VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
10 Ekim 2011 Pazartesi | Anasayfa > Haberler > Öldürmeden önce düşünme düşünürsen işler karışır!
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Öldürmeden önce düşünme düşünürsen işler karışır!

Hakan Yel’in politik-gerilim tarzındaki yeni romanı “8ekiz Numaralı Vurucu”, terörü sonlandırmak için hayata geçirilen “üstün asker tasarısı”nı ve terörün ardındaki gizi güçlerle ittifakları tüm çıplaklığıyla aktarıyor.

Özlem Akalan

Adam öldürmeyi, beslenmek ya da nefes almak kadar basite indirgeyen bir savaşçının hikayesini anlatıyor Hakan Yel, ‘8ekiz Numaralı Vurucu’ romanında. Kitaba adını veren Sekiz Numaralı Vurucu, özel yetiştirilmiş hatta ‘tasarlanmış’ bir savaşcı. Her türlü arazide ve hava şartlarında, kendisinden istenilen hedefi imha edebilecek güce sahip. Günlerce hedefe kilitlenip avını takip edebiliyor.
Roman kahramanı, elbette yalnız değil hikayesinde. Milletvekilleri, emekli generaller, üst düzey askerler, gizli haber alma servisi görevlileri, Kürt militanlar, diğer özel savaşçılar ve onları yetiştiren Sistem Güvenlik Teknolojileri Şirketi.
Erdem Ulusu’nun başkanlığını yaptığı bu şirket, yıllar süren çok kapsamlı bir programla askeri alanlarda kullanılmak üzere ‘vurucu’ bir ekip yetiştirir. Doktordan psikoloğa, askeri eğitmene kadar pek çok uzman, bu savaşçıların özel eğitimini üstlenir. Vurucular, Trabzon’da bir dinlenme tesisinde neredeyse tecrit edilmiş bir hayat sürerler. En büyük ortak özellikleriyse, kimsesiz olmalarıdır. Çocuk yaşta şirket tarafından tüm masrafları üstlenilen vurucular, kendilerinden istenildiğinde, öldürmeye hazır birer robot gibidirler.
Sistem Güvenlik Teknolojileri Şirketi’nin amacı, bu ölüm makinelerini devlete kiralamaktır. Sadece ülkenin terörle anılan Doğu bölgelerinde değil, yurtdışındaki operasyonlarda da kullanılmak üzere yetiştirilen vurucuların mükemmeliyetini kanıtlamak için düzenlenen ‘gösteri’ amaçlı terörist avı, devletin güvenlik birimlerini iknaya yetmez. Ancak tam bu sırada meydana gelen bir olay, devletin vuruculara istemeyerek de olsa güvenmesini sağlar. Terör örgütünün arşivi, bir uçak kazasında kaybolmuştur. Vurucular arşive teröristlerden, istihbarat servislerinden ve devlet güçlerinden önce ulaşmak zorundadır...
HER ŞEY PARA İÇİN
İşlerin hangi noktada karıştığını, hatta çığrından çıktığını; kimin neyi, niçin yaptığını; çıkarların karşıt güçler için ne denli ortak ve aynı safta görünenler içinse ne denli zıt olduğunu buluyoruz kitapta. Roman boyunca ‘biri’nin düzeltmeye çalıştığını ‘ötekinin’ bozması, terörün neden bir türlü son bulmadığını ve kapalı kapılar ardında ne dolaplar döndüğünü gözler önüne seriyor. Zaten roman kahramanlarından Erdem Ulusu’nun mantığı, neden pek çok sorunun çözülemediğini araştırıyor: “Onun için insanların birbirini acımasızca öldürmesi önemli değildi. Barışa da hayatı boyunca inanmamıştı. Barış yoktu, sadece savaşa ara verilen zamanlar vardı ki bunlarda da yine savaşa hazırlanılıırdı. İnsanlık var olduğundan beri toplumlar birbirleriyle savaşır, öldürürdü. Bu doğal gerçek için oturup üzülecek hali yoktu. Tasarı öyle ya da böyle Savunma Komisyonu’ndan geçmeli bu yatırımın müşterisi olarak bakanlığı kayıtlara alabilmeliydi. Konuyu çözülmesi gereken ticari bir sorun olarak ele alıyordu. Neticede bir talep vardı ortada ve şirket de bu talebe bir arz yaratıyordu. Devlet bu projeyi satın aldığında milyonlarca dolar tasarruf edebilecekti.”
Romanda, sadece vurucuların ve çıkar odaklarının değil teröristlerin de psikolojilerine, anlık ve planlı tepkilerine yakından tanık oluyoruz. “Öldürmeden önce düşünme, düşünürsen işler karışır!” diyen askeri eğitimi, savaşta duygulara asla yer olmadığı söyleniyor okura. 495 sayfa boyunca hikaye bize bir film kurgusuyla sunuluyor; detaylı anlatım her duyguyu yaşamamıza, her ana tanıklık etmemize olanak sağlıyor. İstanbul, Ankara, Diyarbakır, Trabzon, Mersin ve Mardin’de geçen olay örgüsü sırasında hayatın bambaşka noktalarında duran insanların yollarının nasıl kesiştiğine heyecanla şahit oluyorsunuz. Romanda kendinizi pek çok kişinin yerine koyup onların yerinde olsanız ne yapardınız diye düşünmekten de kendinizi alıkoyamıyorsunuz. En önemlisi de romanı okuduktan sonra sıradan bir devlet dairesinin önünden “Acaba dört kat aşağıda neler oluyor?” demeden geçemiyorsunuz!

Mistik mi genetik mi?

Hakan Yel, ‘Sultana Dokunmak’ (2005), ‘Lokanta’ (2006), ‘Her Şeyimi Satarım Ruhumu Asla’ (2007) ve ‘Rüzgar Ekenler’ (2008)’in ardından politik-gerilim türü bir romanla daha okurlarının karşısında. Sistemle, şiddetle ve gizli güçlerle meselesi olan Yel’in romanlarında her zaman mistik öğeler de yer buluyor. Cinayetleri önceden tahmin edebilen bir kadından insanların yüzüne dahi bakmaya çekindiği bir ermişe, fantastik karakterlere yer veren yazar, bu kez hem mistik hem de farklı genetik kodlara sahip bir kahraman yaratmış. İnsanların enerjilerini hisseden, kokularını av köpeği gibi takip edebilen Sekiz Numaralı Vurucu, gördüğü mistik rüyaların da anlamlarını çözmek için çabalıyor ve bir genetik deneyin de parçası olduğunu hikayenin sonunda öğreniyor.

Paylaş

Bir VatanKitap’ın perde arkasıBu ay üç özel röportajla çıkıyoruz okur karşısına. Bunlardan ilki Türk tiyatro tarihine sahneleye çıkan ilk kadın oyuncu Afife Jale'nin yaşamını romanlaştıran Osman Balcıgil'le bu büyük değer üzerine Ece Erol'un yaptığı şöyleşi oldu. Diğer bir özel röportajımızı Cemre Nur Meleke, Aslı Perker'le yeni romanı Flamingolar Pembedir üzerine gerçekleştirdi. Sinemaya da uyarlanan Kocan Kadar Konuş kitabıyla büyük çıkış yakalayan Şebnem Burcuoğlu ise özlenen sıcak mahalle özlemimizi, Cemal Süreya'ya gönderme yaparak Cemal ve Süreyya aşkı üzerinden giderdiği yeni romanı Süreya Kuaför Salonunu anlattı.

Devam