VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
11 Haziran 2011 Cumartesi | Anasayfa > Haberler > Nâzım’ın bütün hayatı bir başkaldırı!
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Nâzım’ın bütün hayatı bir başkaldırı!

Hıfzı Topuz, son kitabı “Hava Kurşun Gibi Ağır”da bambaşka bir Nâzım Hikmet portresiyle okuyucuların karşısına çıkıyor. Bilinmeyen olaylara kitabında yer veren Hıfzı Topuz, gerçekte tanıdığı Nâzım Hikmet’i de “heyecanlı, sevgi dolu bir arkadaş” olarak tanımlıyor.

Canan Hatiboğlu

Nâzım’la nasıl tanıştınız?

Ağabeyim benden on yaş büyüktü. Ben ilkokuldayken Nâzım’ı evde okurdu, hayranlıkla dinlerdim. Şehir Tiyatrosu’nda “Utanmaz Adam” oynamıştı. Sınıf kütüphanesinde bile “835 Satır” vardı, o zaman okunuyordu, sonra ortadan kayboldu. 1947’de Akşam gazetesinde çalışmaya başladım. Akşam’da Vâlâ Bey’le dostluğumuz oldu, bize çok ağabeylik ederdi. Evinde dost toplantıları yapılırdı; Ruhi Su, Mehmet Ali Aybar gelirdi. Onlar Bursa’ya gidip dönmüş olurlardı; bize Nâzım’dan şiirler okurlar, biz de hayranlıkla dinlerdik. Sonra Nazım hapisten çıktı Vâlâlar’ın evine geldi. O zaman ben göremedim onu. Vâlâ vesveseli adamdı, bizi de polis takip eder diye evine çağırmamıştı. Sonra Nâzım kaçtı. Ben de o sıralar, yüksek lisans için, Paris’e gidip gelmeye başladım. O zamanlarda Orhan Kemal de bana diyordu ki “Nâzım’ı görürsen beni söyle, beni o yetiştirdi. Ben bugün Orhan Kemal diye tanınmış bir yazarsam Nâzım’ın sayesinde oldu bu.” Paris’teyken Abidin Dino, “Senden bahsettim. Tanışmak istiyor” diyince ben de çok sevindim. Kaldığı otelin lobisinde tanıştık. Bir de baktım ki Nâzım, gayet zarif, hoş, kendine çok imtina eden bir adam... Gelir gelmez kucaklaştık, öyle sıcak bir insan... Hemen dost olduk. Daha sonra buluştuk, bir yerlere gittik. Sonra sesini kayda almak istediğimi söyledim, “Gel otele konuşalım” dedi. Bana bir saat şiir okudu. Kayıtlar hâlâ bende, maalesef telif hakkı sorunu olur diye onları kitapla veremedim. Nâzım’la Paris dışında görüşmedim, o arada bir seneliğine görev için Kongo’ya gittim. Orada Nâzım’ın öldüğü haberini aldım... Sonra Nâzım’ın dostlarıyla Nâzım’ı konuşmaya devam ettik. Bu kitap bu birikimlerin sonucu...

Nâzım Hikmet sizce nasıl biriydi?

Benim tanıdığım Nâzım, çok dost, sevgi dolu, heyecanlı bir arkadaştı. Ben ondan çok etkilendim. İki yüzlülüğü yoktu, düşüncesini hemen açıklardı. Olduğu gibi konuşan, hemen karşısındakine güven veren biriydi. Ama bu sadece bende değil, herkeste böyle oluyordu. Hapishanedeki bütün tanıdıklarıyla da böyle oldu. Nâzım hiçbir zaman yaşlanmadı. Hastaydı, hastalığını da biliyordu. Ama yaşlanmadan öldü galiba... Son şiirleri öyle ölümü bekliyor ama yine de insanlıktan ümitli, gençlikten ümitli... Nâzım için hep “Moskova’ya gitti, Moskova uşağı” denilirdi. Nâzım oraya gitti boyun mu eğdi? Hayır, ben bunun böyle olmadığına dair birkaç hikâye anlatıyorum kitapta. Biri İvan İvanoviç hikâyesi... Rusya’da “İvan İvanoviç” isimli bir oyun yazıyor ve içinde bulunduğu devrin eleştirisini yapıyor. İtirazlar geliyor “Sen burada konuksun, neden eleştiriyorsun?” diye. Nâzım da “Ben bir dostumun evine gitsem, yılan görsem, dostumun evindeki yılanı ezerim” diyor. Dikta rejimine karşı çıkıyor Nâzım. Oyun bir gece sahnede kalıyor, ertesi gün yasaklanıyor. Nâzım onlara uşak olsaydı bunları yazmazdı. Adamın bütün hayatı bir başkaldırı... Bunun gibi başına gelen sayısız hikaye var. Nâzım daima başkaldıran, özgürlüğü savunan bir insan... Ama bu davranışlarını Sovyetlere karşı olan güçlerin kullanmasını istemiyor. Onun için bunları kendi arkadaşları arasında konuşuyor, ama dışarıya pek anlatmıyor.

