VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
15 Haziran 2013 Cumartesi | Anasayfa > Haberler > Nobelli Mo Yan Türkçede
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Nobelli Mo Yan Türkçede

2012 Nobel Edebiyat Ödülü’nü alan Çinli yazar Mo Yan, ilk kez Türkçede. Yazarın ilk romanı olan “Kızıl Darı Tarlaları”, aynı zamanda en bilinen kitabı.


Özlem Akalan
ozlemakalan@gmail.com

Bir yazarı seversiniz ya da sevmezsiniz. Bence bunun bir “arası” yok. Dilini seversiniz. Ama sadece dilini sevmekle olmaz; anlattığı hikâye de sizi peşinden sürüklemeli. Hikâyelerini seversiniz. Ama dili de etkilemeli, en basit cümleleri bile sizi vurmalı. Söz konusu Mo Yan olunca iş hayli karmaşık bir hal alıyor. Sayısız sıfatla donattığı cümleleri üzerine düşününce, yazım tarzı için “demode” demek mümkün. Ancak bu sıfatları araya o kadar “çaktırmadan” yerleştiriyor ki, zihninizde eşsiz bir görsel şölen yaratıyor fark ettirmeden. Üstelik kara mizahı o kadar ince kullanıyor ki, en vahşi ölüm sahnesini okuduktan bir cümle sonra, dudaklarınıza tebessüm yayılabiliyor. Tarihi, temalarının başına yerleştiriyor Mo Yan. Üstelik bu, pek de yakından bilmediğimiz Çin tarihi. Bitmek bilmeyen Çin - Japon savaşları üzerine hikâyeler yazıyor. İlk bakışta hepsi birbirinin tekrarı gibi görünse de gelenekleri, tarihi olayları ve romanlarına konu ettiği karakterleri öylesi şiirsel bir dille anlatıyor kitabı elinizden bırakamıyorsunuz. Nobel Ödel töreni öncesi düzenlediği basın toplantısında “Sansür gereklidir” diyen bir edebiyatçıyı sevmek ne kadar mümkün pek emin olmamakla birlikte, Mo Yan’ın anlattıklarını ve dilini, en azından farklı oldukları için seviyorum.

Farklı bir kültür ve sıra dışı dil ile tanışmak isteyenler için, 2012 Nobel Edebiyat Ödülü’nü alan Çinli yazar Mo Yan, ilk kez Türkçede. Can Yayınları tarafından basılan “Kızıl Darı Tarlaları”nı Erdem Kurtuldu orijinal dilinden çevirmiş. Shandong Ailesi’nin 1923-1976 yılları arasında yaşamını sürdüren üç kuşağın hikâyesinin anlatıldığı roman, 1987 yılında yayınlanmış ve aynı yıl Çinli yönetmen Yimou Zhang tarafından sinemaya aktarılmış. Hem ilk roman olması hem de filmin Berlin Film Festivali’nde Altın Ayı
ile ödüllendirilmesi “Kızıl Darı Tarlaları”nı Mo Yan’ın en bilinen eseri haline getirmiş. 1984 yılından itibarın dergilerde parça parça yayınlanan roman, Zhang’ın Mo Yan’a götürdüğü film teklifinin ardından 1987’de kitaplaştırılmış.


KONUŞMAYI SEVMİYOR

Mo Yan, Nobel Ödülü’nü alır almaz daha önce adını hiç duymadığım bu yazarın İngilizce bir kitabını (“Big Breasts and Wide Hips”) edinip okumuş ve Vatan Kitap için bir tanıtım/eleştiri yazısı yazmıştım. (Aralık 2012’de yayınlanan yazı için: http://vatankitap.gazetevatan.com/haber/klaskleri_okuyarak_buyuseydim_mo_yan_olamazdim_/1/19582)
O dönemde yazarla yapılmış çok az röportaj vardı. Çünkü Mo Yan, çok fazla röportaj vermeyen, halk önünde konuşmayı sevmeyen bir yazar. “Çok etraflı düşünüyor ve çok hızlı yazıyorum. Ancak özellikle politik açıklamalar yaptığımda kendimi doğru ifade edip edemediğimden emin olamıyorum. Bu nedenle konuşmamayı tercih ediyorum. Politik görüşlerim gayet açık, kitaplarımda bulabilirsiniz” diyor.

