VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
15 Mart 2013 Cuma | Anasayfa > Haberler > Okurla paslayarak yazarım
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Okurla paslayarak yazarım

Bir yazar kendini ve yazdığını nasıl anlatır? Arada bir gazeteci ya da yazar olmadan bunu bizzat yazarından dinlemek nasıl olurdu? İşte bundan hareketle VatanKitap yeni bir köşeye başladı; Kendini ve kitabını anlatıyor.

İlk konuğumuz uzun yıllar sporun pek çok dalıyla da ilgilenen ve yeni kitabı "Kün"le döndüncü kitaba imza atan Sezgin Kaymaz.



* Sinop'ta doğan, Konya'da büyüyen, Ankara'da yaşayan, üç üniversite okuyan, hiçbirini bitirmeyen, son okuduğu Hacettepe Üniversitesi İngiliz Dil Bilimi’ni son sınıfın son döneminde Türkçe dersini veremediği söylendiği için bozulup terk eden, 31 sene boyunca oyunculuk, hakemlik ve milli takım antrenörlüğü dahil olmak üzere her kademede hentbolle uğraşmış, sonraki 6,5 sene Türkiye Voleybol Federasyonu’nda İcra Kurulu Koordinatörlüğü yapmış, eşi, kızı, beş köpeği ve yedi kedisiyle birlikte yaşayan, yazmayı konuşmaktan daha çok seven, spor adamı görünümlü bir yazı adamıyım.



ÇİKOLATA YERİNE DEFTER
* Yazma sevdasına ezelden kapılmış olmalıyım. Çocukken annemin bana verdiği harçlıkla çikolata veya sakız değil, gidip gidip cillop gibi defterler alır, “bir gün kafama göre yazmak üzere” biriktirirdim. Erişkinliğimde daktilonun başına oturup “kendim için” yazmaya başladım nitekim. Üç kitap yazıp pek de beğenerek çekmeceme tıkmıştım ki, bir gün beni İletişim'den aradılar. “Uzunharmanlarda Bir Davetsiz Misafir” adlı kitabımı beğenmişler. Çok şaşırdım. Kitabı onlara ben göndermemiştim. Bir arkadaşım bana çaktırmadan götürmüş. Adım, adresim ve diğer kişisel bilgilerim olmadığı için İletişim Yayınevi uzun zaman beni aramış. Gazeteye şakayla karışık ilan bile vermişler “Yazar Aranıyor!” diye. Neden sonra inanılmaz gibi görünen, son derecede “fantastik” bir tesadüfle kitabımı bana çaktırmadan İletişim'e götüren arkadaşıma ulaşıp ondan telefonumu almışlar. Hülâsâ, ben yazar olduğumu hiçbir zaman fark etmedim. Bunu fark eden, İletişim'in editörleri Tanıl Bora ve Can Kozanoğlu idi. Bana “yazarsın” diyen onlardır.
* O gün bu gündür, “fantastik kurgu” denilen bir boyutta ikâmet etmekteyim. Durduğum yerden bakınca bana ciddi ciddi gerçek görünen şeyler, okuyanlara fantastik görünüyor. Bu bakımdan kendimi, babasının eteğini çekiştirerek uzaylı gördüğünü söyleyen ama bir türlü inandıramayan bir Hollywood filmi bebesine benzetiyorum. O bebeden iki farkım var; inandırmak kastım yok, bu birincisi. İkincisi ise, o bebenin aksine, inandıramadığım zaman paniğe kapılmıyor, bilakis bayağı eğleniyorum. Yani, ben söylüyorum; isteyen inanıyor, istemeyen inanmıyor. Bu da hoş bir çelişki bana göre.
* Yazmaya, yazar olduğumu bilmeden başlamış ve ilk üç kitap boyunca öyle devam etmiştim. “Uzunharmanlarda Bir Davetsiz Misafir”, “Geber Anne” ve “Kaptanın Teknesi” o zamanlarda, daktiloyla yazıldı ve alt kattaki komuşlarla birbirimize girip durduk. Can Kozanoğlu ve Tanıl Bora'dan “yazar” sayıldığımı öğrendikten sonra bilgisayarda yazmaya başladım. Hiçbir zaman bir yazma terbiyem, disiplinim olmadı benim. Eski Türk filmlerindeki gibi, “ilham gelirse” yazarım. Kurmam, planlamam, tasarlamam, ne yazacağımı bilmem. İçimden bir şey çıkıp kulağımdan tutar ve beni çeke çeke bilgisayarın başına götürür. 'Bilmeme' süreci ondan sonra da devam eder. Bir sonraki paragrafta ne yazacağımı bildiğim olmamıştır. Parmaklarım klavyeye değdikten sonra ben, bana gelen ilhamın işine hiç karışmam. Bazen akar gider, bazen bir bentle karşılaşıp kendiliğinden durur. O zaman beklerim; gene karışmam. “Aman bitsin - Yazayım” diye bir derdim yoktur. Kendiliğinden oluyorsa olur, olmuyorsa olmaz. Bu yüzden, yazarken hem “yazar” hem de “okur” olurum ister istemez. Çünkü bilmem; roman nereye gidecek, nasıl gelişecek, nasıl bitecek. Beni yazmaya âşık eden de onun bu karanlık, esrarengiz yüzüdür. Planlayıp yazmayı hem beceremem, hem de bana çok suni gelir. Böyle estikçe yazmanın cilvesi olarak da, bir kitap yazarken bir kitap yazdığımdan haberim olmaz ve daldan dala hoplaya hoplaya, kâh dereden, kâh tepeden döke saça yazar yürürüm. Kitabın bittiğini ancak bittiği zaman anlarım; bir okur gibi.
* Kitap bittiğinde de üzülürüm; aylar boyunca benimle düşüp kalkmış, âdetâ aileden olmuş kahramanlarla helâlleşirim ve kapatırım bittiği zaman."Bir kitap bitince onu kapat" der Konfüçyus. Üstadın sözüne itibâr ederim. Yeni sözler söylemek için eski sözlerden yüz çevirmek gerekir. Öyle yaparım. Dönüp bir kere olsun okumam.

