VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
14 Ocak 2014 Salı | Anasayfa > Haberler > Nedim Gürsel bildiğiniz gibi
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Nedim Gürsel bildiğiniz gibi

Tabularla oynuyor Nedim Gürsel. Zaman zaman eğleniyor onlarla, zaman zaman apaçık kızıyor, kendi sınırlarını koyuyor ortaya. Üstelik darbelerin içinden, cinselliğin çemberinden geçerek ve güncel siyaseti diline dolamayı bir an olsun eksik etmeden yapıyor bunu.

Edebiyatımızda Nedim Gürsel metinlerinin kendine özgü bir yeri var. Şüphesiz çoğunlukla yetkinlikleri, gözlem güçleri, dil ustalıklarıyla konuşuldu bu metinler; kimi zaman da tabuları alaşağı eden yapıları, güçlü sesleri ve yarattıkları sansasyonlarla.
Yakın dönemde bile yayıncı ve çevirmenlerin mahkemelerde boy gösterdiğine, yazarların tutuklandığına, kitapların yasaklandığına şahit olan bir toplum için olağan sayılabilecek zamanlar yaşadı Nedim Gürsel. Hayatının önemli bir kısmını Fransa’da geçirdiği ve sanatını, oradaki her anlamda eleştiriye açık edebiyat anlayışıyla yoğurduğu için toplumun kalın çizgilerini zorlayan metinler yazdı. Hikâyenin sonunu tahmin etmek güç değil: Önce “Uzun Sürmüş Bir Yaz”, daha sonra da “İlk Kadın” ve “Allah’ın Kızları” kitaplarıyla soruşturmalar geçirdi, yargılandı; nihayetinde bütün soruşturma ve yargılamalardan aklandı.
Yine de yıpratıcı bir süreç bu. Katıldığı bir televizyon programında, hakkında yapılan eleştirilere karşı savunmalarını dinlemiştim: İslam terminolojisinde de geçen bazı kelimeleri kullandığı halde, yine o kelimeler sebebiyle “dini değerleri aşağılamak” suçlamasıyla yargılanmanın hüzünlü ironisini anlatıyordu. Kim bilir, belki de ulusal ve uluslararası pek çok saygın edebiyat ödülü kazanmasına rağmen edebiyat çevreleri dışında isminin fazla zikredilmemesinin sebebi de bu yaşadıklarının ön yargılı zihinlerde bıraktığı olumsuz tortulardır.
Nedim Gürsel’in yakın zamanlı bir röportajında söylediği, “Daha önce de darbeleri ve cinselliği anlattım, burada da anlatıyorum.” sözü, bir bakıma “Yüzbaşının Oğlu”nu tek cümlede karakterize ediyor.

