VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
15 Ocak 2013 Salı | Anasayfa > Haberler > Okuyucu kraldır ve ben kralın saygısını kazanmaya çalışıyorum
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Okuyucu kraldır ve ben kralın saygısını kazanmaya çalışıyorum

Murat Menteş’in merakla beklenen yeni romanı “Ruhi Mücerret”i, editörü dışında ilk okuyanlardanım. Sizi uyarıyorum; bu romanı toplum için okumayın! Aksi takdirde tam 100 yaşındaki “antikahraman kahramanın” maceralarına yüksek sesle güldüğünüz için deli muamelesi görebilirsiniz...

Özlem Akalan
ozlemakalan@gmail.com

Edebiyat okuru da sinema izleyicisi de antikahramanları sever; sıra dışı ve defolu. Ama bu kez karşımızda, kanlı-canlı gerçek bir kahraman duruyor; Ruhi Mücerret. Aslında tam da bir antikahraman olabilecek sıra dışılıkta ve hayli defoludur Ruhi Bey. Ancak elden ne gelir; o, İstiklal Savaşı’nın hayatta kalan son gazisidir yani tek başına hem nefer hem de kumandan bir kahraman. Murat Menteş’in merakla beklenen son romanı “Ruhi Mücerret”in “kahraman antikahramanı” tam 100 yaşında. Her türlü “aksiyondan” sonra “bu kez öldüm” diyerek gözlerini açan, en büyük kafa karışıklığını mezar taşına ne yazacağı konusunda yaşayan, Azrail’in peşine düştüğünü bilen bir “antika”. Ancak kendinden 70 yaş küçük birine âşık olabilecek, lunaparkta dönmedolaba binecek, hayattaki tek dostunun ölürken kendisinden istediği üzere Masum Cici’yi bulup öldürme planları kuracak kadar da hayata bağlı. Ne var ki konuşurken “araya reklam almaya” başlayıp, iki lafından birinde Facebook’tan Nutella’dan Coca Cola’dan dem vurunca, onunla birlikte okurun da kafası hayli karışıyor. Önce, “yaşlılıktan herhalde” diyorsunuz, ardından fantastik bir kurgunun içinde olduğunuzu kavrayıveriyorsunuz. Murat Menteş, “Dublörün Dilemması” ve “Korkma Ben Varım”ın ardından, April Yayınları’ndan çıkacak “Ruhi Mücerret” ile yine okurlarını hayal kırıklığına uğratmayacak bir işe imza atmış. Romandan uzun uzadıya bahsedip sırrını açık etmek istemem. O nedenle “beklediğinize değdi” diyerek Murat Menteş ile yaptığımız röportaja geçiyorum...

Ruhi Mücerret 100 yaşında; çok yaşlı. Fakat hızlı bir maceranın başrolünde. Bu roman her şeyden önce yaşlılık ve ölüm hakkında mı, yoksa bu iki unsuru macerayı renklendirmek için mi kullandınız?
“Hepimiz öleceğiz.” Bu sözün anlamını kavrayamadığımız aşikar. Beri tarafta, yaşlılığı da reddediyoruz. Kendi bünyemizde ihtiyarlığı konumlamakta, özümsemekte zorlanıyoruz. 100 yaşında ve canlı olmak hakikaten biraz acıklı, dramatik bir durum. Bunun üstüne gitmeyi denedim. Troçki “Bir insanın başına gelebilecek en beklenmedik olay yaşlanmaktır” diyor. Bana sorarsanız, roman, ihtiyarlığın ne olduğunu öğrenebileceğimiz ideal kaynaktır. Böyle konuşmak pek şık değil belki, fakat neredeyse ben Ruhi Mücerret’i seçmedim de, o beni seçti.

Picasso, Gertrude Stein’ın bir portresini yapmış. Stein “Pablo, bu resim bana hiç benzemiyor ki?” demiş. Picasso cevap vermiş: “Zamanla sen ona benzeyeceksin.”
Yani? Siz, zamanla Ruhi Mücerret’e mi benzeyeceksiniz?

Neden olmasın? Her romanın biraz otobiyografik olduğu, yazarın kendi benlik imgesini esere yansıtmaktan kaçınamayacağı söylenir. Ben buna inanmıyorum. İnandığım şey şu: Hiç kimse, kendisiyle ilgili olmayan bir cümle kuramaz. Fakat bu nasıl bir ilgidir? İnsanlar sanırım bunu keşfetmekten uzaklar. Somurtkan komedyenlere, yeraltı romanları yazan centilmenlere dudak büküyorlar. Halbuki hangi insan kabına sığabilmiştir? Kim, göründüğü gibidir? Jung, “Bir insanı tanımak için, insanlar hakkında bildiğiniz her şeyi unutmalısınız” der. “Korkma Ben Varım”da bunu alıntılamıştım. Çünkü kıyastan başka bir şey bilmiyoruz. Ve bu da her zaman yeterli bir düşünme yolu değil. Romancıyı kahramanla kıyaslamak bana zekice bir eğilim gibi görünmüyor.

Tarz ve düşünüş itibariyle İslami çizgilerde eserler verdiğiniz söyleniyor. “Ruhi Mücerret”te beş vakit camiye giden ve son arzusu ölürken kelime-i şehadet getirmek olan “antika amcalar” dışında İslami hayatı öneren bir şey göremedim. Ya ben alt metinleri doğru okuyamadım ya da romanlarınızda zaten böyle bir kaygınız yok?
İnsanların çoğu emir almaya, vaaz dinlemeye, birtakım formülleri ele geçirmeye filan mı meraklı acaba? Ben okurun kral olduğunu düşünüyorum. Ve kralın saygısını kazanmaya çalışıyorum. Kendimi üstat yerine koyup okura çaylak muamelesi yapamam. Dolayısıyla fikirden önce üslup konusunda anlaşabilmeyi gözetiyorum. Okur benim ifade tarzımı beğenirse, hikayemi cazip bulursa, bana bu terbiyeyi kazandıran şeyleri ayrıca merak edebilir. Fakat vaaz vermek benim işim değil. Roman da bence buna elverişli bir tür değil zaten.

