VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
11 Haziran 2011 Cumartesi | Anasayfa > Haberler > Müziğin Merkezine Yolculuk
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Müziğin Merkezine Yolculuk

“Doğu ile Batı, geçmiş ile gelecek arasında bir aracı” olarak anılan müzikolog, besteci ve orkesta şefi Emre Aracı""nın, 90""lardan günümüze, çeşitli dergi ve gazetelerde yayımlanmış deneme ve anı türünde makalelerinden bir seçki ilk defa “Kayıp Seslerin İzinde” adlı kitapla karşımızda. Kitap, müzikle yoğurulmuş şaşırtıcı, bilgilendirici, samimi ve keyifli bir yolculuk vadediyor.

Mine Akverdi




Mozart"ın vaftiz edildiği şekliyle “Joannes Chrysostomus Wolfgangus Theophilus” olan adının İstanbul"la bağlantılı olduğunu biliyor muydunuz? Ünlü besteci, Ortodoks takviminde Aziz Joannes Chrysostomus"un günü olarak kabul edilen 27 Ocak"ta doğduğu için, babası Leopold ona Hıristiyanlık tarihinde önemli yere sahip bu İstanbul başpiskoposunun adını vermiş...
Peki ya Barbaros Hayreddin Paşa"ya ait bir kılıcın ( Barbaros"un kendi elleriyle Cezayir hükümdarının kafasını kestiği kılıcın), şu anda İskoçya"daki bir malikanede olduğundan haberdar mıydınız?
Meşhur Macar piyanist ve besteci Franz Liszt"in 1847"de İstanbul"da beş hafta kaldığını ve eski Çırağan Sarayı"nda Sultan Abdülmecit huzurunda resital verdiğini biliyor muydunuz? Ya da Rus besteci Dimitri Shostakovitch"in 7. Senfonisini İstanbul"dan satın aldığı nota kağıtları üzerine yazdığını ve 7. Senfoninin o orijinal notalarının sol alt köşesinde her sayfada “Jorj D. Papajorjiu Yayınevi Yüksek Kaldırım” yazdığını, dahası Shostakovitch"in bu ziyareti sırasında 19 Nisan 1935"te İstanbul, Taksim stadında Libertas (Avustralya) Fenerbahçe maçını birinci sıradan izlediğini?
Peki İngiliz askerlerinin geçit merasimi yaptığı Londra"daki St. James Sarayı"nın önünden 18. yüzyılda İngiliz askerlerinin mehter kılığında yürüdüğünü, ya da Sultan Abdülaziz"in 1867"da İngiltere"ye gittiğinde Crystal Palace"ta 1600 kişilik dev İngiliz korosu tarafından Türkçe olarak söylenen bir kasideyle karşılandığını hiç duymuş muydunuz?
Ya III. Ahmed"in Fransa Sefiri olan Yirmisekiz Çelebi Mehmed"in ilk kez Paris Operası"na gittikten sonra kaleme aldığı “Paris şehrine mahsus bir oyun var imiş. Opâre derler imiş. Ol şehre mahsus imiş. Şehrin kibarları varırlar, vasi dahi ekseriya varır, kral bile ara sıra gelir imiş. Bir gün bizi Vasi Mareşal davet eyledi... Vasinin sarayına bitişik bir yere vardık. Ol saray mahsus Opâre için yapılmış. Rütbesine göre herkesin mahsus oturacak yerleri var idi. Bizi kralın oturduğu yere götürdüler. Kırmızı kadife ile döşenmiş idi...Ve yüzden fazla çeşitli saz hazır idi...” sözleri daha önce hiç kulağınıza çalınmış mıydı?
Tamam hepsini geçelim, bugün İstanbul Beyoğlu"ndaki Çiçek Pasajı"nın bulunduğu binanın 1870"da yanıp yok olmadan önce İstanbul"un saltanat operası olan Naum Tiyatrosu olduğunu hiç duydunuz mu?
Bütün bu sorulara şaşkınlıkla "hayır" cevabı veriyor ve daha fazlasını bilmek istiyorsanız, bir hazineyle karşı karşıyasınız! Zira Emre Aracı"nın “Kayıp Seslerin İzinde” kitabı, bunlar gibi daha nice şaşırtıcı bilgiyi önümüze seriliyor.
SESLER, YÜZLER, SOKAKLAR
