VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
14 Ekim 2016 Cuma | Anasayfa > Haberler > Öğrenilen bir beceri: AŞK
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Öğrenilen bir beceri: AŞK

Sade bir dil kullanarak hayatın minik ancak kaygılarımızın devasa kısmına dair yazdıklarıyla hem düşündüren hem de umut aşılayan Alain de Botton, “Aşk Dersleri”nde sıradan ve sevilmeye delicesine arzu duyan iki insanın evlilik ilişkisini iniş çıkışlarıyla anlatıyor.

AYLA AKBUAR




Sevdiğimiz bir yazarın yeni kitabını raflarda gördüğümüzde içimizi kaplayan o tatlı heyecanı neyle kıyaslayabiliriz? Beğendiğimiz biriyle çıkılan ilk buluşmada ya da derin bir susuzluğun ardından bize uzatılan bardağı tuttuğumuz an hissettiklerimizle belki. Yeni bir Alain de Botton kitabı çıktığında ilk günden almak isterim. Bu sefer raflara gelmeden okuma ve üzerine yazma ayrıcalığına sahip oldum. Varın siz düşünün hissettiklerimi…

Alain de Botton dünyada çok sevilen ve çok satan bir yazar olmasına karşın, “pop kültürü filozofu”, “yaşam koçu” tanımlamalarıyla bazıları tarafından hor görülen biri aynı zamanda. Ya okudukları ile aydınlandığını söyleyenler var ya da hafif ve sulandırılmış kitaplar yazdığını söyleyip sevmeyenler. Henüz ikisinin arasında hissedenle karşılaşmadım. Ben, anlaşıldığı üzere, ilk gruptayım. Felsefe ile psikolojiyi harmanlayıp modern insanın gündelik sıkıntı ve kaygılarına dair yarattığı eserler farklı bir bakış açısı kazandırıyor bana göre. Türkçede ilk kitabı “Öp ve Anlat” 1995 yılında Sel Yayıncılık tarafından yayımlandı. Bu kitapta henüz yazarın hayranı olduğumu söyleyemeyeceğim. Ancak ardından gelen “Proust Yaşamımızı Nasıl Değiştirir”, yazara olan ilgimi birden farklı kıldı. “Felsefenin Tesellisi”, “Ateistler İçin Din”, “Çalışmanın Mutluluğu ve Sıkıntısı” ve “Statü Endişesi” bu ilginin katlanarak artmasına sebep oldu.

De Botton, sade bir dil kullanarak hayatın minik ancak kaygılarımızın devasa kısmına dair yazdıklarıyla hem düşündürür hem de umut aşılar. Varsın eleştireni çok olsun, sadeliği sebebiyle basit olmakla suçlansın. Okuduğumda didaktik olmadan yaşamıma dokunmasını ve kafamda yeni pencereler açmasını seviyorum.

