VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
30 Ekim 2013 Çarşamba | Anasayfa > Haberler > Notalardan cümlelere, ses aynı söz değişik
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Notalardan cümlelere, ses aynı söz değişik

Eski yazılar derlenmiş kitapta ama bir derleme değil bu. Yazar hikâyeler anlatıyor ama bir hikâye kitabı da değil “Çatıdaki Çimenler”. Bir sürü şiir var, şiir kitabı değil; deneme derseniz, hiç değil. Aslında hepsi birden, bir Jehan Barbur kitabı elinizdeki.

Murat Meriç

Jehan Barbur’u 2008 yılında “Uyan” albümüyle tanıdık, Bülent Ortaçgil referansıyla sevdik. İskenderun’da başlayan, Ankara üzerinden İstanbul’a uzanan hikâyesini kendi ağzından dinledik, “Geç Kalmış Şermin’in Yeri”nde birlikte soluklandık, çekinmedik, geri çevirmedik ve davet ettiği yolculuğa birlikte çıktık. “Gel zaman git zaman, beşik gibi sallandı zaman”, ikinci durağa iki yıl sonra vardık: “Hayat”, cam gibiydi, kırılgandı. Kalbi kırık bir kız çocuğuydu karşımızdaki; şarkılarında kendi kırılganlıklarımızı aradık, buldukça yakınlaştık. “Uyan”ın yanına “Hayat”ı kattık, kartonetlerdeki iki metni (“Uyku” ve “Hayat”) defalarca okuduk, şarkıları hatmederken yeni durağı beklemeye koyulduk. “Sarı”, yine iki yıl sonra çıktı karşımıza. Kırılganlık bakiydi ancak bu kez olgun bir kadın vardı karşımızda ve geçmişini, çocukluğunu özlüyordu. “Böyle çarçabuk aniden / Birden” büyüyüvermişti. Güneşli havalarda Gümüşlük’ten Dalyan’a uzandık bu kez, mutlu olduk. Bir de şiir girivermişti hayatımıza, Jehan’ın çocuksu sesinden, albüme adını veren... Dinlerken okuduk, okurken dinledik.
Derken, hiç ummadığımız anda bir ara durakla çıkıverdi karşımıza Jehan: Bir kitap! Sesi yok içinde ama o sese o kadar aşinayız ki okurken sanki kulağımıza fısıldıyor gibi... Alfa Yayınları tarafından basılan kitabın adı “Çatıdaki Çimenler”. İçinde “Sen”e adanmış “yazılar” var. Albüm kartonetlerinden aşina olduğumuz metinler, ufacık değişikliklerle girmiş kitaba... Girerken arkadaşlarını da getirmiş yanında: Kültür Mafyası’ndan tanıdığımız yazılar, hiç bilmediğimiz metinler ve alıntılarla nihayet elimizde 136 sayfalık bir kitap var. “Ara durak” dedik ama aslında yeni, yepyeni bir yolculuk. Bize kalbini açıyor Jehan, hikâyeler anlatıyor bu kez. Kimini bildiğimiz hikâyeler bunlar: Nejla’yı, Fulya’yı, Merjan’ı tanıyor, Niyaz Hanım’ı, bakkal Mümtaz Efendi’yi,eski eşya satan Seyfi Usta’yı biliyorduk zaten ama “kıvır kıvır saçlı kadın-kız”la, hani henüz yaşlanmamış olan, bilmediğimiz bir antikacıda karşılaşmak heyecanlı oldu. Sultanahmet’teki Balıkçı Sabahattin’den fotoğraflar vasıtasıyla bambaşka diyarlara uzandık, erkenden Jehan’ı terk eden Madlen için üzüldük.