Roman neden vaaz vermeye elvermiyor? Hidayet romanı, propaganda romanı gibi şeyler yok mu?
Roman, hayat gibidir. Çelişkiler içerir. Kesinlikleri dışlar. Aksi takdirde canlılığını, canlandırılabilirliğini kaybeder. Mesela bir yerde “Aşk varoluşun merkezi öğesidir” dersin, 70 sayfa sonra “Aşk basit bir karışımdır” deyiverirsin. Roman, çelişkileri bünyesinde yaşatabilen özgürlükçü bir doğaya sahiptir.

Ruhi Mücerret ve Nazlı Hilal, romanınızın iki karakteri... İstiklal Marşı’na neden gönderme yaptınız?
Çünkü, Ruhi Bey İstiklal Harbi gazisi. Bir de İstiklal Marşı daima politik tartışma konusu olagelmiştir. Ben bunun biraz dışına çıkabilineceğini göstermeyi denedim. Ayrıca, marştakı Nazlı Hilal’in dokunulmazlığı işimi kolaylaştırmış olabilir.


HAYAT ŞAKA GİBİ
Kahramanınız Ruhi Mücerret’in diyaloglarını, monologlarını okurken yüksek sesle güldüm. Özel hayatınızda da esprili, eğlenceli biri misiniz?
Bana hayat komik görünüyor açıkçası. Benim ayrıca esprili olmama pek gerek kalmıyor sanki. Bir şeyin adını koyduğunuzda espri yapmış oluyorsunuz. Hayat gerçekten şaka gibi.


“Dublörün Dilemması”, “Korkma Ben Varım” ve şimdi de “Ruhi Mücerret”. Üç romanın da dili, karakterlerin yaşadığı absürd olaylar gibi birbirini çağrıştıran noktaları var. Fakat son kitabınız için “daha net” demek geliyor içimden.
Roman yolculuğunuz nereye doğru evriliyor?

Sanırım daha berrak hikayeler kurmayı öğreniyorum. Fakat açıkçası insan böyle şeyleri bilemez. Bir başkası, mesela siz ne yaptığımı anlarsanız, bana da anlatmanızdan çok memnun olurum. (Gülümsüyor.)

Roman kahramanlarınıza hep “acayip” isimler buluyorsunuz. Bunun belli bir sebebi var mı?
Biz, benlik imgesi kaymış bir toplumuz. Dikkat edin, sarsak, sığ kızların genel adı “Kezban” oldu. Ayşe, Fatma, Yahya, Süleyman gibi geleneksel isimler ile Çağatay, Tonguç, Tuğçe gibi isimler arasında sınıfsal aidiyet çağrışımı farkı var. Roman kahramanlarımı bu yüzeysel algı ve banal tasniften muaf tutmak için orijinal isimler seçmeye çalışıyorum.

“Popüler kültür alanına iş yetiştirmeye çalışmıyorum. Fakat yazdıklarım enikonu popülerleşir ve okurlar tarafından çeşitlendirilirse buna müdahale edemem” diyorsunuz ancak, özellikle son romanınızdan bahsediyorum, tam da popüler kültür meraklılarının hoşuna gidecek türden... Adıyla sanıyla tüm markalar, şarkılar, romanda yerini alıyor. Aslında popüler kültür tarzına uygun mu yazıyorsunuz yoksa bu tümüyle popüler kültürü ve tüketim toplumunu eleştiren bir roman mı?
Popüler kültür yekpare bir olgu değil. Bir sürü sulu zırtlak şey de var içinde, ilgiye değer eserler de. Vaktiyle, Charles Dickens da popülerdi. Sanırım asıl mesele, çağımıza aptallığın ve köleliğin damgasını vurmasına göz yumup yummamakla ilgili. Ben tutarlıkta iddialı bir yazar değilim. Yani tıpkı eski savaşçılar gibi. Onlar, kılıçla savaşırken, birbirlerin içok yakından görüyorlardı. Biri diğerinin bıyığını ve yeleğini beğeniyor, öteki berikinin bir jestinden ve haykırışından hoşlanabiliyordu. Sonra biri ölüyor ve sağ kalan, düşmanında beğendiği şeyi alıp kullanıyor. Hayatı biraz böyle görüyorum ben. Tüketim toplumunu eleştiriyorum, doğru. Çünkü zekanın parladığı yerde vicdan iflas ediyor; duygusallığa kesif bir budalalık eşlik ediyor.

Ruhi Mücerret’i okurlar sevecek mi sizce? Romanla veya kahramanla ilgili bir beklentiniz var mı?Beklenti, soylu bir duygu değil. Romanda, Ruhi Mücerret “Beni sevmekte zorlanmayacaksınız sevgili okur, çünkü sizden önce öleceğim” diyor. Ben de diyorum ki, Ruhi Mücerret’in her dediğine inanmayın.

Roman kahramanları da ölür mü gerçekten?
Anna Karenina, hepimizden daha canlı. Dahası, roman kahramanları daima yazardan uzun yaşar.
Ruhi Mücerret, sizden uzun yaşayacak mı dersiniz?
Bunun için elimden geleni yaptım. (Gülümsüyor.)

Paylaş