Üniversite yıllarında Londra"ya gidip Kingsway College"da klasik Batı müziği eğitimi almış, Edinburgh Üniversitesi Müzik Fakültesi"nde doktora yapmış ve Cambridge Üniversitesi"ne bağlı Skilliter Osmanlı Araştırmaları Merkezi"nde Osmanlı İmparatorluğundaki Avrupai müzik geleneği konusu üzerine araştırmalarını yoğunlaştırmış olan 43 yaşındaki Emre Aracı, Doğu ve Batı müziği konusunda engin bilgiye sahip bir müzikolog. Aynı zamanda Edinburgh Üniversitesi Yaylı Çalgılar Orkestrası"nı kurup beş yıl şefliğini yürüten, Londra"da kurduğu Londra Osmanlı Saray Müziği Akademisi Orkestrası ile birlikte konserler verip değerli albümler kaydeden, Türkiye"de de Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası, Devlet Senfoni Orkestrası ve daha birçok orkestra ve topluluğun şefliğini üstlenen bir orkestra şefi ve besteci. Aracı"nın, 90"lı yılların sonundan günümüze çeşitli dergi ve gazetelerde yayımlanan makalelerini biraraya getirdiği, Yapı Kredi Yayınları"ndan çıkan “Kayıp Seslerin İzinde” kitabı da, bu önemli müzik adamının engin bilgi ve deneyimlerini okuyucuyla paylaştığı hayli ilginç, bilgilendirici ve zengin bir çalışma.
“Türkiye ile İngiltere, Batı ile Doğu, geçmiş ile gelecek arasında bir aracı” olarak anılan Aracı, kitap boyunca bizi Boğaz"dan Malta"ya, Edinburgh"dan Barcelona"ya, Venedik"ten Saraybosna"ya, Kahire"den Bavyera"ya dünyanın dört bir köşesine yolculuğa çıkarıyor. Yaptığı yolculuklarda onun gözünden Dolmabahçe Sarayı"ndan Prag Operaları"na, Tchaikovsky"nin St. Petersburg"daki evinden İskoçya"nın harabe şatolarına, Finlandiyalı besteci Sibelius"un cennet gibi sığınağı Ainola"dan Bavyera Kralı Ludwig"in Alpler"deki sarayına uzanıp opera binalarını, kompozitör evlerini, müziği solumuş şatoları, sarayları, salonları adım adım dolaşıyor, sanatçıların, devlet adamlarının, ünlü ailelerin, akademisyenlerin hayatlarına ve hatıralarına ortak oluyor, tarihi olaylara en yakınından tanıklık ediyoruz. Tüm bu ilginç bilgiler ve renkli anlatım içerisinde Batı"nın Osmanlı üzerinde, Osmanlı"nın da Batı üzerinde yarattığı etkiyi ve bu karşılıklı etkileşimin müziğe yansımalarını da açıkça görme şansını yakalıyoruz.
Ama bu açıdan tam anlamıyla bir hazine niteliğinde olan “Kayıp Seslerin İzinde”nin keyifle okunan bir kitap hale gelmesinde bir başka şeyin daha önemli rolü var: Aracı"nın kişisel anılarının. Nitekim her makalesinde kendi yaşadıklarından rüzgâr alıp yola çıkan Aracı, bilgiler, anekdotlar, rastlantılar ve çağrışımlarla birlikte engin denizlere doğru açılırken kendi duyguları, düşünceleri, hayalleri ve tutkuları da satır aralarında her daim bize göz kırpıyor, baştan sona varlığını her köşede hissettiriyor. Aracı tozlanmış arşivlerde unutulmuş notaların, ünlü isimlere ait orijinal eserlerin ve eşyaların, büyülü hikayelerin, şaşırtıcı bilgi ve anekdotların izin sürer ve yepyeni şeyler keşfederken, içten, keyifli ve sürükleyici anlatımı sayesinde onun heyecan ve tutkusuna da ortak olmamak elde değil.
Yazdığı önsözde, adını Proust"tan ilham alan “Kayıp Seslerin İzinde” kitabını “aynı zamanda kişisel bir yolculuk” diye tanımlaması olayı özetliyor. Aracı bu kitaba dair duygularını şu sözlerle dile getiriyor: “Gün gelip içinizdeki duygular bir kitabınıza önsöz olurken, zaman zaman peş peşe dizili tren vagonları gibi uzayıp giden cümlelerinizde ne kadar çok yolcunun kendini kaybedebileceğini kabullenmek zorunda kalsanız da, dünyanın basmakalıp normlarının getirisinden ve aynı zamanda hızlı temposundan sizin gibi mustarip olup, inandığınız değerlerinize hassasiyet duyarak, kitabınızın satırlarında hakikatle kesişerek kurduğunuz hayallerinize dingin bir şekilde ortak olacak benzer ruhta insanların olduğunu bilerek, onların bir süre kelimelerinizle yapacakları bu yolculuktan hiç olmazsa biraz keyif alacaklarını ümit edeceksiniz.” “Kayıp Seslerin İzinde” Aracı"nın ümidini boşa çıkarmayacak gibi görünüyor.

Paylaş

İtimatGaliba en iyisi bir çırpıda söylemek. Doktorların yaptığı gibi. Ekim’den beri kanser tedavisi görüyorum ve biraz daha yolum var.

Devam
15 Eylül 2017 Yıl : 13
Sayfa : 163