VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
15 Ocak 2013 Salı | Anasayfa > Haberler > Nesbo’yu takdimimizdir
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Nesbo’yu takdimimizdir

Jo Nesbo ile bu ay Türkiye’de yayımlanan “Nemesis” adlı romanı sayesinde tanıştım. Norveçli Nesbo, İskandinav polisiyesinin tüm kodlarını romanlarına aktaran, türün en iyi temsilcilerinden. Bir rock grubunun solisti de olan yazar, çok satan kitapları kadar sıra dışı kişiliğiyle dikkat çekiyor.





Özlem Akalan
ozlemakalan@gmail.com

İtiraf ediyorum! Polisiye ve dedektif romanları okuyan, her türlü CSI dizisini gözünü kırpmadan izleyen biri olarak, zaman zaman soygun ve cinayet planları yapmaya çalışırım. Profesör Sevil Atasoy’un “her temas bir iz bırakır”, “kusursuz cinayet yoktur” gibi iddialarını çürütmek için hayalimde kılıktan kılığa girer, otomobil değiştirir, kredi kartımı kullanmaz, izimi yok etmeye çalışırım. Ama plan ilerledikçe işler o derece çetrefilli bir hal almaya başlar ki, nihayetinde nereyi soyacağımı ya da kimi öldüreceğimi bile hatırlamaz hale gelirim. Evet bu bir itiraf; kafamda cinayet, soygun ve her türlü kirli iş için “başarısız” planlar mevcut! Dolayısıyla, yani planlarımı bir gün başarıya ulaştırabilmek için, her yeni polisiye romanını itinayla okumaya çalışıyorum!
Polisiye türünün takipçileri çoğunlukla “taraf tutar”; Agatha Christie hayranları Conan Doyle’u sevmeyebilir; Georges Simenon fanatikleri Michael Connelly’ye dudak bükebilir. Listemiz de uzadıkça uzayabilir. İyi-kötü ayrımı yapmadan, hepsinin tadına bakmayı tercih edenlerdenim.
Bu nedenle, Doğan Kitap’ın bu ay içinde yayımladığı, Norveçli yazar Jo Nesbo’nun “Nemesis”ini çıkar çıkmaz okudum. (Nesbo’nun iki kitabı “Şeytan Yıldızı” ile “Kızılgerdan”, daha önce Koridor Yayıncılık’tan çıkmıştı.)
Bir banka soygunuyla başlıyor roman; soyguncu, veznedar Stine Grette’ye silahını doğrultmuştur. 25 saniye içinde ATM’deki paraların çantasına boşaltılmasını ister. Bankadakiler ve okur için saatler süren 25 saniyenin sonunda, soyguncu tetiği çeker. “Sıradan” gibi görünen bir soygun, saniyeler içinde cinayete dönüşür. İşte bu noktadan sonra başkahramanımız, Oslo Cinayet Masası dedektiflerinden Harry Hole devreye girer ve “para için soygun yapılmış ve bir cinayet mi işlenmiştir, yoksa cinayeti örtbas etmek için mi soygun yapılmıştır” sorusunun cevabını araştırmaya başlar. Soruşturmada henüz bir adım bile ilerleyememişken eski kız arkadaşı Anna’nın intiharı, dedektifimizin aklını iyice karıştırır. Zira Harry, kadının intihar ettiği geceyi onunla birlikte geçirmiştir ve ertesi sabah kendi evinde uyandığında hiçbir şey hatırlamamaktadır. Anna’nın evine gittiği andan sonrası, hafızasından tümüyle silinmiştir. Hapishanedeyken bile her şeyi yönetebilecek güçte Çingene bir soyguncu; intihar eden eski sevgili; öldürülen veznedar; veznedarın üzüntüden aklını kaçıran kocası; çocuğunun velayetini alabilmek için Rusya’ya giden sevgili; eşini aldatan zengin işadamı; aldatılan güzel bir kadın; paranoyak komşular; birbiriyle hiçbir bağlantısı yokmuş gibi görünün daha pek çok karakter ve “tamam, katilin kim olduğunu buldum” dediğiniz anda sizi başka bir hedefe yönlendiren bir kurgu. Ve nihayetinde, “en kötü adam”ın kim olduğunu anlamamıza rağmen, “avlanması” bir sonraki bölüme bırakılan ikinci bir öykü. Adını intikam tanrıçasıdan alan “Nemesis”, intikam fikrinin hakkını veriyor! Her türlü sebepten doğan intikam alma arzusu, romanın temelini oluşturuyor. Gri hücrelerinizi zorlayacak, canlı tutacak ve temposu hiç düşmeyecek bu roman, Nesbo ile tanışmak için iyi bir fırsat.

