VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
14 Haziran 2015 Pazar | Anasayfa > Haberler > Olağanüstü kötü arkadaş
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Olağanüstü kötü arkadaş

Napoli’nin fakir bir semtinde, altı yaşındayken tanışan iki kızın çocukluktan ergenliğe uzanan hikâyesini konu alıyor “Benim Olağanüstü Akıllı Arkadaşım”. Şiddetin her türlüsünün sıradan sayıldığı 50’lerin İtalya’sında geçen roman, bir dörtlemenin ilk kitabı.

ÖZLEM AKALAN


Elena Ferrante, çağdaş İtalyan edebiyatının en tanınan ama bir o kadar da tanınmayan yazarı. Çünkü 1992 yılında yayınlanan “Belalı Aşk” romanıyla edebiyat dünyasına giriş yapan yazar, o günden bugüne gerçek kimliğini açık etmeden Elena Ferrante müstear ismiyle yazmayı sürdürüyor. “Belalı Aşk” ve “Sen Gittin Gideli” romanları daha önce Türkçeye çevrilen ve Literatür tarafından yayınlananFerrante, bu kez bir dörtleme ile Türk okurlarını selamlıyor: Napoli Romanları.

Kendisi de 1943 Napoli doğumlu olan ya da en azından öyle olduğu söylenen yazar, 1950’lerde henüz altı yaşında olan iki kız arkadaş Elena ve Lila’yı o günlerden alıp günümüze taşıyor.
Napoli Romanları‘nın ilki olan “Benim Olağanüstü Akıllı Arkadaşım”, Elena’nın Lila’nın oğluRino’danaldığı bir telefonla başlıyor. Rino telefonda yarı ağlamaklı yarı bezgin bir halde Elena’ya dert yanmaktadır: Annem kayıp!

Lila iki haftadır ortada yoktur. Hem de bu öyle böyle bir kayboluş değildir bu; gardıroptan tüm eşyalarını almıştır Lila; fotoğraflardan kendi yüzünü tek tek kesmiş, sakladığı her türlü belgeyi, faturayı, telefon rehberini ortadan kaldırmıştır. Sanki hiç var olmamış, bir daha hiç geri dönmeyecekmiş gibi. Rino şaşkındır ama altı yaşından beri arkadaşı olan Elena bunun er ya da geç bir gün gerçekleşeceğindir emindir. “En azından otuz yıldan beri bana iz bırakmadan ortadan kaybolmayı arzu ettiğini söyler ve ben onun ne demek istediğiniçok iyi bilirim.” diyor Elena; “Hiçbir zaman herhangi bir kaçış, kimlik değişimi, başka bir yerde yeni bir yaşam kurma hayali peşinde olmadı. İntiharı asla düşünmedi, çünkü Rino’nun onun bedeniyle ilgilenmek zorunda kalması düşüncesi onu çok rahatsız ederdi. Onun amacıbaşkaydı: uçup gitmek, her bir hücresini ortadan kaldırmak, geride onunla ilgili hiçbir şey bırakmamak istiyordu. Onu çok da iyi tanıdığımdan ya da en azından tanıdığımı sandığımdan, bu sefer geride tek bir saç teli bile bırakmadan yok olmanın yolunu bulmuş olduğunu tahmin ediyorum.”

Bu noktadan sonra Elena çocukluğuna, 1950’lerin Napoli’sine dönüş yapıyor. Kentin varoşlarında yaşayan, belediyede hademelik yapan Bay Greco’nun en büyük çocuğudur romanın kahramanı ve anlatıcısı Elena. Lila ise, kunduracı Bay Cerullo’nun kızıdır. Asıl adı Raffaella’dır ama herkes onu Lina diye çağırır. Elena içinse o, ilk tanıştıkları günden itibaren Lila’dır.
Zorlukla geçimlerini sağlayan bu ailelerin çocukları, ilkokula başladıklarında tanışırlar; “Lila çok kötü yürekli bir kız olduğundan beni hemen etkiledi” diyor Elena, dostunu anlatırken. “Çocukken hepimiz biraz kötüydük ama Lila daima kötüydü“ diye de ekliyor.

