VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
15 Şubat 2017 Çarşamba | Anasayfa > Haberler > ‘O tam bir homo sovieticus’
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

‘O tam bir homo sovieticus’

Fransız gazeteci ve felsefeci Michel Eltchaninoff tarafından kaleme alınan “Putin’in Kafasında Ne Var?” adlı araştırma, Rusya Devlet Başkanı’nın söyledikleri ile yaptıkları ve aslında yapmak istedikleri arasında bir köprü kuruyor. Bir dönem Putin ile çalışmış kişilerle, gazeteci ve düşünürlerle yaptığı mülakatlarla kendine bir yol haritası çizen Eltchaninoff, sıkça Putin’in konuşmalarından da örnekler veriyor.

ÖZLEM AKALAN


Henüz lise yıllarında KGB’nin kapısını çalan, Sovyet gelenekleriyle yetişen, Avrupa’ya yakınlaşırken liberal yanını, Asya’ya yakınlaşırken Doğu felsefesine sempatisini dile getiren, özellikle Rus düşünür ve yazarların birbirinden çok farklı ideolojilerini aynı potada eritmeye çalışan ama ne yaparsa yapsın tekinsiz duruşuyla bir sonraki adımları kestirilemeyen Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in aklından neler geçiyor? 2000 yılında başlayan iktidarının ardından Putinizm olarak da adlandırılan siyasi yapılanmasının temel taşları neler? Gazeteci Michel Eltchaninoff, Putin’in çevresindeki kişilere ve siyaset bilimcilere danışarak ve Putin’in ilham aldığı felsefecilerin izini sürerek bu sorulara yanıt aramış.

Ancak öncelikle Taha Akyol’un Hürriyet Gazetesi’nde 1 Aralık 2015’te yayımlanan yazısıyla Putinizme giriş yapalım: “Siyaset biliminde bir süredir Putinizm diye bir kavram var” diyerek başlıyor ve kavramı en belirgin hatlarıyla bir çırpıda özetliyor Akyol: “Bildiğimiz demokrasiden de klasik diktatörlüklerden de farklı bir yönetim tarzı. Putinizmde demokrasinin bazı unsurları mevcut: Seçimler, muhalefet partileri, küçültülmüş de olsa eleştirel basın...

Klasik diktatörlüklerde bunlar yoktur. O bakımdan klasik anlamda ‘diktatörlük’ değil; fakat demokrasi hiç değil.

(…)
Putinizmin ideolojisinde ‘düzen, disiplin, hiyerarşi’ birinci planda geliyor. Sovyetler’de de böyleydi. Bu yapıda liberalizmin ‘bireysel özgürlük, kuvvetler ayrılığı, bağımsız yargı’ felsefesi ve davranışı söz konusu değil tabii.”
Sağı solu belli olmayan Vladimir Putin’in nihai amacının ne olduğu, siyasetçiler, düşünürler, işadamları kadar bir sözüyle ülkeler arası kriz çıkarması nedeniyle biz sıradan vatandaşlar için de merak konusu. İletişim Yayınları’ndan çıkan kitapta Putin’in, Taha Akyol’un özetlediği Putinizmin oluşmasına etki eden filozof ve yazarların hangi fikirlerini “cımbızladığı”nı okur netlikle görüyor.

Avrasya imparatorluğu
KGB’de çalışan, Sovyet gelenekleriyle yetişen ve bunlara hâlâ bağlılık gösteren Putin’in ideolojisini güçlü imparatorluk tarihi, askeri yapılanma ve disiplin kadar Slav genleri ve Ortodoksluk da yapılandırıyor. Bunlara muhafazakârlık ve kendi anlayışına göre şekillendirdiği demokrasi anlayışı da eklenince “Rusya’nın yolu” ana hatlarıyla çizilmiş oluyor.

Rus siyaset bilimci, Neo-Avrasyacılık’ın ve Rus milliyetçiliğinin önemli temsilcilerinden Aleksandr Dugin’e göre Putin’in kafasında birçok ideolojik model birbirine eklemlenmiş durumda. Aldığı Sovyet tarzı eğitim ve KGB deneyimiyle Putin’i “homo sapiens”i anıştıracak şekilde “Tam bir homo sovieticus.” diye tanımlar; “Dünya görüşüne göre, kapitalist dünya bir düşman… Bu temelin üzerine, İvan İlyin’den kaynağını alan emperyal ve muhafazakâr Rus milliyetçiliğinden bir katman eklemiştir.” Dugin’e göre bunlara ek olarak Putin, Rus düşünür Vladimir Solovyov’un daha önce önerdiği modele uygun biçimde ‘Avrupa Hıristiyan krallıklarının’ birliğini gerçekleştirmek istemektedir. Yine Dugin’e göre çok daha önemli bir dördüncü katmansa Avrasyacılık. “Bu doktrin diğerleri gibi bir ideoloji değildir. Slavofillerden miras kalmıştır; özellikle de Leontiev, Danilevski ya da belki Dostoyevski gibi ikinci kuşak Slavofillerden…”

