VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
15 Aralık 2017 Cuma | Anasayfa > Haberler > Nam-ı diyar Nurullah Ataç abinin hayatla imtihanı
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Nam-ı diyar Nurullah Ataç abinin hayatla imtihanı

Kemal Selçuk yeni kitabı “Rüyadaki Kadın”da okuru elinde Dostoyevski’nin “Suç ve Ceza”sıyla okuma toplantısına giden Hikmet Kara karakteriyle tanıştırıyor. Arkadaşları tarafından Nurullah Ataç lakabıyla anılan karakter, kapanmamış yaralardan acıtan gerçeklere, hesaplaşmalara, tutkulara, şiddete ve aşka dair sorgulamalara yöneltiyor.

ETHEM BARAN



Kemal Selçuk, 2002 yılında yayımlanan “Ağaç Adamlar” adlı öykü kitabından sonra romana yöneldi ve “Ay Aşkları”, “Hüznün Kantosu”, “Yeniyetmeler”, “Başkaldırmadan Yaşamaksa Hayat”, “Kurşuni” ve “Cemiyet Kaçkını” adlı romanları yayımladı. Çok severek okuduğum ve hakkında bir yazı da yazdığım “Kurşuni”den sonra uzun bir süre Kemal Selçuk’tan ses çıkmamıştı 2016’da basılan “Cemiyet Kaçkını”na kadar. Bu defa bizi fazla bekletmedi Selçuk, “Rüyadaki Kadın” ile edebiyat yolculuğunda ısrarlı olduğunu gösterdi.
Kemal Selçuk, kozasını, aşkların, rüyaların, kitapların, roman kahramanlarının, yazarların ve okurların çevresinde örüyor. Tutkulu aşklar, hüzünler, başkaldırı, aşk acıları, kırgınlıklar, aldanışlar, dostluklar, hayata tutunma çabaları onun vazgeçemediği konuların başında geliyor. Aşk için ölümü göze alan, aklıyla yüreği arasına mesafe koyan, içinden çıkılmaz maceralara atılan kahramanları dibe vurmanın, çaresizliğin, arayışın canlı örnekleri olarak çıkıyor karşımıza; kimi zaman gerçeğin mi yoksa hayalin mi daha gerçek olduğu sorusunun ardına düşüyor, kimi zaman hayallerini hayat karşısında ezdirmemek için çırpınıyorlar ve bu süreçte onlara romanlar, hikâyeler, büyüler, rüyalar, masallar eşlik ediyor.