SEN ÖYLE SAN!
* “Okur” öncelikle benim. Veya ben ne isem “okur” da o. Okutmak istediğim değil, okumak istediğim kitaptır benim kitabım. Nasıl ki okumaya değer bulmadığım bir kitabı satın almamalıysam, yazmamalıyım da. Beni diliyle, canlılığıyla, doğallığıyla sersemletmeyecek kitabı yazmam, okumam. Hâl bu olunca da yazarken kendimle nasıl paslaşıyorsam okurla da öyle paslaşır, onunla sohbet eder, şakalaşır, kimi zaman soru sorarım. “Değil mi?” derim meselâ. “Sen öyle san!” derim. “Böyledir bu işler.” derim.

* “Kün”e göre, imkânsız olan tek bir şey vardır; o da imkânsızlık... Ancak bunu kavramak için ilkin düşünmenin ve aklın devre dışı bırakılması gerekir. Çünkü insan, “çok doğru”, “çok mantıklı” ve “çok ahlâklı” düşündüğü sanrısından kurtulmadıkça, “düşünmek” denilen eylemin, tanıdığı ve tanımadığı milyonlarca insan tarafından ruhuna serpiştirilmiş milyonlarca kırık dökük bilgi ve kabulden doğduğunu, yeryüzünde düşüncesi o milyonlar tarafından istilâ edilmemiş bir tek insan bile olmadığını idrak edemez. Bunu idrak edemeyince de ona “imkânsız” diye belletilen şeyler onun indinde ilelebet “imkânsız” olarak kalır. Yalnız şunu da unutmamak gerekir; düşünceyi ve aklı devre dışı bırakabilmek için de gene düşünebilecek kadar akıllı olmak şartı vardır. İmkânsızlığın imkâna açılan kapısıdır “Kün”. Bütün sebeplerin yarattığı sonuçlardan üstün olduğuna şahitlik eder. “Ol” sözündeki hikmetin hikâyesidir.






Paylaş

İtimatGaliba en iyisi bir çırpıda söylemek. Doktorların yaptığı gibi. Ekim’den beri kanser tedavisi görüyorum ve biraz daha yolum var.

Devam
15 Ağustos 2017 Yıl : 13
Sayı : 162