Avrasyacıların iç uyumu ve bütünlüğünün Slavofillerden daha güçlü olduğunu söyleyen Dugin, “Ülkenin beyaz ve kızıl, monarşik ve sosyalist tarihinin ortak noktalarını bünyesinde bir araya getirir.” diyor. Ve belki de herkesin en fazla merak ettiği noktaya ise şu sözlerle açıklık getiriyor: “Siyasi ve stratejik düzlemde Putin, Amerikan nüfuzunun karşısında bir Avrasya imparatorluğu kurma niyetindedir.”

Kant ve Dostoyevski
Eltchaninoff’un kitabında ağırlıklı olarak, 2000 yılından bu yana başbakanlık ve devlet başkanlığı görevlerini yürüten Putin’e ilham veren felsefecilere değiniliyor. Bunlar arasında öne çıkanlar, Putin’in 2014 Ocak’ında yüksek bürokratlar, valiler ve Birleşik Rusya Partisi’nin önde gelenlerine hediye ettiği kitapların yazarı olan Rus düşünürler. İvan İlydin’den “Görevlerimiz”, Nikolas Berdyayev’den “Eşitsizliğin Felsefesi” ve Vladimir Solovyov’dan “İyiliğin Doğrulanması”. Hediyelerini alanların bu kitapları aynı gün içinde hatmettiklerine kuşku yok; zaten Putin de demeçlerinde bu düşünürlere sıklıkla atıfta bulunuyor.

Bununla birlikte kitabın daha girişinde Eltchaninoff, Putin’in felsefe aşkının samimiyetine şu sözlerle bir soru işareti koyuyor: “Tarihten, edebiyattan ve özellikle spordan hoşlanır; entelektüel değildir. St. Petersburg’da hukuk fakültesinde geçirdiği öğrenciliğinden ziyade gençlik yıllarının casusluk anılarını ve serserilik dönemlerini anlatmaktan hoşlanır. Felsefeden ise genellikle kılı kırk yaranlarla dalga geçmek ya da kendi bilgisizliğini kabul etmek adına bahseder…”
Bununla birlikte Putin’in katıksız bir gerçekçi olduğunu savunan yazar, “Sözlerini daima koşullara uyarlar ve kendisini hiçbir ideolojik prangayla sınırlamaz.” diyor ve kendisine çok çeşitli ve her biri farklı telden çalan felsefi referanslar öneren bir dolu “speech writer” ile çevrili olduğunu da hatırlatıyor. Ancak hamurunda Sovyetler olduğu için, tün Sovyet vatandaşları gibi Putin de öğrencilik yıllarında elbette Rus düşünürlerle birlikte yabancı düşünürlerin de isimleriyle birlikte doktrinlerini de öğrenmiş olmalı.

Siyaset bilimci Aleksandr Morozov, “Putin’in ciddi bir öğrenci olduğunu ve St. Petersburg Hukuk Fakültesi’nde Kant, Hobbs ve Locke zerine çalıştığını öğrendim” diyor.

Her türlü Leninist şevk ve azimden uzak olan Putin, konuşmalarında Marx ve Engels’ten hiç bahsetmezken sık sık Kant’tan alıntılar yapıyor. Dostoyevski de atıf yaptığı isimlerden biri.

Gazete okumuyor
Eltchaninoff kitabı yazmak için yaptığı araştırmalarda Putin’in kitap okumak yerine kendisine iletilen notlarla yetindiğini öğrenmiş: “Putin gazete okumaz ve internetle de ilgilenmez, çünkü ona pek güvenmez. Kendisine aktarılan bilgi notlarını ya da çalışma arkadaşlarının masasına koyduğu kırmızı dosyaları okur sadece.”

