VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
06 Mart 2010 Cumartesi | Anasayfa > Haberler > Ne yazık! Delikanlı çok narin çalıyor...
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Ne yazık! Delikanlı çok narin çalıyor...

Çok narin çalan delikanlı, ustasının verdiği adla Szopen Friderik, ansiklopedilerin benimsediği adıyla Fryderyk Chopin.

Doğumundan iki yüzyıl sonra hâlâ piyano icrasının ve repertuvarının birkaç isminden biri. Müziği hâlâ etkileyici, hâlâ düşündürüyor, hâlâ benzersiz. Can Yayınları Chopin’in doğumunun 200’üncü yılında Türkçenin kitaplığına bizleri Chopin’e ve müziğe yaklaştıran iki kitap armağan etti.
O delikanlının narin çalacağı daha bebekliğinden belliymiş, çünkü piyano sesi duydu mu başlıyormuş ağlamaya, hem de kriz geçirir gibi. Biraz büyüdüğündeyse artık ağlamıyor, gidip piyanonun altına konuşlanıyormuş, süslü püslü amcalar ve teyzeler çalarken. Çok geçmeden, birçok piyanist gibi onu da annesi oturtmuş tabureye. Ve 39 yıllık ömrünü (1810-1849) neredeyse tamamen dolduran müzik serüveni anne eliye başlamış; altı yaşına geldiğinde anne eli minik dehanın ellerini ilk ustasına emanet etmiş. Bugün o, André Gide’in deyimiyle “en çok çalınan fakat en az anlaşılan besteci”si dünyanın. Bunun ne garip bir tecelli olup olmadığını düşünmek üzere derya gibi malzeme sunan iki kitap var elimizde. İkisi birlikte okunmalı, yeri geldiğinde bir ona bir ötekine tekrar tekrar bakmalı; sadece Chopin müziğini anlamak için değil, kendi müzik zevkimizi ya da keyfimizi tanımak için...

BAY GIDE’İN NOTLARI
Fransız yazar André Gide, (Paris, 1869-1951) aynı zamanda sıkı bir müzik tutkunudur, piyano çalar. Chopin onun için an başta gelen bestecilerdendir. Müzik üzerine, icra üzerine özellikle de Chopin’in müziği üzerine düşünür. Müzikle ilgili kayıtlar düştüğü bir güncesi vardır. Fakat Chopin’in müziği ilgili başlı başına bir çalışmaya girişmiştir. “Chopin Üzerine Notlar” başlıklı bu çalışması önce Revue Musicale’in Aralık 1931 sayısında, ardından 1938’de Revue Internationale de Musique’de yayımlanır. Kitap olaraksa ölümünden iki yıl önce, 1949’da basılır. Chopin’in bütün eserlerini kaydetmiş (Naxos) piyanist İdil Biret’e göre “André Gide’in Chopin Üzerine Notlar eseri edebi olarak ve içeriği bakımından büyük önem taşımaktadır.” İşte Can Yayınları bu kitabı, sonuna “günlükler”i de alıp yayımladı. Üstelik kim akıl ettiyse duamız onunladır, İdil Biret’ten bir “önsöz” istediler ve aralarında Op. 61 Polonez Fantezi’nin de bulunduğu bazı kayıtlarından özel bir CD yapıp kitaba eklediler. Böylece minik fakat dört dörtlük bir kitap ortaya çıktı. İdil Biret’in kitaba katkısı “bir besteci hakkındaki kitaba onun bütün eserlerini yorumlamış bir sanatçının önsöz yazması”ndan ibaret değil. Her ne kadar başlığı “önsöz” ve uzunluğu bir önsöz kadarsa da, o metin -kendisi ne diyecektir bilemiyorum- Gide’in notlarının kritiği. Çünkü Biret 20’inci YY’ın ve günümüzün en değerli piyanistlerinden biri ve bir düşünür. Yani kitapta Chopin, Chopin’in müziği, Chopin müziğinin ve icracılarının kritiği ile bu kritiğin kritiği var... Daha ne olsun?

