VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
14 Haziran 2016 Salı | Anasayfa > Haberler > Neruda’nın postacısından mektup var
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Neruda’nın postacısından mektup var

“Postacı” filmi olmasaydı belki de Antonio Skármeta’yı hiç bilmeyecektik. Ama şimdi biliyoruz, romanı artık Türkçede. Bunu çeviri edebiyat adına bir kazanç sayıyorum.

MAHİR ÜNSAL ERİŞ

Edebiyattan uyarlanmış sinema filmleri söz konusu olduğunda genellikle ikiye ayrılırız. Bir kısmımız okumanın bizzat kendisinin bir “zihinde film çekme” faaliyeti olduğunu söyleyerek iyi bir uyarlamanın asla çekilemeyeceğini savunur. Diğer okuyucular içinse, bu işin ehlince yapılırsa gayet de güzel sonuçlar doğurabileceği, edebiyat eserinin ve edebiyattan uyarlanmış sinema filminin belki ilişkili ama birbirinden kesinlikle bağımsız şeyler olduğu düşüncesi öndedir.

Bu girişin ardından sözü Michael Radford’un Antonio Skármeta’nın romanından uyarladığı, okul yıllarımızda bizi epey ağlatan “Postacı” (Il Postino) filmine getirmek istiyorum. Uyarlamalar göz önüne alındığında, “uyarlandığı kitaptan daha geniş bir üne kavuşan filmler” türünden bir başlık açılırsa işte bu film o başlıkta yer alır sanırım.

Kafa dinleyen şair
“Il Postino” filminin hikâyesine göre büyük Şilili şair Pablo Neruda, tabiri caizse “kafa dinlemek için”, İtalya’da, denize yamaç bir kır evinde konaklar bir süreliğine. Küçük bir balıkçı kasabası olan bu yerin posta idaresi, dünyaca ünlü şairin gelişiyle görülmedik bir yoğunluğa erişir. Bunun için, şairin kasabanın biraz dışında yer alan evine mektup ve hediyeleri her gün taşıyacak bir “geçici” postacıya ihtiyaç duyulur. Bu noktada hikâyeye, filme adını veren postacı, Mario Ruoppolo girer. Bisikletiyle şairin postalarını kasabadan alıp kasabanın kıyısındaki bu güzel eve götüren Mario, zamanla Pablo Neruda ile ahbaplık etmeye başlar. Bu ahbaplık ilerleyip öyle bir dostluğa dönüşür ki Neruda, Mario’nun âşık olduğu kızla arasını yapmak için bile aracı olur. Şair ve postacının hikâyesi, Akdenizli bir havada kimi zaman gülünç, çoğunlukla duygusal bir tonla devam eder.
“Il Postino” filmi, az önce dile getirdiğim gibi bir roman uyarlaması. Gençliğinde, henüz taze bir gazeteciyken Neruda’nın bizzat kendisiyle tanışmış, onunla -postacınınki kadar olmasa da- yakınlık kurmuş bir yazarın, Antonio Skármeta’nın, “Neruda’nın Postacısı” adlı romanından uyarlama. Bu roman, daha önce bir kez dilimize çevrilmişti ama filmin şöhretinin unutulmaya başlandığı zamanlara denk geldiğinden midir bilinmez, pek akıllarda kalmamıştı. Geçtiğimiz günlerde yeni bir çeviriyle, yeni bir etiketle yeniden yayımlandı. Bu yeni çeviriyi bizlere, İspanyolca çevirileriyle ve İspanyolca öğretimi konusunda hazırladığı kitap ve sözlükleriyle tanıdığımız İnci Kut armağan etti.

Filmi izlemiş olup hatırlayanlar, romanda karşılaşacakları hikâyenin aslıyla biraz şaşıracaklar. Çünkü romandaki hikâye, Neruda ve yazar Skármeta’nın ülkesi olan Şili’de geçiyor. Dolayısıyla kasabanın balıkçıları, yoksullar ve Allende’nin iktidarı alıp devrilmesiyle sonuçlanan dönemin politik atmosferi filme kıyasla biraz daha baskın durumda. Postacı kahramanımızın adı ise Mario Jimenez. Çevresinin ve özellikle de babasının, “Artık bir iş bulup çalış,” çağrılarına artık dayanamayan Mario, çalışmaya razıdır. Ama balıkçılık, denizcilik hiç ona göre işler değildir. Bu küçücük balıkçı kasabasında para kazanmanın, geçinmenin illa ki bir başka yolu olmalıdır. Ve bir gün, postanenin kapısında “Bisikletiyle mektup dağıtacak geçici postacı aranıyor” ilanını görür. Balıkçılığın dışında bir iş yapabileceği umudunun sevinciyle postaneye giren Mario aslında hayatının hikâyesini yaşayacağı bir kapıdan içeri girmiştir. Tek bir adrese çuvallar dolusu mektup götürecektir, ev çok uzaktadır ve tek bir müşterinin işini yapacağından öyle bahşişlerle kendini kurtarabileceği bir durum da yoktur. Sözün kısası, aslında öyle cazip bir teklif gibi görünmese de Mario, balıkhanenin kokusundan kurtulmak için işe başlamayı kabul eder. Dünyaca ünlü şair Pablo Neruda’ya gelen postaları getirip götürecektir. Bu postacı-şair ilişkisi zamanla dostluk tonlarında bir ahbaplığa döner. Bütün bu hikâyeyi, Şili tarihinin belki de en çatışmalı, en sancılı zamanlarına tanıklık ettiğimiz bir politik atmosfer içinde, düşsel sayılabilecek güzellikte, yoksul bir kasaba hikâyesi olarak izleme imkânı bu yolla önümüzde açılır.
Kendi adıma, İnci Kut’un hazırladığı dil kitaplarından çalışarak İspanyolca öğrenmiş biri olarak, elbette çevirisini tartışabilecek durumda değilim ama, ortaya çıkan metinde yazarın kalabalık ve coşkulu dilinin aktarılmasındaki hassasiyetin yol açtığı birtakım durumların biraz daha titiz bir okumaya gereksinim duyduğunu da eklemem gerekir.


1984 yapımı Il Postano filminden bir kare...

Edebi eserlerin filmlere uyarlanmasının, okur kibriyle, biraz kolaya kaçan, biraz hayal gücümüze ket vuran bir şey olduğunu düşünsem de karşı olduğumu söyleyemem. Çok iyi edebiyat uyarlamalarıyla karşılaşmanın yanı sıra belki de hiç haberdar olmayacağımız birtakım kitapları da bu filmler sayesinde duyduğumuz için onlara şükran duyabiliriz. Dünyaca ünlü Il Postino filmi olmasaydı belki de Skármeta’yı hiç bilmeyecektik. Ama şimdi biliyoruz ve artık Türkçede, hepimizin okuyabileceği kadar yakınımızda. Bunu çeviri edebiyat adına bir kazanç sayıyorum.


Paylaş