Nobel’in ardından Mo Yan, Granta Dergisi’nden Spiegel’e pek çok önemli yayın organına röportajlar vermiş. Kitabı okumaya başlamadan önce tüm röportajları tek tek okudum, yazımda kullanabileceğim bölümleri önceden ayırdım. Kitaba başladığımda ise tüm uğraşımın boş olduğunu gördüm. Röportajlarında hayli ketum davranan Mo Yan, kitabına yazdığı önsözde herkesin merak ettiği en önemli konulara açıklık getirmişti zaten.
Mesela, romanın önsözünde Mo Yan, bu romanı yazma sebebini şu sözlerle anlatıyor: “İlk ilhamım bir rastlantı sonucu oluştu. O sıralar bir edebiyat konferansındaydım, birkaç eski toprak yazar şöyle bir konu açtı: Çin Komünist Partisi’nin kuruluşundan bu yana sekiz yıl mücadele içinde geçti. Eski kuşaktan birçokları bu savaşın içinden geçmiştir ve ellerinde pek çok malzeme var ama artık bunu yazacak enerjileri kalmadı, çünkü ‘Kültür Devrimi’ en verimli dönemlerini gölgelemiştir; genç neslin enerjisi var ama bunu yazacak kişisel deneyimleri yok, öyleyse savaşı ve tarihsel olayları edebiyatın içine nasıl sokacaklar?
O zaman ayağa kalkıp şunları söyledim: Bizler bu kusurumuzu başka yollardan geçerek telafi edebiliriz. Top ve tüfek patlamalarını duymasak da havai fişeklerin patlamalarını duyduk; birinin öldüğünü görmesek de domuz kesildiğini gördük, ben kendi ellerimle tavuk bile kestim; elimde süngüyle Japonlarla çarpışmasam da bunun nasıl bir şey olduğunu filmlerde izledim. Romancının yaptığı tarihi birebir kopyalamak değildir, bu tarihçilerin sorumluluğundadır. Romancılar savaşı, bu olguyu anlatırken, onun insan ruhunu nasıl bozduğunu ve insanın savaş süresince nasıl değiştiğini dile getirir. Demek istediğim hiç savaş yaşamamış biri de bu yollardan geçerek gerçek savaşı yazabilir.”

Elbette Mo Yan’ın bu konuşması kalabalıkta alaycı bakışlarla karşılanmış. Ama o, kendi deyimiyle “yazarlık hayatı boyunca kendisini birkaç kez uçurumun kenarına itmişliği olduğu için” yine yazmaya koyulmuş. Önce kendisinde önce gelenlerin yazdıklarını okumuş. Herkes savaşa odaklandığı için insanların duygularının geri plana itildiğini görüp farklı bir tarz edinmiş kendine. Herkesin istediği gibi zaferle sonuçlanan sahneler yazmak yerine hayali mekanlar, yozlaşmış politikacılar, kötü adamlar, kadın kahramanlar ve çok renkli bir dünya kurgulamış. “Kızıl Darı Tarlaları”, dedesi, ninesi ve babasının anılarını aktaran bir çocuğun gözünden yazıldığı için sıra dışı bir üsluba sahip. Hem atalarının yaşadıklarını anlatıyor hem de kendi tecrübelerini.

ÇİNLİ GİBİ YAZMIYOR
Hikâyelerinin çoğu, kendi doğum yeri olan Gaomi’yi andıran yarı gerçek yarı hayal ürünü mekanlarda geçen Mo Yan, “İlk kez yazmaya başladığımda en iyi bildiğim yerden başladım. Ama zamanla yazdıklarım çoğaldıkça, aynı mekanları sürekli kullanamayacağım için daha fazla hayal gücü hatta fantezi eklemek zorunda kaldım” diyor verdiği bir röportajda.
Çin romanları ve hikâyeleri genellikle mutlu sonla bittiği için Mo Yan kendi tarzını “Çinli olmayan” bir noktaya koyuyor, “Çünkü benim romanlarımın çoğu trajediyle bitiyor. Ama içinde yine de her zaman umut, güç ve onur var. Tıpkı tüm Çin öykülerinde olduğu gibi” diyor.
Yazar, Nobel almadan önce dahi hakkında yazılan yazılarda Marquez’e olan benzerliğine dikkat çekiliyordu. Kendisine en sık yöneltilen “Marquez’den etkilendiniz mi?” sorusundan bunalmış olacak ki, kitaba yazdığı önsözde buna da cevap vermiş: “Bazıları ‘Kızıl Darı Tarlaları’ndaki hikâyelerde Marquez etkisi olduğunu söylüyor; bu konuda söyleyeceğim tek şey bunun bir tahminden öteye gitmeyeceğidir. Marquez’in ‘Yüzyıllık Yalnızlık’ adlı romanını 1985 baharında okudum, o zamana kadar dilimize çevrilmemişti. ‘Kızıl Darı Tarlaları’nıysa 1984 kışında yazdım, romanın üçüncü bölümü olan ‘Köpek Patikaları’nı bitirdiğimde bu olağanüstü romanı okumaya başladım. Ama böyle bir yöntemin neden daha önce benim aklıma gelmediğine hâlâ üzülürüm. Eğer Marquez’in romanını, yazmaya başlamadan okumuş olsaydım ‘Kızıl Darı Tarlaları’nı daha farklı bir şekilde yazardım.”