Neden bir Nâzım kitabı yazmak için uzun yıllar beklediniz?

Nâzım hakkında yüzden fazla kitap yazıldı. Özelilikle ideolojisine, şiirde yaptığı yeniliklere dair kitaplar yayınlandı. Bu kitapların bazıları da roman gibi okunacak türden kitaplar değillerdi. Uzun uzun duruşmaları filan anlatan araştırma kitaplarıÖ Yani geniş kitleye seslenen kitaplar değil. Fakat o kadar çok insan bu konuya el attı ki ben dışında kaldım. Sonra geçen sene Küba’ya gittik. Mehmet Aksoy’un yaptığı bir heykel vardı. Onu Nâzım Hikmet Vakfı’yla bir 30-35 kişilik bir grup halinde oraya götürdük. Orada Nâzım’ı tanıyan bir ben vardım. Sık sık bana mikrofonu uzattılar, Nâzım’ı anlatmamı istediler. Nâzım Küba’ya gitmeden önce ve Küba’dan döndüğü günlerde beraberdim. Nâzım bana Küba gezisini, Fidel Castro’yu anlattı. Ben de bunlardan bahsettimÖ Sonra “Niye yazmıyorsun?” dediler. Döndükten sonra da aynı sözlerle karşılaşınca kitabı yazmaya giriştim. İyi ki yazmışım.

KAFALARDAKİ NAZIM’DAN FARKLI BİR PORTRE

Nâzım Hikmet’i bugüne kadar hep bir şair, bir devrimci olarak gördük... Kitapta bilinen kimliklerinden ziyade insan olarak Nâzım Hikmet var. Neden Nâzım Hikmet’i daha insani olarak anlatmayı seçtiniz?

Nâzım’la benim dostluğum oldu. Çok ortak arkadaşlarımız oldu. Nâzım’la konuştuğum zaman ben özdeşleşiyordum, bana çok yakın geliyordu. Sonuçta aynı havada büyüdük, aynı koşullarda yetiştik... Nâzım’ı ben yalnız şiirlerinden ve piyeslerinden değil, dostlarından da tanıdım. Abidin Dino, benim çok yakın arkadaşımdı. Zekeriya Sertel’le beraber on beş sene Paris’te bulunduk. Faik Bercavi, Nâzım’ın hapishaneden arkadaşıydı. Orhan Kemal, benim en yakın arkadaşlarımdan biriydi. Vâlâ Nurettin, Nâzım’ın da benim de çok yakınıydı. Onlar Nâzım’ı görüyorlardı, hapishanede ziyaretine gidiyorlardı. Birçok dostluk ilişkileri benim kafamda herkesten başka bir Nâzım imajı yarattı. O bakımdan da kitabım daha orijinal oldu sanıyorum. Nâzım’ı ben düşünceleriyle, mutluluklarıyla, aşklarıyla, üzüntüleriyle, acılarıyla anlatmaya çalıştım. Herkesin kolaylıkla okuyabileceği bir biçimde yazmaya çalıştım. O bakımdan öbür kitapları ben hiçbir zaman kendime rakip almıyorum. Şimdi söylediler, kitap satışta üçüncü sıraya çıkmış, hedefe ulaştı gibi geliyor.

Zaten Remzi Kitabevi de iddialı bir çıkış yaptı. Üçüncü baskı piyasada...

Bugünlerde de dördüncü baskısı da çıkacak. Benim kemik bir okuyucu kitlem var. Ama Nâzım’ın benim okuyucu kitlemi aşan bir meraklısı var. Kafalardaki Nâzım imajını belki değiştireceğim, bilmiyorum. Kitabı yazarken bazı arkadaşlara gösteriyordum, bazı anıları bilmediklerini söylediler. Yani Nâzım’ı tanıdıklarını zannedip aslında bilmedikleri yönler varmış. Nâzım’ın bu yanını göstermek bana çok sıcak geldi.

Paylaş

Bir VatanKitap’ın perde arkasıBu ay üç özel röportajla çıkıyoruz okur karşısına. Bunlardan ilki Türk tiyatro tarihine sahneleye çıkan ilk kadın oyuncu Afife Jale'nin yaşamını romanlaştıran Osman Balcıgil'le bu büyük değer üzerine Ece Erol'un yaptığı şöyleşi oldu. Diğer bir özel röportajımızı Cemre Nur Meleke, Aslı Perker'le yeni romanı Flamingolar Pembedir üzerine gerçekleştirdi. Sinemaya da uyarlanan Kocan Kadar Konuş kitabıyla büyük çıkış yakalayan Şebnem Burcuoğlu ise özlenen sıcak mahalle özlemimizi, Cemal Süreya'ya gönderme yaparak Cemal ve Süreyya aşkı üzerinden giderdiği yeni romanı Süreya Kuaför Salonunu anlattı.

Devam