SAKLI BLOG
“Çatıdaki Çimenler”, Jehan Barbur’un saklı blogu. Şarkıları bir yana, kendini ortaya dökmeyi sevmiyor aslında Jehan. Ancak tanıdıkça seviyor, sevdikçe biliyorsunuz ve kahve ile başlayan arkadaşlığınız hızla rakı masası dertleşmesine dönüşüyor; bunun için uzun bir yol katetmek gerekmiyor. Rakı, önemli: Hem Jehan çok seviyor hem de kitaptaki metinlerin pek çoğunda karşımıza çıkıyor. Kiminde başrolde, kiminde saklı öğe ama o anason kokusu hep orada, kitap boyu burnumuzda. “Telgrafın Telleri”nden “Martha”ya uzanan, tango ağırlıklı şarkı demeti de cabası! Edip Cansever’le başlayan Leyla Erbil’le sonlanan alıntılar, Cemal Süreya’dan Şükran Özer’e göndermeler, “Çatıdaki Çimenler”i bir oyuna dönüştürüyor: Jehan Barbur’u değil, satır aralarında geçmişinizi ararken buluyorsunuz kendinizi, bir anda. Şecaattin Tanyerli’nin pikaptan yükselen sesi, yan odadan gelen şarkıyla karışıyor:
“Kader kime şikâyet edeyim seni?” Sonra birden “Rumuz Goncagül”ü,
anıyorsunuz, “Sarı”da uğradığımız Ayvalık durağındaki “Kırık Bir Aşk Hikâyesi”ni hatırlıyorsunuz. Kitap, başucunuza yerleşiveriyor.
Eski yazılar derlenmiş kitapta ama bir derleme değil bu. Yazar hikâyeler anlatıyor ama bir hikâye kitabı da değil “Çatıdaki Çimenler”. Bir sürü şiir var, şiir kitabı değil; deneme derseniz, hiç değil. Aslında hepsi birden, bir Jehan Barbur kitabı elinizdeki. Albümleri, şarkıları tamamlıyor, birlikte çıktığınız yola renk katıyor. “Geç Kalmış Şermin’in Yeri”nden “Bulaşır Mulaşır Eczanesi”ne savuruyor sizi. “Muhalif” kelimesinin güzelliğini, “Türk Sanat Müziği makamı gibi”liğini gösteriyor. Eşyaların konuştuğunu biliyorsanız bile geçmişte kalmış bir görüntüyü unutmuş olduğunuzu fark ettiriyor: Sayfa kenarlarını düzleştirmek için defterlere taktığımız ataçlar (biz küçükken sarı metaldendi hepsi, renklileri sonradan çıktı) geliyor gözünüzün önüne. “Rüya Taksi”deki ÜmRAniYe zorlamasını görmezden geliyorsunuz çünkü sokakta “aşk” diye seslenince birilerinin durma ihtimalini ve sonrasını düşünüyorsunuz. Kitap aslında bir bütün ama araya Utku Sarıöz ve Hakan Bıçakçı’ın fotoğraflarına eşlik eden “Fotoğraflara Yaslanmış Yazılar” sızmış. Jehan Barbur’un hınzır ve muzip yanını ortaya çıkartan küçük metinler bunlar; “entelce değil, bayağı dantelce.”
Sona doğru, kitaptan iki alıntı yapalım... Biri, 18. sayfadan: “Benim kadar kısılmış mıdır sesin bağırmaktan / Ya da benim kadar cesaret etmiş misindir anlatmaya kendi hayatını.” Bunu, 48. sayfadaki cümleyle birleştirelim: “Her hikâyenin bir emanetçiye ihtiyacı vardır.” İster emanetçi olarak görelim Jehan’ı, ister kendini anlatan bir arkadaş, kitabı okuduğumuzda aklımızda kalan (yine kitaptan alalım) Aşiyan mezarlığındaki bir mezar taşının üstünde yazan: “Bugün senin için ne güzel bir gün.” Bunun farkında olmamızı sağlayan bir kitap, “Çatıdaki Çimenler”. Şarkılardan hikâyelere, notalardan kelimelere uzanan bir yol bu. Ses aynı ses, sadece söz değişik.
Ne demiştik başta: Jehan yüreğini açmış, reddetmek olmaz.

Paylaş