. Neredeyse akademik dünyaya hitap edecek kadar bilimsel olanlar da var, vaka örnekleriyle eğlenceli şekilde sunulan da.

Zorlayıcı, yorucu, hızlı günümüz dünyasında kişilerin psikolojiyle ilgilenmesi, iç dünyasının gizemlerini anlamaya çalışması aslında şaşırtıcı da, boşuna da değil... İnsanın kendini anlamasının yolu belki de başkalarını anlamasından geçiyordur. Kendini anlamak, yaptıklarının ve varoluşunun anlamını çözme çabası nafile değilse de kolay da değil muhakkak. Psikoloji kitaplarına duyulan bunca ilginin ardında, kendini ve yaşamının açmazlarını keşfederek deneyimleri kolaylaştırmak yatıyor bence. Öyle ya, anladığımız şey dostumuz olur. Anlayamadıklarımızdan ve bilemediklerimizden ise korkarız.

“Kral Kaybederse”, Psikiyatrist Gülseren Budayıcıoğlu’nun dördüncü kitabı. Yazar daha kitabın başında bir başarısızlık öyküsünü anlatacağını belirtiyor. Neredeyse yirmi yıla yayılan bu tedavi öyküsünün kahramanı çapkın, zengin ve başarılı bir erkek. Yazarın deyimiyle çok yakışıklı ve gösterişli biri. Bulunduğu ortamdaki kadınları cazibesiyle pervane eden, gözüne kestirdiğini ne yapıp ne edip mutlaka elde eden sonra da bırakıp giden biri. Arkadaşlarının gıpta ettiği, kadınların hayran olduğu kahramanımız Kenan, eşine de durumu kabul ettirmiş, kadıncağız onsuz hayatı göze alamadığı için görmezden gelmeyi tercih etmiş. Günün birinde oyun gibi başladığı bir tavlama hikayesinin önce on yıllık bir ilişikiye sonra da Kenan’ın hayatında önemli bir kırılmaya sebep olması anlatının omurgasını oluşturuyor.

Hikayenin kahramanlarının tesadüf eseri - farklı zamanlarda da olsa- aynı psikiyatriste gitmeleri ve doktorun kendi notlarını da dahil etmesi, okuyucu açısından çoklu bir gözlem imkanı tanıyor.
Çocukluğunda anne ve babasından ayrı kalışları “bağlanma sorunu” olan kahramanımızın dibi delik olan sevgi kovasını, birbiri ardına eklediği kadınlarla çaresizce doldurma çabası ne yazık ki ihtiyacı olan güven ve sevgiyi karşılamakta yetersiz kalıyor. Çocukluğunda sevilmediği için, sağlıklı bağlanamadığı için sevemeyen ve bağlanamayan bir adam Kenan... Kitabı okurken, bir yandan da bana gelen danışanlarımdan en çok duyduğum konuyu sorgularken buluyorum kendimi: Sağlıklı ilişki yaşayamayan ve bağlanma sorunu olan insanların çaresizliği.

Yaşamın ilk otuzaltı ayında ebeveyn ile kurulan ya da kurulamayan sağlıklı bağlanma, kişinin gelecek yaşantısındaki ilişkileri nasıl yaşayacağının da öngörüsü oluyor. Peki, geçmiş yaşantımız kaderimiz olmak zorunda mı? Yani, çocukluğunda sağlıksız bağlanmış birinin gelecekte sağlıklı bir ilişki kurması, mutlu olması mümkün mü?

Aslında, yazarın dikkatimizi çekmek istediği şeyin tam da bu olduğunu anlıyoruz. Kenan zaman zaman doktorunu hayal kırıklığına uğratsa da, kurban rolüne girip başına gelenlerden kendisi dışında herkesi sorumlu tutsa da, kendine acımayı alışkanlık haline getirse de, hayatının sorumluluğunu başkalarına yükleme çabasında olsa da, sızlanarak hep başkalarından almayı tercih etse de sonunda yapacağını yapar, kaderini ve hissettiklerini değiştirmeyi geç de olsa becerebilir.

Alıştığımız yol bizim için zararlı olsa da bildiğimiz yol deyip devam etmek yerine, mutluluğun başımıza tesadüfen konan bir şey değil, duygularımız, davranışlarımız ve seçimlerimizle hakedilen bir şey olduğunu, yolun geç de olsa değiştirilebileceğini gayet güzel anlatmış, Budayıcıoğlu.

Paylaş