VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
14 Ekim 2012 Pazar | Anasayfa > Haberler > Nabokov''un aslı
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Nabokov'un aslı

Eserler gibi kendi yok oluşunun, silinişinin sağlamasını yapıyor Laura’nın Aslında Nabokov.

Levent Tülek

Laura’nın Aslı" tıpkı sobada yakmaya götürürken karısının elinden kapıp kurtardığı dünya edebiyatını sarsan “Lolita” gibi Nabokov’un ölümünün kurtardığı bir kitap. Eğer Nabokov ölmeseydi Laura’nın Aslı çoktan kül olup kaldığı hastanenin bacalarından temiz Lozan havasına karışmış olacaktı. Kitabın önsözünde oğlu Dmitri Nabokov’un "Laura’nın Aslı"nın yol macerasını anlatırken aslında muhteşem Nabokov’un’da kısa bir tarihçesini sunuveriyor bize. Hayatı yazdığı eserlerin yakılıp yok olmanın kıyısında dolaşan bir yazarın yaşlılığında yazdığı eserler gibi kendi yok oluşunun silinişinin- bir sağlamasını yapıyor "Laura’nın Aslı"nda Nabokov. Kendini silmenin hazzı yeniden yaratmanın, mükemmele ulaşmanın bir yolu belki de. Nabokov’un kendi üzerinden yaptığı sıkı, cesur ve yazara yakışan bir sağlama. Tıpkı cinslere, yaşlara, ahlaka ve sisteme yüz vermediği gibi ölümü de pek ırgalamıyor yazar. Hasta yatağında ana dili dışında kabullendiği dil olan İngilizceyi dibine kadar çomaklayarak yazdığı kartlarla ölümün karşı konulamaz döndürülemez kutsallığını baltalıyor ve intiharın kıyılarında ona teslim etmek istemiyor kendini.
Ustalığı gözüne sokmadan usta işi işler çıkarmak tasavvufi bir tevekkül gerektirir. Evrensel tevekkülün mükemmel yansımasını Nabokov’da görüyorum ben. İddialı gelebilir -ya da süslü- bu övgüler. Ama tekinsiz, ahlaki ve dünyevi dengelerle dolu algı çöplüğümüzde Nabokov her daim biçer döver gibi. İnsanın “ne kadar rahat yazıyorsun be adam?” diyesi geliyor. İşte bu süssüz püssüz bir övgü. Hayatı boyunca kelebeklere ilgi duymuş ve ciddi bir kelebek koleksiyoncusu olan Vladimir Nabokov toplumsal iki yüzlülüğün baş aktörü olan Ahlak’a dinamitler koyarak ilerlerken belki de kısacık ömürleri olan bir kelebek sadeliği ve mükemmelliğini model alıyordu. Meraklı okuyucu ahmaklığına düşerek küçük teorilerle süslemeye çalıştığım bu merakı anlama çabası Nabokov’un her metninde karşınıza çıkıyor. Ve 1950’lerde “Lolita”yla hem edebiyat hem de toplum hayatını kökünden sarsıp uyandırmış olan yazarın her eserinde yeniden şaşırıp silkeleniyorsunuz.
“Laura’nın Aslı”nı bir kitabın aslı (!) gibi okumamanız gerekiyor. Kurgusuzluk kurgusu. Yaşlı ve sanrılar gören bir hastanın bilinç akışının estetize edilmiş hali... Bendeki etkisi bu ve kuşkusuz okuyucudaki etkisi de buna benzer olacaktır; Nabokov’un hasta yatağının baş ucundaymışsınız da bu hasta aksi ihtiyar küçük kartlara notlar alıp sıkıştırıp avucunuza temize çekmenizi istiyormuş gibi duyumsuyorsunuz. Ama rahat değilsiniz. Aradaki sızlanmalar,duraklamalar, sanrılar, git geller hasta bedenin daha da kendini çürütücü ve yok edici hazzını paylaşıyor sizinle. Kendini iyice yok edip baş karakter (mi?) Flora’yı yüceltiyor.
