VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
15 Mayıs 2013 Çarşamba | Anasayfa > Haberler > “Ne çocuk, ne ihtiyar... İçimde hiçbir şey yok!”
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

“Ne çocuk, ne ihtiyar... İçimde hiçbir şey yok!”

“Hınzır bir çocuk, haşarı bir şair, fırlama bir ressam...” Komet’in “O Değilse Başkasıdır” adlı şiir kitabının arka kapak yazısında Levent Yılmaz’ın yazdığı gibi hiçbir şey ‘onu’ bu sözcüklerden daha iyi özetleyemezdi sanırım.

1941 Çorum doğumlu ressam ve şair... Nişantaşı’ndaki evi de kendisini yansıtıyor. Olduğu gibi, sanatla ve kitaplarla iç içe... Dağınık ama bir o kadar da hayat dolu... Ressam Komet’le konuşmuşluğum var ama bu kez buluşmanın nedeni farklı... Şair Komet’le tanışacağım. Şiir yazdığını biliyorum ama belki iyi bir şiir okuru olmadığımdan geç keşfettim bu yönünü...
Necmi Zeka, Komet’in “Olabilir Olabilir” adlı şiir kitabı için Virgül dergisinin 2007 Aralık sayısında kaleme aldığı yazısında şöyle diyor: “Matrak, neşeli, keyifli görünen şiirleri birdenbire irkiltici, düşündürücü, kışkırtıcı bulabilir, bunu bir provokasyon olarak değerlendirebilirsiniz.” Bu cümlenin anlamı ancak Komet şiirlerini okuduktan sonra yerine oturuyor.Bir şiir sizi eğlendirirken nasıl aynı anda zorlayıp yorabilir? Komet şiirlerinde şaşırtıyor, şaşırtmakla kalmıyor düşünmeye itiyor hatta bazen hüzünlendirip kızdırıyor... Anlamadığınızı sandığınız dizeler bile kafanıza takılıp birkaç gün sizinle birlikte yaşayabiliyor... Şiirlerini okurken, anlamaya çalışırken çok şey öğrendim. Onu daha da çok sevdim; doğallığına, çalışkanlığına ve zekâsına bir kez daha hayran kaldım. Yine Levent Yılmaz’ın dediği gibi “Mesele Komet’se gerisi teferruattır.” Karşınızda Komet ve yeni şiir kitabı “Komet Momet”.
Hayatınızı resimden kazanıyorsunuz ama 60’lı yıllardan beri şiir yazıyorsunuz. Hatta Fazıl Hüsnü “Sen bu işi bırak, resme devam et” dediğinde pes etmediniz ve devam ettiniz. Şiir tutkunuz nasıl başladı?
Çocuk kitaplarından büyüklerin kitaplarına, yani haftalık albümlerden, Pekos-Bill’lerden, Abdullah Ziya kitaplarından, Michel Zevako’lardan Milli Eğitim yayını klasiklere ve Varlık yayınlarına doğru geçişle birlikte 11-12 yaşlarında başladı. Buluğ dönemi romantikliği ve platonik aşklar şiir okumaya götürdü. O yıllarda okulda yolda, her yerde şiir okunur, ezberlenirdi. Yani 1950’li yıllar. Garip hareketinin etkileri çoktu ama biz gerek divan şiiri gerekse halk şiiri klasiklerini de bilirdik. Ve epeyce çeviri şiiri de buna eklemek lazım. Ve de son yüzyılın diğer şairlerini. Bilhassa Yahya Kemal, Ahmet Haşim ve hatta Tefik Fikret, Dranas, Fazıl Hüsnü, Necip Fazıl ezberlediğimiz şairlerdendi.1960’ta Güzel Sanatlar Akademisi’ne girdiğim sene önce dergilerde sonra kitaplarıyla ikinci yeni şairlerini okudum. Kendi kuşağımın şairleriyle arkadaş oldum.