SALAKLAR İÇİN
İdil Biret’e kulak verelim: “Paris’te öğrenciyken (1950’ler) bu kitabı ilk kez okuduğumda Gide’in derin müzik bilgisinden ve piyanoyu böylesine yakın tanımasından çok etkilenmiştim. Edebiyat ile plastik ve sahne sanatları arasında yakın bağlar kurulabildiği halde, başlı başına bir dil olan klasik müzik çoğu kez yazarlara yabancı gelmiştir. Jean Jacques Rousseau, E. T. A. Hoffmann, F. Nietzsche gibi yazar kompozitörler, G. Bernard Shaw, Heinrich Heine gibi müzikle aktif olarak uğraşmış olan yazarlar var ise de bunlar tarihte sayıca pek azdır. Bu nedenle Gide’in Chopin üzerine bu kitapta ve güncesinde yazdıkları ve diğer vesilelerle söylediklerinin özel bir anlamı vardır. Müzik üzerine böylesine güzel bir üslupla yazılmış metinler çok enderdir ve bunu ancak Gide gibi edebiyat ve müzik dillerine derinlemesine nüfuz edebilen nadir kimseler yapabilmiştir.” Bendeniz de oldum olası tekniğe ve yoruma ilişkin eleştiriler dışında müzik yazmanın nafile bir uğraş olduğunu düşünmüşümdür. Ama şimdi Gide’ten bir alıntıya dönelim ve ne kadar nafileymiş onu görelim: “Kimi piyanistlerin Chopin’in bir eserini tümceleri vurgulayarak çalmaları, böylece bir anlamda ezgiyi noktalamaları hiç çekilmez bir alışkanlıktır. Oysa Chopin’in en doyulmaz ve en özel yeteneği, bütün diğerlerinden hayranlık verici biçimde ayrıldığı nokta bence, onun eserlerinde tümcenin hiç kesilmeyişidir; bir ezgi tümcesinden bir başkasına, duyumsanmayan, fark edilmeyen kayıştır, birçok bestesinin ırmak gibi akıcı olduğu izlenimini koruyan ya da bu izlenimi veren budur. Bu müzik o yönüyle, zurnanın (*) kesiksiz ezgilerini anımsatır. O ezgileri dinlerken müzisyenlerin nerede nefes aldığı anlaşılmaz. Ne nokta vardır ne de virgül, işte bu nedenle de ben, Sol Minör Noktürn’ün koral bölümüne kimi yayıncıların ve kimi yorumcuların, salaklar memnun kalsın diye ekledikleri puan d’org’ları onaylayamıyorum.” [(*) Çevirmenin notuna göre Gide burada “Arap klarneti” demiş. Belki kesintisiz üfleme tekniğini obuadan biliyordu ama burada aynı teknikle üflenen zurna veya Arap klarnetinden söz etmesi ne kadar ilginç.] Gide’in başlıca şikâyeti Cpopin’in müziğinin anlaşılamaması veya anlaşılamayacak biçimde icra edilmesidir. Bunun önemli bir sebebi solistlerin “parlak ve etkileyici performans” kaygısını müziğin önüne geçirmeleridir. Fakat 19 ve 20. yüzyılların burjuva sosyal yaşamı göz önüne alındığında bu da “hayatın bir gerçeği”dir. Ne demiş Max Weber: Piyano her yönüyle gerçek bir burjuva çalgısıdır. Ve ta 18. YY’ın ortalarından başlayarak geniş olanaklar sunması için hızla geliştirilmeye başlayan bu çalgının, düzenlemeler yoluyla opera ve orkestra eserlerinin yaygın bir şekilde dinlenilebilmesini sağladığı da unutulmamalı. Öyle bir dünyaydı. Gide bugün yaşasa da mesela Yundi Li kayıtlarındaki sound’u işitseydi kim bilir ne derdi?..

O HANIMEFENDİ
Bu meseleyi düşünürken bilgileri tazeleyen, insanın zihnini açan diğer kitap da Aydın Büke’nin yazdığı Chopin biyografisi. Müzik üzerine birçok çalışması, Bach ve Mozart biyografileri yazmış olan flüt sanatçısı Aydın Büke’nin kitabına Chopin’in, bu “seyirci karşısında çalmaktan ürken” piyano ustasının 1830’larda Varşova’dan Avrupa’ya yolculuğunda, Breslau’da verdiği ilk konserden sonra ailesine yazdığı mektuptaki şu esprili cümleleriyle başlayalım: “Çok ünlü biri olmadığım için önce duyduklarına hayret ettiler, daha sonra da hayret etmeye çekindiler. Bestelerimin iyi mi olduğu, yoksa sadece öyle mi göründüğü konusunda fikir sahibi olamadılar. İçlerinden biri yanıma yaklaşarak daha önce bu yapıda bir eserle karşılaşmadığını söyledi ve beni kutladı. Kim olduğunu bilmiyorum ama galiba beni en iyi o anladı.” Başlığımızdaki söz, 11 Ağustos 1829’da Viyana Saray Tiyatrosu’ndaki “kendimi dünyaya tanıttım” dediği konseri izleyenlerden bir hanımefendiye ait. Konserden sonra işittiği hemen hepsi olumlu eleştiriler arasında bu da dikkatini çekmiş ve ailesine yazmış... Sonra daha ne hanımefendiler görecektir ki yaygın bir adet olduğu üzere müzik dinlerken tığ işlemektedirler; ellerindeki tığlar o kadar çoktur ki Chopin, erkek neslinin tehlikede olabileceği fikrine bile kapılır. Aydın Büke’nin biyografisi çok kapsamlı. Siyasetiyle, sanatıyla, sosyal yaşamıyla tarihi panorama önünde yazılmış. Chopin’i dedesinden başlayarak izliyor. Kâh Avrupa haritasına açılarak genişliyor, kâh Chopin’in odasına, mektuplarındaki satırlarının arasına girerek yakınlaşıyor. Rahatlıkla, bir roman gibi keyif alınarak okunuyor. Son olarak Aydın Büke’ye ve Gide’in notlarını Türkçeye kazandıran esprili çevirmenimiz Ömer Bozkurt’a teşekkür edelim...

Paylaş

İki King güçlerini birleştirdiKitapları toplamda yaklaşık 350 milyon adet satan yazar King bu kez gücünü kendisi gibi yazar olan oğlu Owen’la birleştirdi; tüm kadınları uyutan bir virüsün peşine düştü.

Devam