Nurullah Ataç Abi
Kemal Selçuk, “Hüznün Kantosu”, “Başkaldırmadan Yaşamaksa Hayat” ve “Cemiyet Kaçkını”nda kendi şehrini, Bursa’yı merkeze almıştı; bu kez ise bizi İstanbul’a götürüyor. “Rüyadaki Kadın”, 62 yaşındaki emekli öğretmen Hikmet Kara’nın, elinde “Suç ve Ceza” romanıyla okuma grubunun toplantısına giderken, İstiklal Caddesi’nde, simidini beğenmediği bir simitçi ve onun amcaoğlu tarafından, yazarın deyişiyle “bir güzel marizlenmesiyle” açılıyor. Hikmet Kara, Asmalımescit’e yakın virane handaki bir yayınevinde on yıldır redaktör olarak çalışmaktadır. Oradaki lakabı “Nurullah Ataç”tır; daha doğrusu yayınevinin sahibi ona “Nurullah”, diğer çalışanlar ise “Ataç Abi” diye seslenmektedir. Çünkü o, “yazım kurallarının sıkı neferi”dir. Yalnız yaşayan Hikmet, okuma grubunda yeni insanlarla tanışmış, edebiyata ilgisinin devamı konusunda kendince önemli bir adım atmıştır. Geçmişinde açılmış yaraların bir süreliğine de olsa acısını dindirmek ve içindeki boşluğu başka insanlarla, roman kahramanlarıyla doldurmak, en önemlisi Aylin’le ilişkisini sürdürmek açısından okuma grubunda yaptıkları toplantılar Hikmet’in yaşantısında yalnızlığına ilaç gibi gelmektedir. Yazar, okuma grubu üyelerini bize tek tek gösterir, sağlam diyaloglar, ayrıntıların değerini ortaya çıkaran gözlemlerle onların canlı birer tip olarak gözümüzde canlanmasını sağlarken Hikmet’le genç Aylin arasındaki ilişkiye dikkatimizi çeker. Aylin, Hikmet’in kızı olacak yaştadır. Bir bankada çalışan, eşinden ayrılmış Aylin’in hayatı hiç de göründüğü gibi değildir; telefonuna sık sık istemediği mesajlar gelmekte ve onu tedirgin etmektedir: “Adam psikopatın teki. Feys’imi falan kapattım ama çekmesine izin verdiğim fotoğrafların altına yazdıklarını bir okusaydınız… Kafam basmaz öyle şeylere ya, az çok bir şeyler okudum ama. Neyse işte, herifin sapkınlığının merkezindeyim anlayacağınız.”
Dayak sahnesiyle açılan roman, bu aşamada, şiddetin kılık değiştirmiş bin bir haliyle karşılaşacağımızın sonraki ipuçlarını vermeye başlar. Alkol bağımlılığı olan Aylin için “korkuya alışmak, akşamcılığa benzemektedir.” Bazen Aylin’in, bazen de Hikmet’in evinde bu korku birlikte omuzlanmaya çalışılır ama işler gün geçtikçe karmaşık hale gelmeye başlamıştır: “Sahiden belanın tekiydi adam ve Aylin onu ‘hayvan’ olarak anmaya başlamıştı. Bankacı hatunu yatağa atmak için çevirdiği manevraların boşa çıkması bir yana, o tuhaf kadına kapılıvermişti. Aşk olamazdı bu; ondan da öte sapkınca, manyaklığa varan bir tutkuydu. Yemek yedikleri, içki içtikleri o kadını diğerlerinden neyin ayırdığını bilmemesi bir yana, sürüklendiği bu deliliğin bütün bir hayatının geçmişini ve geleceğini kapladığını kabullenmişti. Aylin’se silah taşıyan hayvandan korkuyordu haliyle. Silahlı bütün erkekler hastaydı ona göre. Zavallıydılar, korkaktılar; kısacası erkek olmayan erkektiler. Hikmet bunları hep dinlemiş, hep bir kenara not etmişti.”

Ana meselesi: Ölüm
Kemal Selçuk, dozunda kullanılmış gerilim unsuruyla ve akıcı üslubuyla bizi kahramanlarının dünyalarına, bilinmezlerine, bir türlü peşlerini bırakmayan rüyalarına doğru yolculuğa çıkarırken günlük hayatlarını da son derece canlı çizilmiş yan karakterlerle bize yansıtır. Aylin’in yaşadığı kâbusun ileride nelere yol açacağı yavaş yavaş sezdirilir.

Romanın iki ana karakterinden biri olan Hikmet Kara’nın Aylin ve ailesiyle olan bağlantısı ve rüyalarının arka planını oluşturan gerçekler bizi trajik bir sona hazırlamaktadır.

Birbirlerine sığınan, konuşarak hayata karşı direnmeye ve “unutmaya” çalışan insanların arasındaki adı konmayan ilişki, hayatın değişmez kurallarına uyma zorunluluğuyla yaşamaya çalışılırken duyulan korku ve daha da önemlisi ölüm duygusu romanın ana meselelerinden biri olup çıkar.

Karmaşık duygulardan rüyalara, kapanmamış yaralardan acıtan gerçeklere, hesaplaşmalara, aile ilişkilerine, dostluklara, tutkulara, şiddete ve aşka dair bir roman “Rüyadaki Kadın”.
Kemal Selçuk, psikolojik derinliği iyi ayarlanmış, sağlam diyaloglarla örülü, sürükleyici bir anlatımın okuru çepeçevre kuşattığı bir romana imza atmış.


Paylaş

İtimatGaliba en iyisi bir çırpıda söylemek. Doktorların yaptığı gibi. Ekim’den beri kanser tedavisi görüyorum ve biraz daha yolum var.

Devam
15 Eylül 2017 Yıl : 13
Sayfa : 163