ALKOLİK DEDEKTİF
Jo Nesbo’nun başkahramanı Harry Hole, meslektaşları tarafından pek de sevilmeyen, uyumsuz ve alkolik bir cinayet masası dedektifi. Ortağı öldürülen, dava kapanmasına rağmen katilin izini sürmeye devam eden Harry, zaafları olan bir anti-kahraman. Sevgilisi Rakel, onun oğlu Oleg ve bir-iki meslektaşını saymazsak, her fırsatta alkole sığınan yalnız bir adam.
Nesbo, bugüne kadar dokuz tane Harry Hole polisiyesi yazmış. “Nemesis”, serinin dördüncü kitabı. Romanda yer yer eski maceralara gönderme yapılsa da okur, kafası karışmadan bu münferit macerada yoluna devam edebiliyor.
Jo Nesbo, dedektif karakterini yaratırken, bir çocukluk anısından, ya da kabusundan, yola çıkmış. Henüz çocukken büyükannesi onu “Eğer saat sekizde yatağa girmezsen polis Hole gelip seni götürecek” diye korkuturmuş. Nesbo, büyükannesinin yaşadığı kasabadaki Hole’ü hiç görmemesine rağmen kitabında ona can vermiş. “İlk romanı yazarken, (“The Bat-Yarasa”) Harry’nin diğerlerinden farklı bir kahraman olmasını istedim; gey, rahip ya da engelli olabilirdi. Ya da diğerleri gibi klasik, sert, sorunlu, uyumsuz bir karakter; ikincisini seçtim” diyor Nesbo ve ekliyor “Üçüncü kitabı yazarken Harry ile benzer pek çok noktam olduğunu fark ettim. Kurguladığım bir karakteri yazıyorum ama arkadaşlarım bile zaman zaman kendimi yazdığımı söylüyor.” 53 yaşındaki yazarla, 49 yaşındaki kahramanı arasındaki en büyük benzerlik, yalnızlıktan hoşlanıyor olmaları. “Çevrenizde ne kadar insan olursa, o kadar çok problem olur” diyor Nesbo; çoğu kez izole bir hayat yaşayan yazarın en büyük “bağı”, 14 yaşındaki kızı.

Hayali futbolcu olmakken geçirdiği sakatlık sonucunda kendini ekonomi okurken bulan yazar, bir süre broker olarak çalışmış. Geceleri ise solist ve söz yazarı olduğu bir rock grubuyla çeşitli mekanlarda sahne almış. “İlk başladığımızda pek de iyi değildik. Dinleyenler bizim çaldığımızı anlamasın diye her hafta grubun ismini değiştiriyorduk” diyor. Bu nedenle grubun asla gerçek bir ismi olamamış. Ta ki, işler yoluna girip, büyük bir fan grubu oluşuncaya kadar. Herkes onları Norveççe “o çocuklar” anlamına gelen “di derre” diye çağırmaya başlayınca grup bu ismi almış. Günün birinde artık şarkı yazamadığını fark eden Jo Nesbo, “Altı aylığına Avustralya’ya gidip söz yazacağım” diye yola çıkmış ve ilk romanı “The Bat” ile geri dönmüş. Ardından da neredeyse bir gecede gelen şöhret, 40 dile çevrilmiş, milyonlarca satmış romanlar.

RUSHDIE DE POLİSİYE YAZARDI
Peki, suç oranı çok düşük olmasına rağmen İskandinav ülkelerinden çıkan polisiyelerin bu denli ilgi görmesinin sebebi nedir? Aralıksız yağan yağmur, kar, soğuk, kasvetli günler, uzun gecelerde, bir “kuzeyli” olsam, kanımı ısıtacak bir polisiye ile günümü şenlendirebilirdim. Ne var ki İskandinav polisiye yazarlarının kitapları, bölgenin toplam nüfusunun kat kat üstünde satıyor! İsveç polisiyesi tartışmasız bir numara olarak kabul edilirken komşuları da hızla aradaki farkı kapatıyor. Hollywood ve dizi yapımcılarının ilgisini çeken polisiyeler art arda sinema ve televizyona uyarlanıyor. Herkesin İskandinav polisiyesini sevmek için farklı sebepleri olabilir. Ama ortak görüş, dilin yalınlığı ve kurgunun sağlamlığı. Amerikan yapımı CSI’ların aksine, dedektifler bir düğmeye basarak katile ulaşamıyor; saatler süren kağıt işleri, arşiv araştırmaları ve aynı insanı defalarca sorgulayarak sonuca varabiliyorlar. Üstelik kahramanlar, tek yumrukta rakibini yere seren aksiyon ustaları da değiller. Çoğu zaafları, kronik hastalıkları olan yaralı tipler. Kara mizah ögeleri taşısa bile gereksiz her türlü ayrıntı ve laf kalabalığından uzak anlatımlar, polisiyenin ciddi bir iş olduğunu her satırda vurguluyor.

Zaten Nesbo da Kuzey Avrupalı ve yazarsanız, mutlaka polisiye yazarsınız diyenlerden: “İyi bir Avrupa romanı yazmaya çalışan arkadaşlarımın hiçbiri bir yere varamadı. Norveç’te Henning Mankel ve Peter Hoeg’in başarısı sayesinde polisiye zaten belli bir noktaya ulaşmıştı. Hatta pek çok İskandinav edebiyatçı bu tarzda da kendini deniyor. Salman Rushdie Norveçli olsa, o da en az bir polisiye yazardı.”

Nesbo, çocuklar için de yazıyor

Eğer çevrenizde bir çocuk varsa, “Doktor Proktor’un Osuruk Tozu” kitabını da biliyorsunuzdur! Jo Nesbo, işte bu acayip isimli çocuk kitabının da yazarı. Kızının “İçinde bir kız olsun, zayıf bir erkek çocuk olsun, bir dinozor ve bir patates olsun” diyerek kendisine öykü siparişi verdiğini söylüyor Jo Nesbo ve ekliyor “Dinozor ve patatesi es geçtim ama iki çocuk ve çok güçlü bir fırlatma tozu bulan profesörün yer aldığı bir kitap yazdım. Bu toz o kadar güçlü ki, hikayedeki çocuk bu buluşu astronotlar roket kullanmadan uzaya çıkabilsin diye NASA’ya satmaya uğraşıyor.” Elbette Nesbo’nun bu çocuk kitapları serisi de yok satıyor!

Paylaş