VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
07 Kasım 2014 Cuma | Anasayfa > Haberler > O hikayedeki kadın sensin
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

O hikayedeki kadın sensin

Gaye Boralıoğlu’nun “Mübarek Kadınlar“ kitabı 13 hikayeden oluşuyor. Yazarın deyişiyle “eli öpülesi mübarek kadınlar“ın öykülerini okuyacağınız kitap, sizi her bir hikayesinde içine çekiyor, kadınların etrafında dolaştırıyor, hayatlarına dokunduruyor. Bu yakınlık hissinin en büyük sebebi ise, Gaye Boralıoğlu’nun yalın ve gerçekçi dili.

CEMRE NUR MELEKE


kadınlar; hayatları boyunca durmadan çalışan, çalışmak zorunda olan, bazen isyan etmek isteyip toplumun baskısına yenik düşen, ama özgürlüğü içinde taşıyan, bazen aşkı tadan, savunduğu düşünceler için hapse giren, Kürt veya Ermeni olduğundan dolayı adını bile gizlemek zorunda kalan, ömrü dolmadan bir isyan görme umudu taşıyan ve bu muamma içinde yaşamaya çalışan kadınlar, kadınlarımız, sen, ben, biz ve hepimiz...

İÇİNDEN KONUŞAN KADINLAR

Okuyucuyu duygu denizinde yüzdürmeye henüz ilk öyküden başlayan Gaye Boralıoğlu, “Muamma”da, bir kadının kocasıyla olan eksantrik ilişkisini anlatıyor. Hikayede kocasına “Mükerrem Bey” diye hitap eden kadının, yalnızlık ve sessizlik dolu yaşantısında hayal ettikleri ve kafasından geçip dışarıya yansıtamadıkları kaleme alınmış. “Muamma“ evli ve çocuğu olmayan bir kadının kocasından hiç ilgi görmemesi, kocasının onunla bir iki kelam dahi etmemesine kızgın bir hikaye.

Kadının kafasından geçenler,öyküye öyle sarmalayıcıbir üslupla yansıtılmış ki, okudukça onun yüreğine girecek, oksijenini soluyacak ve kendinizden bir şeyler değil çok şeyler bulabileceksiniz.

Kitaptaki ikinci hikaye ise ömrü çalışmakla geçen bir kadının hikayesi...“Pilavcı Karısı”,kocası Mustafa’nın sokaklarda satabilmesi için her gün koca koca kazanlarda tavuklu pilav yapan, lakin kocasının hakaretlerindende kurtulamayan bir kadının hikayesi. Öyle ki, yaptığı pilavı beğenmeyip kocasının onu dövmesini bile, “Mustafa kötü adam değildir de, eli ağırdır biraz” diye tevil edebilen bir kadının dünyasına tanıklık ediyoruz bu öyküde.

Boralıoğlu’nun bizi hayatında tura çıkardığı bir diğer mübarek kadınımız,“Mi Hatice”... Hikaye, Hatice ve eşi Sacit’in ilişkisine bir tren yolcuğunda odaklanıyor. Öykü boyunca kâh Hatice’nin kafasından geçen düşüncelerle, kâh dedesiyle ilgili hatırladığı güzel anılarla yapıyoruz seyahati...Bu hikâyenin en dikkat çekici tarafı ise, Hatice’nin trendeki her kişiyiayrı birer nota olarak hayal etmesi! Bu hayalinin sebebiyse, küçüklüğünde çaldığı flüt üstünden hayatı okumaya çalışması.

Kocasını “do” olarak (bütün parmaklar sımsıkı kapalı, kalın, güçlü, gürültülü), kendisini ise küçükken de bir türlü basamadığı “mi” sesi olarak (bir türlü pürüzsüz çıkmayan, hep çatlak, tedirgin, güvensiz) hayal ediyor Hatice. Kahramanımızın asıl istediği ise kafasının içinde yalnızca kendi müziğinin olması...

AŞKIN DİŞİ TARAFI

Gaye Boralıoğlu, tüm hikayelerdeki kadınlara bilinçli bir boşvermişlik hali yüklemiş. Aslında kadınların başına gelenler kendilerinin umrunda olmadığı gibi, dönüp dönen dünya da bu olayların farkında değil. Hikayelerinin sonunun mutlu edici tarafı ise, baş karakter kadınımızın başından geçen kötü olayları, kendi özgürlüğüne çevirebilmesi. Bu çaresizlik ve özgürlüğe ulaşma durumu, her hikayede başka bir hale bürünüp okuyucunun karşısına çıkıyor.