Peki ama ona ihtiyacı olan bilgileri kimler veriyor? KGB ve okul yıllarında edindiği ve bugün hepsi de gerek devlet kademelerinde gerekse iş dünyasında önemli yere sahip olan arkadaşları ilk sırada yer alıyor. Ancak bunlardan biri, yönetmen ve aktör Nikita Mikhalkov bir adım öne çıkıyor.
Kitapta adı geçen pek çok isim yazar, Eltchaninoff’a Putin’in aklından geçenleri tam olarak bilmenin zorluğunu, iktidara geldiğinden bu yana sadece kendisiyle ilgili bilinmesini istediklerini servis ettiğini ima etse de ortaya çıkan en önemli somut gerçek şu: Putin, iktidarın ilk yıllarında benimsediği, Avrupa standartlarıyla örtüşen siyaset felsefesinden giderek uzaklaşıyor.

“Putin’in Aklında Ne Var?”, okurken altı çizilecek, alt alta eklendiğinde biraz olsun önümüzü görmemizi sağlayacak bir çalışma olmuş. Anti-komünist olmamakla birlikte komünist de olmayan, liberal görünüp hiç de liberal olmayan, Batılılaşmaya karşı muhafazakârlığa yakın olan Putin’in belki de ödün vermeyeceği tek şey sağlam bir Sovyet geleneğinden geliyor olması.


Avrupalılara Kant,
Asyalılara “nazik yol”


“Putin’in liberalizmi durduğu yere göre değişir ve Doğu’da da sürüp gider. Onun esasen liberal olduğu söylenemez. (…) Putin’e göre Kant, Avrupalı yöneticileri tavlamak için kullanılabilecek bir şifre gibidir. Sovyetler’in azametine olan bağlılığı haricinde, şahıs olarak Putin’in kişisel felsefesi Paris’ten ya da Berlin’den değil, Japonya’dan kaynağını alır. Putin’in hem Rusya’daki hem de de yabancı ülkelerdeki popülerliğinin önemli dayanaklarından biri, judoya olan merakıdır. Eski St. Petesburg şampiyonu, onu güçlü, odaklanmış ve çevik halde gösteren kimonolu fotoğraflarını yaymaktan hoşlanır. 2000 yılında yaptığı bir konuşmasında judoyu ‘Sadece bir spor değil (…) aynı zamanda bir felsefe’ olarak tanımlamıştır. (…) Bu lafını 2013’te tekrarlar. Japon gazetecilere verdiği bir mülakatta, judo sözcüğünün ‘nazik yol’ anlamına geldiğini hatırlatır: ‘Bu evrimi devrime tercih eden bir felsefedir.’ Ona göre, ‘Bu felsefe bize sahip olduğumuz şeyleri kullanmayı ve onları sevmeyi öğretir.’ ki bunlar rakibi alt etmek için yeterli meziyetlerdir. Judonun temellerini, ‘kim olursa olsun karşındakine saygı’ olarak tarif eder. ‘Büyüklere, üstatlara saygı; sorunları kaba kuvvete değil, ustalığa, taktiğe ve elbette irade özelliklerine dayanarak çözme biçimi.’ Putin başkanlığının ilk yıllarında böyle bir tutum takınır. Doğu’dan ve Batı’dan, tüm olası ortaklıklara yaklaşır. Onlara saygı gösterir ve tepkilerini görmek için bekler. Yani nezaket yolu, öncelikle karşındakine güven telkin etmek, gözlemlemek, onu dengesizleştirmek için dayanak alınabilecek her türlü gücü dikkatle incelemektir. Onun liberalizmi işte bu yüzden sorunlara yaklaşımının sadece bir yönünü, Batılıları yatıştırmanın ve bir hata yapmalarını bekleyerek onları alt etmenin bir yolunu oluşturur.’

Michel Eltchaninoff kimdir?
1969 Paris doğumlu Fransız felsefeci, gazeteci ve yazar. Aylık Philosophie Magazine dergisinin baş editörüdür. Eserleri arasında “Dostoïevski. Roman et philosophie” (1998), “Manuel de survie dans les dîners en ville” (Sven Ortoli ile birlikte, 2007), “Dostoïevski. Le Roman du corps” (2013), “Les nouveaux dissidents” (2016) ve “Dans la tête de Marine Le Pen (2017) yer almaktadır. “Putin’in Aklında Ne Var?” adlı kitabıyla 2015 Revue des Deux Mondes özel ödülüne layık görülmüştür.


Paylaş

İtimatGaliba en iyisi bir çırpıda söylemek. Doktorların yaptığı gibi. Ekim’den beri kanser tedavisi görüyorum ve biraz daha yolum var.

Devam
15 Mayıs 2017 Yıl : 13
Sayı : 159