Mo Yan’ın sıklıkla eleştirildiği bir konu, Çin Komünist Partisi’ne üye olması. Spiegel’e verdiği röportajda bu konudaki soruyu da yanıtlayan yazar, “Partinin 80 milyondan fazla üyesi var, ben de onlardan biriyim. 1979 yılında ordudayken katıldım partiye. Kültür Devrimi’nin liderler bazında hata olduğunu düşünüyorum. Partinin bütünüyle bir ilgisi yok. Romanlarımda da parti yetkililerini eleştiriyorum. Defalarca vurguladığım gibi insanların iyiliği adına yazıyorum partinin değil.”




Gerçek adı Guan Moye ancak Çince “Konuşma!” anlamına gelen Mo Yan mahlasıyla yazıyor. Bu ismi seçmesinin nedeni, büyüme çağında annesi ve babasının süreli olarak, aklından geçenleri başkalarına söylememesi konusundaki tembihleri.

Kitaptan bir bölüm
“Dedemle babam ellerinde kalan mermileri saydıktan sonra tekrar darı tarlalarına girmişler. Aşağı yukarı beş yüz metre ilerlediklerinde önlerinde şöyle bağrışmalar duymuşlar: “Yoldaşlar, ileri, kahrolsun Japon emperyalizmi!”
Slogan bittikten sonra di di da da diye borazan sesleri yükselmiş. Sanki iki makineli tüfek darı tarlalarından ateş ediyormuş.

Dedemle babam heyecanla o makineli tüfek sesine doğru koşturmuş. Sesin geldiği yere vardıklarında kimseyi görememişler, darı sapları arasında sadece iki yağ tenekesi ve tenekelere asılmış havai fişekler varmış. Borazan sesleri ve sloganlar yanlarındaki darı tarlalarında yankılanmaya devam ediyormuş.
Dedem küçümseyen bir gülümsemeyle, “Böyle aptalca bir aldatmaca ancak 8. Yol Ordusu’nun aklına gelir,” demiş.
Yağ tenekelerindeki patlamayla sallanan olgunlaşmış darı taneleri hışır hışır yere dökülmüş.

Japon süvarileri ve Çinli kukla ordu bir yandan ateş ediyor, bir yandan ilerliyormuş. Dedem babamı kolundan tutup geri çekilmiş. Bellerinde el bombaları asılı olan 8. Yol Ordusu koşarak yanlarına gelmiş. Babam 8. Yol Ordusu’ndan bir askerin diz çöküp Japon atlarının çarptığı darı saplarına doğru ateş ettiğini görmüş, tüfekten çıkan ses bir saksının parçalanırken çıkardığı sese benziyormuş. Asker boş kovanı silahından çıkarmaya çalışmış, ama kovan bir türlü çıkmıyormuş. Bir Japon atı askerin üzerine doğru atağa geçmiş, babam atın üstündeki süvarinin parlak kılıcının havada dönüp askerin başını sıyırdığını görmü. Asker tüfeğini atıp koşmaya başlayınca at da peşinden gitmiş, kılıç askerin başını ikiye ayırınca askerin beyni darı yapraklarına sıçramış. Babamın gözü kararmış, ardından kendini yerde bulmuş.”


Paylaş

İtimatGaliba en iyisi bir çırpıda söylemek. Doktorların yaptığı gibi. Ekim’den beri kanser tedavisi görüyorum ve biraz daha yolum var.

Devam
15 Eylül 2017 Yıl : 13
Sayfa : 163