ACIMASIZ BİR PERVASIZLIK
Tabii bundan bir hikâye çıktığı anlaşılmasın. Ben Nabokov’un dilinin satırlar arasında acımasız pervasızlıkta dolaşmasını seviyorum. Dili bu kadar zorlaması ve bu zorlamanın zaman zaman baş döndürücü lezzetini bize tattıran çevirmen-yazar Fatih Özgüven’i kutlamak gerektiğine inanıyorum. Çevirmenin öneminin ne olduğunu “Laura’nın Aslı”nda bir kez daha görüyorsunuz.
İletişim’den çıkan "Laura’nın Aslı" yayınevinin kelebek fonlu kapaklarından tanıyabileceğiniz Vladimir Nabokov serilerinin yenisi. Kitapta son yıllarında Nabokov’un kendi el yazısı ile yazdığı kartların görsellerini yok olmaktan oğlu Dmitri sayesinde kurtulmuş olan- takip ederek okuyorsunuz "Laura’nın Aslı"nı. Bir bakıma Nabokov’un yazarlık serüveninin bir ipucunu yakalıyorsunuz bu dokümanter fikirle. Her sayfada yazarın kendi el yazısı ile İngilizce yazdığı karaladığı- kartlar, hemen altında da Özgüven’in çevirilerini karşılaştırıp okumak da ayrı bir keşif tadı veriyor okuyucuya. Laura’nın Aslı -her okumada okuyucunun başına gelen- yazarla kurulan duyusal işbirliğini belgelerle kuvvetlendiren bir metin.
Mektuplardan...
Mrs. Lanskaya kızının Sutton College’dan mezun olduğu gün öldü. Tam da o gün üniversite kampüsüne eski bir öğrenci, bir Şah’ın dul karısı tarafından yeni bir fıskiyeli havuz vakfedilmişti. Genelde, eğer kadın meşhur bir sanatçıysa çeviride Rusça aile isimlerinin dişilik bildiren son ekini (erkek son ekler -iy ya da -oy’un tersine -aya gibi) korumaya özen göstermek gerekir. “Landskaya” diyelim biz de ona “land” ve “sky”, toprak ve gökyüzü ve onun sahne isminin melankolik yankısı. Fıskiyeli havuzu doğru dürüst kurmak epey zaman aldı, başlangıçta epey düzensiz fışkırtılar oldu. Hükümdarın hükmü anlamsız denecek kadar uzun, seksenine kadar sürmüştü. Çok sıcak bir gündü, mavisi biraz bulutlu. Kalabalığın arasında bir-iki fotoğrafçı dolanıyordu, hortlaksı işlerini yaparken hortlaklar kadar kayıtsızdılar kalabalığa. Ve allahaşkına bu pasaj da ritmi itibariyle başka bir romanı Benim Lauram’ı hatırlatıyor demeyin, orada da anne “Maya Umanskaya” adında uydurulmuş bir film oyuncusu olarak karşımıza çıkar ya.
Her neyse, anne güzel seremoninin ortasında birden çimenlere yuvarlanıverdi. File dergisinde yayımlanan dikkat çekici bir fotoğraf, olayı ölümsüzleştirdi. Fotoğrafta Flora gecikmeli olarak diz çökmüş, annesinin varolmayan nabzını tutarken görülüyordu. Fotoğrafta aynı zamanda henüz Flora ile tanışmamış olan, kendi de şöhreti de oldukça iriyarı bir adam da vardı; kızın hemen arkasında duruyordu, başı açık ve öne eğik, gözlerini dikmiş kızın kara cübbesinin altından görünen bacaklarının beyazlığına ve kepinin altından çıkan sarışın saçlarına bakıyordu.

Paylaş

İtimatGaliba en iyisi bir çırpıda söylemek. Doktorların yaptığı gibi. Ekim’den beri kanser tedavisi görüyorum ve biraz daha yolum var.

Devam
15 Eylül 2017 Yıl : 13
Sayfa : 163