O zamanlarda yaşayan şairlerin büyük çoğunluğuyla yakınlığım oldu. Ve şiir yazmaya başladım 18 -19 yaşlarında. Ece Ayhan, Edip Cansever, İlhan Berk beni etkileyen şairlerdi.
Hayatta sevdiğiniz şeyleri yapma fırsatına erişmiş gibi görünüyorsunuz. Ama sanki çok “keşke” var hayatınızda...
Benim gibi düzensiz, unutkan, sallapati, sakar bir adamın en sık kullandığı sözcüğün “KEŞKE” olması çok normal.
Sanırım bu keşkeleri en iyi Levent Yılmaz’a atfettiğiniz şiir anlatıyor...
Keşke daha yakışıklı olsaydım / Saçlarım mesela sarımsı kırmızı olsaydı / Beş on santim daha uzun boylu olsaydım / Ailem zengin olsaydı, mirasım olsaydı / Çocuk yaşta birkaç yabancı dil öğrenmiş olsaydım / Çok iyi bir burjuva çevresinde eğitilseydim.
MÜKEMMELLİK  TAKINTIMIZ
Bu dizelerle başlayan o şiirin başlığını size direkt sormak istiyorum. “Bizi bu kadar kusursuz olmaya zorlayan ne?”
Hepimize bu soruyu soran benim Handan hanım. Başkalarını eleştirirken kendime de bu soruyu yöneltiyorum. İnsanlar neden mükemmel olmalı, mutlu olmak için daha fazlasına sahip olmalı? Neden kendimizi beğendirmeye, ilgi görmeye bu kadar muhtacız? Buna karşı bir eleştiri... Kendime ve hepimize yaptığım bir eleştiri, bir kinaye... Sosyal, politik ve varoluşsal bir dokunma var...
Kitabın ilk şiiri “Öyle Böyle”, “Sanatın hizmetçisi değilim” dizesiyle başlıyor, bunu okurlar için açar mısınız? Sanatın hizmetçisi kim-ler?
Yani sanatı, sanat tarihine girsin veya toplumun sanat kurumu olsun diye ödev gibi mi yapacağız? Tam tersine sanat benim hizmetçim, ifade aracım, insanlara seslenebilme imkânım. Sanatı kutsamaya, insanüstü göstermeye karşı bir deyişti bu. Şimdi o şiirin girişi insanın kutusundan çıkıp eleştirel bir arayışa girmesi; her şeyi yargılama durumuna gelmesi; hayata, var olmaya ve topluma sorular yöneltmesini ele alıyor. İkinci bölüm anlam ve anlamsızı irdeleme meselesini dolayısıyla rasyonel düşünce ve pozitivizmi eleştiriyor. Ve varlık meselelerini, dünyanın hallerini ancak şiirsel bir yaklaşımla kavrayabileceğimizi söylemeye çalışıyor.
Aynı şiir “Şiirin uçma imkânlarıyla” dizesiyle sona eriyor. Şiirle uçmaktan kastınız ne? Şiirde kendinizi daha mı özgür hissediyorsunuz? Resim şiire göre sınırları olan bir anlatım biçimi mi?