Hep başına buyruk, kendi fikirleri olan, akıllı, cesur, kararlı mı kararlı bir kızdır o. Daha küçücük bir çocukken okuduğu ilk ve tek kitap olan “Küçük Kadınlar”dan etkilenerek yazar olmaya karar verir. Bunun sebebi aslında edebiyata duyduğu aşktan çok, zengin olma isteğidir. Ama yalnız yapmak istemez bunu; romanı Elena ile birlikte yazıp, birlikte zengin olmanın hayalini kurar. Uyumlu bir çocuk olan Elena, tüm kötü fikirlerinibenimsediği arkadaşının bu parlak fikrini de gönülden benimser.

Elena akıllı ve çok çalışkan bir çocuktur, Lila ise zeki, parlak ve yaramaz olmasına rağmen herkesten daha başarılıdır.Okuyup yazmayı kendi kendine ve tüm sınıf arkadaşlarından önce sökmüştür. Dört işlemde zehir gibidir.

Çete savaşlarında ise, sakin ve güçlüdür.
İlkokul biter ve bu fakir mahalledeki fakir çocuklar için hayata atılma vakti gelir. Erkek çocukları bile okutmayı gereksiz bulan aile büyükleri, kızları ortaokula göndermeyi akıllarına bile getirmez. Ama Oliviero öğretmenin ısrarı ile Elenaortaokula başlar. Lila ise kütüphaneden aldığı kitapları okuyarak Elena’yı sollar.

Latinceyi bile sökmüştür artık; en zor cümleleri kolaylıkla tercüme eder. Kompozisyon yazarken de, matematik problemlerini çözerken de Elena hep kafasının içinde hep Lila ile yarış eder. Okulda ve hayatta her ne kadar başarılı olursa olsun, Elena hep Lila’nın her zaman bir adım arkasındadır. Ta ki ergenliğekadar. Elena’nın artık göğüsleri belirginleşmiş, ayda bir “Marki ziyarete gelmeye başlamıştır.” Lila’da ise gözle görülür bir değişim yoktur henüz. Babasının kundura atölyesinde çizdiği sıradışı ayakkabı tasarımlarını hayata geçirmek için ağabeyi Rino ile gizli bir ittifak kurmuştur. Babasından gizli, onları zengin edeceğine inandığı tasarımlar yapma hayali kurarlar.Elbette yıllar geçer, ortaokul biter ve liseye başlama zamanı gelir. Lila bu arada serpilmiş, güzelleşmiştir.

Kendine hiç bakmasa bile tüm gözler üzerindedir. Tıpkı Latinceyi tek başına öğrendiği gibi dönemin tüm moda danslarını öğrenmiş, dans partilerinin gözdesi olmuştur. Aynı yıllar Elena için hayallerin ötesinde bir dönemdir. Çünkü kendisi de dahil, ortaokuldan sonra bir okul daha okunabildiğini duyan yoktur çevresinde! Yine Oliviero öğretmenin baskısı işe yarar, Greco ailesi istemeye istemeye Elena’yı Gimnazyum’a gönderir.

SAMİMİ, DOKUNAKLI

İşte o zaman işler de değişmeye başlar. Kendi mahallesinin fakirliği ama ondan da önemlisi arkadaşlarının cehaleti Elena’nın yüzüne bir tokat gibi iner. Hayatı boyunca yarıştığı arkadaşının yeni bir hayata adım atma hazırlıkları ise onu iyice sarsar. Lila, onun ayakkabı tasarımlarına ve babasının kunduracısına yatırım yapan Stefano ile evlenme kararı almıştır... Ferrante’nin iki kadının hayatını anlattığı dörtlemenin bu ilk kitabı “Benim Olağanüstü Akıllı Arkadaşım”, her ne kadar anlatıcısı ve kahramanı Elena olsa da, adından da anlaşılacağı üzere, hikâyenin merkezine Lila’yı koyuyor. Yazar, tüm başarısına rağmen biraz ezik bir ses tonuyla Lila’ya öykünürken samimiyeti bir an olsun elden bırakmıyor. Zaten seriyi ayrıcalıklı kılan da bu dokunaklı samimiyet.

Şiddetin her türlüsünün yaşandığı bir dönemde, her fırsatta “Şehrin geri kalanı böyle ışıklı ve güler yüzlüyken bizim mahallemizin bu kadar gerilim ve şiddet yüklü olması mümkün müydü?” diye soruyor yazar. Bir dönem romanı olarak düşünüldüğünde her şeyi yerli yerine oturtan yazar, biyografi olarak da sürükleyici bir kurgu yaratmış. Romanın “pat” diye bitivermesi de serinin kalan kitaplarını bir an önce okuma isteğinizi pekiştiriyor.

Paylaş