27 MAYIS DARBESİ
İsimsiz anlatıcının, annesinin ölümünü aktarmasıyla açılan romanda Nedim Gürsel bu kez projeksiyonunu, 27 Mayıs darbesi günlerine tutuyor: Roman, yıllar içinde yaşlanan ve ömrünün sonuna yaklaşan anlatıcının bir başına yaşadığı evinde, yaşam öyküsünü bir ses kayıt cihazına aktarmasıyla şekilleniyor.
Annesinin ölümü, anlatıcı üzerinde derin izler bırakmıştır. Öyle ki cenazeden sonra bir tanıdığının “Allah annenin kalan ömrünü sana bağışlasın” sözünden sonra annesinin ömrünü gasp ettiği, “kendi hayatının uzaması için onu bizzat öldürdüğü” düşüncesiyle yaşar.
Oysa annesi, asker olan babasının silahıyla intihar etmiş ve anlatıcı da geride ihtiyar babaannesi ve birkaç sohbet arkadaşı dışında hayatında pek bir renk olmayan babasıyla birlikte kalmıştır. Babasının hayatının renksizliği aslında çok sürmüyor. Nedim Gürsel, atmosferi daha canlı tutabilmek adına, anlatıcının babası Hasan Hoşgör’ü, 27 Mayıs darbesinin baş aktörü olarak kullanıyor. Yüzbaşı Hasan Hoşgör metinde, dönemin başbakanı Adnan Menderes ve iki bakanın asılmasına yol açan darbeyi planlayan ve yönlendiren komutan olarak görünüyor. Burada anlatıcının -belki bizzat Nedim Gürsel’in- düşünceleri önemli; Darbeyle birlikte pek çok ayrıcalığa sahip olma zemini oluşan anlatıcı bu durumu kullanmak yerine, babasına çoğunlukla öfkeli ve sık sık yaptıklarından dolayı onunla gurur duymadığını söyleyen bir demokrasi yanlısı olarak yer alıyor: “27 Mayıs darbesinden sonra yıkılan şahmeranın mağarası falan değil Demokrat Parti’nin sultasıydı. On yıllık iktidarın sonunda adından başka hiçbir demokrat yanı kalmamıştı bu partinin, ama Cımbız’ın babası da içlerinde yöneticilerinin yargılanıp hapse atılması, üçünün benim babam da içlerinde Milli Birlik Komitesi üyelerinin asılması sanki çok mu demokratikti?”
Gençlik çağında gazeteci olarak ülkeden ülkeye geziler yapan anlatıcının çocukluğu ise “leyl-i meccani”, yani parasız yatılı olarak geldiği İstanbul’daki Mekteb-i Sultani’de geçiyor. Beyoğlu’nun göbeğinde olmalarına karşın, okulun yasakları sebebiyle bir çeşit hapishane hayatı yaşadıkları hissi taşıyan çocuklar, haylazlıklarını okula yansımaktan geri durmuyor: Bu haylazlıkların temelini ise ilk gençliğin cinsel arayışları oluşturuyor. Cinsel konuları açık açık anlatmayı sever Nedim Gürsel. 2009’da Buket Aşçı’yla yaptığı röportajda da kendisine sorulan, “Nedim Bey, nasıl bu kadar rahat olabiliyorsunuz?” sorusuna verdiği “Fransız kültüründe Libertinage yani ‘cinsellik başta olmak üzere özgür yaşam savunusu’ diye bir şey vardır. Bu 18. yüzyılda ortaya çıkmış, cinsel anlamda tabuları yok sayan bir yaklaşımdır. Ben de bu kitabımda, Fransa’yı anlattığım için kendime Libertinage ahlâkı koymaya çalıştım. Tabii kendimden örnekler vererek.” cevabından yola çıkarak, cinselliğe yaklaşımını yine Libertinage ahlâk anlayışına göre yapılandırdığını ve anlatısının, kendisinin Mekteb-i Sultani’deki günlerinden izler taşıdığını söylemek yanlış olmasa gerek.
Anlatıcının cinsel hayatının karmakarışık ve genel geçer kabullerin uzağında seyretmesinde, henüz çocukken yaşadığı travmatik olay yer etmiş olmalı: Annesi öldükten sonra babası tarafından zaman zaman Elif ismindeki bir bakıcıya teslim edilen küçük çocuk, henüz o yaşta, hayatının her anına tanıklık eden Elif’in tacizlerine maruz kalır.
Tüm bunlara rağmen, romandaki cinselliğin doruğuna henüz ulaşılmamıştır: Anlatıcı, okuldaki en yakın arkadaşlarından biri olan Cımbız’ın annesiyle, gizli ve cinselliğin en uç noktalarında gezinen bir ilişki yaşamaya başlar: Artık onun yaşantısına, bu sır gibi saklı ve yasak aşkı hâkim olur.

SİYASETİ GÖLGESİNDE
Anlatıcının annesinin ölümü sebebiyle dinmeyen içsızısı, cinsel yaşamındaki çalkantılar ve Mekteb-i Sultani’de yaşadığı maceralar olup biterken, memleketteki çalkantılar da son sürat devam eder. Yüzbaşı Hasan Hoşgör devletin yönetimine el koymuş ve seçilmişleri mahkûm ettirmiştir. Fakat ne olursa olsun, devletin tek hâkimi olsa da, anlatıcı onu hiçbir zaman, iyi bir baba olarak içselleştiremez.
Biraz silik görünen kahramanların arasına kendisini de misafir olarak sokuyor Nedim Gürsel: O ve babası Orhan Gürsel, anlatıcının aile dostları olarak romanda kısa süre de olsa kendilerine yer buluyor.
Nedim Gürsel, gür sesli bir muhalif. Siyasetin temel dinamiklerini geri adım atmadan eleştiren, güncel siyasetle arası sıcak olan bir düşünce adamı. “Yüzbaşının Oğlu”nda da onun bu eleştirilerini, anlatıcının ağzından, hem de oldukça sert bir üslupla duyuyoruz. Güncel konulara değiniyor anlatıcı, başbakanın yaptığı konuşmalara göndermeler yapıyor ve her fırsatta eleştirilerini dört koldan sıralıyor. Kuşku yok ki bu eleştirilerde anlatıcı kadar, Nedim Gürsel’in sesini duymak mümkün. Satır aralarındaki diğer eleştiriler, darbeci komutan Hasan Hoşgör’ün akıbeti ve anlatıcının finaldeki sürprizi ise “Yüzbaşının Oğlu”nda, okurlarını bekliyor.

Yüzbaşının OğluYüzbaşının Oğlu

Nedim Gürsel

Detay için tıklayın

Paylaş

İtimatGaliba en iyisi bir çırpıda söylemek. Doktorların yaptığı gibi. Ekim’den beri kanser tedavisi görüyorum ve biraz daha yolum var.

Devam
15 Eylül 2017 Yıl : 13
Sayfa : 163