Resimde aracı olan malzeme (medium) daha çok sınırlıyor ifade edebilmeyi, inşa etmeyi. Onun için çağdaş sanat yeni aracı ve malzemeler kullanarak ifade imkanlarını genişletmeye çalışıyor. Ama söz sanatlarında, bilhassa şiir yapabilmek için “dil”i ve sözcükleri, onların çok katmanlı anlamlarını, tarihlerini ve bilgilerini bilmek daha özgür bir anlatım olanağı sağlıyor.
BABAMA BENZERİM
Geçmişe, gidenlere, ölenlere de yoğun bir özlem var kitapta. Babanızı 1992’de kaybettiğinizi öğreniyoruz. Babanızla ilişkiniz nasıldı?
Babama çok benzerim. Benim küçük yaşlardan beri sanat ve kültüre merakımı desteklemiştir. Kitap ve dergilerimi alırdı. İmkânsızlıklara rağmen Akademi’ye gidebilmemi sağladı ve bana inandı. Bazen kendimi babam zannederim. Yıllar önce bir masada bunu söylediğimde Onat Kutlar’la Ömer Uluç çok gülmüşlerdi.
“ORADA bir” şiirinde “Baylar şiir ciddi iştir” diyorsunuz. Bunu biraz açar mısınız?
Burada şiirlere komik ve absürd ögeleri, olmadık sözcükleri ve imgeleri sokmaya çalıştığım için bir dokundurma yapıyorum. Sanatta ve şiirde hem komik hem romantik hem politik hem ontolojik problematikleri birleştirmeye çalışıyorum. Bu neredeyse imkânsız bir şey. Bazen muvaffak olabildiğim olabiliyor, ender durumlarda. “Fenerbahçeliyim. İyi oyun oynayamıyorlar / Gündem Suriye, Fenerbahçe, Kürt sorunu / Ve her zamanki Amerika”
“Çimse” şiirinde gündeme dair bunun gibi dizeler var. Gündemi yakından takip eder misiniz? Fenerbahçeli misiniz?
Evet, dünya ve Türkiye gündemini yakından takip ederim. Evet Fenerbahçe’liyim. Maalesef bu sene takımımdan memnun değilim. İyi oyun oynayamıyorlar. Her maçta dokuz doğuruyoruz. İyi oynasınlar da yenilsinler dert değil.
Ve “Şeftali” şiiri... Şu dizelere bakılırsa hiç kolay olmamış bugünlere gelmek.
(Yaşamaya çalışmıştım işte (Ey ah!) / Elde etmeye / Bir yeri olmaya / (evsizdim yıllarca normal bir yaşamım yoktu arkadaşların evlerinde yıkanıyordum yahut public bain duşlarda) / (nasıl ne zorluklarla o kadar resmi nasıl yaptım-n-) / ne acı / Ben şiir ve resimden, sanattan başka hiçbir şey yapmadım hayatımı götürebilmek için, hocalık bile. Tabii ki zorluklar çektim.
“Aşina” şiirinde “Herkes gibi benim de sevgililerim oldu / Ve herkes sonunda öldü” diyorsunuz... Kadınlar ve aşkla ilgili çok hayal kırıklığı yaşadınız mı?
Tabii ki yaşadım. Ama hatıraların hep iyi tarafı kalır bende. Hepsi sonunda bir şiirsellikle dalgalanır.
“Olmuş Olmadım” şiirinde ise dikkat çeken “Alkışın peşinden koşmadım” diyorsunuz. Popüler olmayı sevmiyor musunuz?
Sanat popüler olmak veya alkış için yapılmaz ki, o bir iç tepidir.


