VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
10 Nisan 2011 Pazar | Anasayfa > Haberler > Ölsen kahramansın, yaşasan kendine yabancı!
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Ölsen kahramansın, yaşasan kendine yabancı!

Bugünlerde kitapçıların raflarında iki akraba eser duruyor. Altmış yıl önce Kore’de savaşan iki ulusu anlatan kitaplardan biri Türkler’in, diğeri Çinliler’in bakışıyla anlatılıyor. Biri kurgu diğeri gerçek olan bu iki kitabın bir ortak özelliği daha var: Başka bir ülkede farklı idealler için savaşmanın tuhaflığı...

Ömer Özgüner

“Savaş Artığı” kitabının yazarı Ha Jin, ülkesini seksenlerin ortasında terk ederek Çin’den Amerika’ya göç eder. Subay babasının izini sürerek Kızıl Ordu’ya erken yaşlarda atılır. Sonra da edebiyat aşkına, ordudan ayrılıp İngilizce üzerine doktora yapar
Bu sıradan CV eğer kitap boyunca bizi takip etmesiydi, giriş cümlesi olmayı hak etmezdi. Ama Komünist Çin için Kore’ye giderek savaşa katılan roman karakteri Feng Yan da İngilizce bilen ve macerası Amerika’da noktalanan bir anti kahraman. Hatta, iyi bir kadın ve çocuklarla dolu bir evden başka bir şey istemeyecek kadar sıradan biri. Malum, savaş Kore topraklarında ve her milletten asker bir nedenle bu savaşa dahil. Feng Yan sıradan ama kafası inanılmaz karışık biri. Olayların gelişimine bağlı bir bilinci var.

Memleketinde bıraktığı ve dönmek için tek kutsal değer biçtiği annesi ve nişanlısından başka bir düşüncesi yok. Savaşa neden olduğunu bilmeden Komünistlerle katılmış. Üç yıllık Mao döneminden hoşnut. Ama yine de komünist değil. Hatta onlara kızıyor. Ama esirliği döneminde kendinden beklenmeyen (kendinin de beklemediği) cesur adımlar atıyor. İngilizce bilmesinin avantajını kullanan Yang, bir yandan da esareti süresince Çin iç savaşından mağlubiyetle çıkan millliyetçilerle uğraşıyor. Milliyetçi Çin yanlıları bütün esirlerin Tayvan’a gitmesini istiyor. Bunu başlarda redddeden Yang’ın vücuduna Fuck Communism dövmesini zorla yaptıranlar da aynı milliyetçiler... Yang entersan bir şekilde bir türlü okurun istediği “tutarlılığı” yakalayamıyor.
ISLAK, SARI, YABANCI...
Uzun süre Amerikalılar’a Kuzey Koreliler’le birlikte direniyor. Korksa da bu direnişte parti tarafından takdir ediliyor. Öte yandan kendilerini kullandıklarını düşündüğü komünistlere, partiye bir dönem tavır alıyor. Kendisine kızgın demirle dövme yapan millliyetçilerin safına geçiyor. Bazen elinde İncil dolaşıyor. Çelişki gibi görünen bu tutarsızlıklar onu daha da sağlam bir kurgu karakteri haline getiriyor. “Savaş Artığı”nı okurken cümlelerin yalınlığından bir günlük okuduğunuz hissine kapılyorsunuz. Edebi olarak gerçekliğin bu kadar yalın anlatımından bir üslup beklemiyorsunuz, çok fazla da yok zaten. Bu, yazarın belagat yetersizliğinden değil. Öyle olsa tüm yalınlığına rağmen şu cümleler içinize işlemezdi: Haberler sanki başka bir gezegenden geliyormuşçasına uzaktı. Aynı anda o kadar yakındı ki, göğsümü sıkıştırıyor, kalbimi hızlandırıyor, başının zonklamasına neden oluyordu. Chaolin’in de benim de yanaklarımdan gözyaşları süzülüyordu. Hava o kadar yüklüydü ki hiç kimse ses çıkarmadı uzun süre. Sessizce bıraktık gözyaşlarımızı; ıslak, sarı, yabancı toprağa aksın...
İşte o ıslak, sarı ve tabancı topraklarda gözyaşı döken Türkler’in de olduğunu Cem Fakir’in “Şimal Yıldızı”ndan (NTV Yayınları) birinci ağızdan duyuyoruz. Cem Fakir’in belgesel olarak da yayımlanan kitabında Topçu er Mehmet Gürsoy, kötü giden bir çatışma sonrasını anlatırken “Üsteğmen arabanın içindeydi. ‘Yürüyün arkadaşlar’ dedi gittik yani. Fakat inanır mısın hep ağlıyoruz, ağlamayan yok. Sebep şu; Türklüğü mahvettik, harbi kaybettik, komutanımız nerede? Hepimiz ağlıyoruz” diyor. Ha Jin’in romanında da esir alınan Türkler, “Kimi uzun kimi çok kısa boyluydu, yüzlerinde bitkinlik ifadesi vardı”, diye anılıyor. Feng Yan’ın hikayesi savaştan çok, savaşın başka bir yüzünü anlatıyor; esirliği... Yakalandığı günden Çin’e dönüşüne kadar geçen süre, savaşın yarattığı başka bir dünyayı ve oradan sağ salim dönenlerin nasıl artığa dönüştüğünü anlatıyor PEN ödüllü Ha Jin. O dünyada adları sıkça geçen Komünist lider komiser Pei, milliyetçilerin acımasız komünist düşmanı Wang Yong, Ming, Shanmin ve Chaolin’in de paylaştıkları kader aynı: Savaş sonrası günlük hayatın zorlukları, uyumsuzluk ve aradan sıyrılan birkaç kişi. Cem Fakir’in de kitabında anlattığı adı Türk olan ve bir zaman birbirlerini öldürmeye kurgulanmışların kaderi...
363 sayfalık romanın sonunda yazar, bu kurmaca bir eserdir ve tüm karakterler kurgusaldır, bununla birlikte olayların ve ayrıntıların çoğu gerçektir diyerek, atıflarına duyduğu minneti uzun bir referans kitap listesiyle sunuyor. Gerçekle kurgunun harmanlandığı “Savaş Artığı” bugün Afganistan, Irak, Libya gibi ülkelerde yine farklı nedenlerle savaşan uluslara da bir ders niteliğinde. O dersin hiç alınmayacağı o kadar belliyken!
“Savaş Artığı”, uğruna savaştığı ideolojiye, kutsallığa ve değerlere muazzam derecede uzaklaşan ama içine itildiği savaşa bir o kadar teslim bir esirin hikayesi. Aynı zamanda ölse kahraman olacakken, hayatta kalıp bu “bizim hikayemiz” diyemeyeceği kadar yabancılaştığı manasızlığı her satırında hissettiren bir kitap...
Aldıklarım
İsim, Şehir, Hayvan / Yılmaz Özdil (Doğan Kitap)
Savaş Artığı / Ha Jin (Ayrıntı)
Şimal Yıldızı, Son Kore Gazileri / Cem Fakir (NTV Yayınları)
Üçüncü Polis / Flann O’Brien (Everest Yayınları)
Şarkını Söylediğin Zaman / İnci Aral (Kırmızı Kedi)

Okuduklarım
İsim, Şehir, Hayvan / Yılmaz Özdil (Doğan Kitap)
Savaş Artığı / Ha Jin (Ayrıntı)
Şimal Yıldızı, Son Kore Gazileri / Cem Fakir (NTV Yayınları)

Paylaş