Sevilme arzusu
Son kitabı “Aşk Dersleri” diğer tüm kitapları gibi Sel Yayıncılık’tan çıktı. Sıradan ve sevilmeye delicesine arzu duyan iki insanın evlilik ilişkisini iniş çıkışlarıyla anlatıyor. Kahramanlarımız Rabih ve Kristen üzerinden anlatılan roman, aslında romantik ilişki ve evlilik üzerine mükemmel bir anlatı olmuş. Hikâyenin arasında italik harflerle araya giren ses, bir terapist ve filozof bakış açısından yorumlar yapıyor. Öyküdeki evliliği gözlemlerken, bir yandan da kendi ilişkinizi-ilişkilerinizi sorgularken buluyorsunuz kendinizi.
Erkek kahramanımız Rabih, Beyrutlu bir baba ve Alman bir anneden doğmuş, yaşamının ilk yıllarında bulunduğu savaş ortamı güvensiz kişiliğinin temelini oluşturmuş ve annesini küçük yaşta kaybetmiş biri. Karısı Kristen ise, bir gece önce neşeyle oyunlar oynadığı babası tarafından ertesi sabah hiçbir şey söylenmeden küçük bir çocukken terk edilmiş, geride kalan annesi ile güç birliği yaparak ayakta kalmaya çalışmış bir İskoç. Gerek farklı aile yapıları gerekse çocukluklarındaki travmalar farklı “bağlanma örüntüleri” oluşturmalarına sebep olmuş. Bir “kaygılı” ile bir “kaçıngan” ilk cicim ayları geçtikten, romantizmin görüş alanını daraltan sisi dağıldıktan sonra baş başa kaldıklarında başlıyor asıl serüven. Romantik aşk hikâyelerinin ve filmlerin kahramanlarının birbirine kavuştuktan sonra ilgilenmediği bir alanı gözümüzün önüne seriyor de Botton. Gündelik meselelerin anlamsız detayları üzerine edilen kavgalardan, anlaşılma çabasından, rutinin sıkıcılığından bahsediyor. Hele ki çocuklar doğduktan sonra kendilerine ait alan kalmayışı, sorumlulukların artması, iş ve paraya dair kaygılar da eklenince bir ilişkiye ne olur? Yaşamın farklı alanlarındaki kayıpların suçu karşıdakine yüklenir. Ergenlikteki romantik beklentilerinin karşılanmayışının hayal kırıklığı da keza...

Artık evliliğe hazırlar!
Aşk objesi, öfke objesine dönüşür, üstelik kendine duyduğu öfkeyi de karşıdakine yansıtarak. Aldatma da denenir arada. Kafa karışıklığı ve suçluluk, elbette -kahramanımıza göre- yanlış davrandığı için sebep olan partnere daha da öfkelenmesine dönüşür. Daha çok Rabih açısından baktığımız Kristen’i gittikleri evlilik terapisti sayesinde daha iyi tanır ve anlarız. Tam sona yaklaşıyorlar derken, terapi sayesinde ilişkinin değişmesine tanık oluruz.

Evlilikleri yirmi yıla yaklaşırken, ikisinin de evliliğe artık hazır olduklarını görürüz. Rabih’in içsel aydınlanmasında ve tabii olgunlaşmasında işsiz kalmasının ve sonunda içine dönüp kendini-evliliğini keşfetmesinin rolü büyük. Kitabın en hüzünlü bölümü ise, çocuklar neredeyse ergenliğe geldiğinde baş başa kalmayı akıl etmeleri ve yaptıkları küçük kaçamak bölümü. Sonrasında ise hüznün kalıcı mutluluğa değil belki ama memnuniyet anlarına dönüşmesi, “Evet, umut var” diye düşündürüyor.

Hepimizin ihtiyacı olan bir konuda, sade bir dille ve sıradan bir öyküyü anlatırken aşka-evliliğe-ilişkilere dair uzun düşünmelere ve sorgulamalara sürüklüyor yazar gene bu son kitabında da.

İlişki konusu sizin için önemliyse, anlık mutluluklar için umutlu olmaya dair bu kitabı okumanızı öneririm. Yazıyı kitaptan bir alıntı ile bitirelim.

“Ülkesine hizmet etmeye ya da düşmanla savaşmaya çağrılması pek olası görünmüyor, ama sınırları belli olan kendi alanlarında her halükarda cesaret gerekiyor. Kaygıya yenilmeme cesareti, hüsrana kapılıp başkalarını incitmeme cesareti, pervasızca açtığı bariz yaralar yüzünden dünyaya karşı büyük bir öfke beslememe cesareti, delirmeme cesareti ve evlilik hayatının sıkıntılarını yaşarken olabildiğince uygun şekilde azimle direnmeyi bir biçimde becerme cesareti - hakiki cesaret budur işte; emsalsiz bir kahramanlıktır bu.”

Sonuçta, ilişki yaşamak bir cesaret işi değil midir?


Paylaş

İtimatGaliba en iyisi bir çırpıda söylemek. Doktorların yaptığı gibi. Ekim’den beri kanser tedavisi görüyorum ve biraz daha yolum var.

Devam
15 Eylül 2017 Yıl : 13
Sayfa : 163