Senarist, film yönetmeni Duygu Sağıroğlu için bir şiir var kitapta: “Yanına Varaydım”. Çok iyi bir dostunuz mu?
Evet. Duygu Sağıroğlu çok değer verdiğim bilgi ve deneyimlerinden, görüşlerinden ders aldığım bir ağabey, arkadaşımdır.
Can Yücel’in adı da geçiyor. “Canım Can Yücel” diyorsunuz. Komet’in gözünden nasıl biriydi?
Can Yücel’i çeşitli yönleriyle tanıdım. Genelde dışarıda içkili, esprili bir Canbaba tarafıyla tanınmış. Ama onu yakından tanıyanlar büyük bir kültür adamı, engin bilgelikle dolu olduğunu bilirler.
SPOR YAPAN HAYVAN
“Spor yapan başka hayvan var mı?” derken ne demek istediniz? Spor yapmaya meraklı olan biri olarak sormak istiyorum.
Çünkü bence “İnsan spor yapan hayvandır.” Hayvanlar konuşurlar, gülebilirler, düşünebilirler ama şimdiye kadar hiç spor yapan hayvan görmedim.
Çorum’da doğdunuz. 30 yaşından beri Paris ve İstanbul arasında gidip geliyorsunuz. Şiirlerinizde bu yolculuğa tanıklık ediyoruz. Nasıl bir sentezin ürünü bu şiirler?
Nasıl bir sentez olduğunu belki eleştirmenler söyleyebilir. Belki de sentez değildir.
Şiirler de sizin gibi kabına sığmıyor. Eğlenceli görünse de karamsarlık seziliyor. Okurken acı, öfke, kimi zaman da rahatsızlık hissettim, zorlandım da... Anlamak için durup düşünülmesi, kafa yorulması gereken şiirler. Kimlerin şiirleri bunlar? Hangi okurların başucu kitabı olmalı?
Ben de bunu merak ediyorum. Metinler arası çok gönderme var. Felsefe ve şiirsel felsefe var. Yaşadığım şeylerin aslında bana değil herkese ait olduğu düşüncesi var.
Yaşadığım acı aslında herkesin acısı. Hakikati aramak, hayatın anlamını çözmeye çalışmak da öyle. Hayat bütünsel bir anlam taşıyor. O yüzden okurlarımla ortak noktalar bulabilmeyi umut ediyorum.
Sizinle yıllar önce ilk karşılaştığımda sert ve huysuz biri olduğunuzu düşünmüştüm. Tanıdıktan sonra bu düşüncelerim kısa sürede değişti. “İçindeki çocuğu sürekli yaşatan çok zeki ve iyi biri” olarak kaldınız aklımda. Nasıl bir çocuk var içinizde?
İçimde hiç bir şey yok. Ne çocuk, ne ihtiyar... Bir ruh gibi gelmişe geçmişe aynı anda bakıyorum...
Kendinizle nasıl başa çıkıyorsunuz?
Başa çıkamadığım için sizlere bunları sunuyorum.
Sizin yaşamınız üzerinden ele alırsak birer cümleyle “geçmiş-bugün-gelecek” size neler çağrıştırıyor?
Geçmiş, gelecek ve şimdiyi aynı anda yaşarım ben. Yani aslında geçmiş yoktur şu anda. “Şu an” yoktur, çünkü devamlı geçiyor yok oluyor. Gelecek henüz yoktur, bir projedir, belki de hiç olmayacaktır.
Yani böyle gidersek biz de yokuz diyeceğiz. Ama akıp giden zamanda hafıza var oldukça geçmiş vardır. Ama bizim ülkemizde hafıza erozyonu olduğu için geçmişten ders alamıyoruz.



Her kitabınızda olduğu gibi bu da “Bitmeyen Şiir”le sona eriyor. Elbette Metin Kaçan, Cüneyt Türel, Mücap Ofluoğlu ve Müslüm Gürses gibi eklenen isimlerle, daha uzun bir listeyle... Aramızdan ayrılıp gidenleri anmak bir vefa borcu mu?
Onlar bende şiiri olan, beraber bir zamanı acısıyla tatlısıyla yaşadığımız, beni seven, benim çok sevdiğim, kendilerinden çok şey edindiğim, görünce yahut bu gün bile onları düşününce içimin ışıdığı insanlardı.
Bıraktıklarınız aslında ölümden sonrası için... Yaşlanmaktan, ölümden korkuyor musunuz?
Yaşlanmaktan korkuyorum, ama zaten yaşlandım. Henüz ölmediğim için ölümden korkmuyorum.

Paylaş

İtimatGaliba en iyisi bir çırpıda söylemek. Doktorların yaptığı gibi. Ekim’den beri kanser tedavisi görüyorum ve biraz daha yolum var.

Devam
15 Eylül 2017 Yıl : 13
Sayfa : 163