“Ben noktaydım; dünya hali içinde pek de kayda değer olmayan minnacık bir mühür. O virgüldü; durmadan arkasına yeni vagonlar eklenen, yoldan çıkmış bir cazibe treni.”

Gaye Boralıoğlu, iki yakın arkadaşın karakterlerindeki uçurumu bu güzel sözlerle betimliyor, “Kâr Etmiyor”isimli hikayede... En yakın kız arkadaşına âşık olan bir kızın hikayesi bu. Bu hikayede de benzer bir şekilde aşkta imkansızlık durumu ve yaşamayı boşvermişlik ruh hali hakim.

“Ali’nin Gözleri” kitabın bir başka duygu yüklü aşk hikayesi. Ali’ye olan aşkını canını feda edebilecek düzeyde yaşayan bir kadının hikayesi bu. Karşılıklı olan aşkın bir süre sonra kadını yalnız bırakmasıyla, kadının içine düştüğü ruh hali çok güzel anlatılmış bu öyküde. Bu ruh hali içinde tekrar sevilmek için çırpınan kadının, aşık olduğu kişi için neleri feda edebileceği ise, “diyeti buysa, kurban olsun sana” sözleriyle ifade edilmiş.

Kitaptaki “Ömrüm Oldukça” ve “Hayal Alemi”öyküleri, birbirine bağlı iki hikaye olarak karşımıza çıkıyor. Harun’un, çocukluğunda annesinin altın günlerinden tanıdığı Nurhayat’a olan aşkının, bütün ömrüne yayılmasımerkezli bu öyküde baş kahramanımızınpsikolojik durumu ve aşka bakış açısı çok etkileyici biçimde yansıtılmış. Bu haliyle kitaptaki diğer hikayelerden farklı bir konumda bu aşk hikayesi.

ADI KİMLİĞİNDE SAKLI

Kitaptaki “Pepuk Kuşu” ve “Ninni“ hikayeleri bir Kürt ve bir Ermeni iki kadının öyküleri...
Yaşadıkları ülkeden farklı kimliklere sahip kadınların, toplum baskısı sebebiyle adlarını gizlemek zorunda kalması, hatta gerçek isimlerini dahi unutacak düzeye getirilmeleri, etkileyici iki hikayeyle anlatılmış.

“Vitrin” de bir başka sosyal hadiseye, Gezi’ye odaklanmış... Gezi eylemlerine dair hatırladıklarını ve hissettiklerini cansız bir manken gözünden anlatmış Gaye Boralıoğlu... Bu hikayede de diğerleri gibi anlatılan hikaye ve kullanılan üslup yine çok başarılı.

ONLAR BİZİ ÖLDÜ SANIYORLAR AMA...

Kitabın son hikayesi ve bence en özgün ve en etkileyici hikayesi, “İsyan”. Öykünün tartıştığı konu, din ve vicdan hürriyeti. Din hürriyetinin çok tartışılıp, vicdanın tamamen unutulmasına bir tepki hikayesi bu. Hikayeyi oluşturan cümleler çok derin, çok vurucu.

“Biz kayıp çocuklar işte burada yaşıyoruz. Onlar bizi öldü sanıyor ama aslında biz hiç ölmeyeceğiz. Bizi bu ağaçlar besliyor (Hayat ağacı)” “Üşüyorum. Dünya çok karanlık. Bir zamanlar Allah’ın gölge etsin diye gönderdiği bulutlar bütün ışığı yok etmiş. O ışıksızlıkta parça parça olmuş çocukların bedenleri, ruhları...
Ve bu dünyanın karanlığında Allah bir gölgeden ibaret kalmış.

Haram... Haram kelimeler...”
Bir yaprağa kulağımızı dayamaya gerek duymadan, vicdanımızın sesini duyabileceğimiz günlere umutla...

Paylaş

İtimatGaliba en iyisi bir çırpıda söylemek. Doktorların yaptığı gibi. Ekim’den beri kanser tedavisi görüyorum ve biraz daha yolum var.

Devam
15 Eylül 2017 Yıl : 13
Sayfa : 163