VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
04 Kasım 2010 Perşembe | Anasayfa > Haberler > Ölüler hayata dönerken
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Ölüler hayata dönerken

İş Kültür’e hakkını tez elden teslim etmek lazım. Hacminden ötürü kolay kolay kimsenin girmeyeceği bir işe girmişler. 3 ciltlik, 2500 sayfalık bu kitap, sıkı durun, bir biyografi.

Hamdi Koç

Sonbaharın karşılığı, benim sözlüğümde, kitap üçayları’dır. O sene piyasaya baba bir kitap çıkacaksa muhtemelen sonbaharda çıkacaktır. Yaz aylarını, yazla ilgili hiçbir şeyi sevmeyen bir adam olarak sonbaharın gelişi benim için o açıdan da bir sabırsızlık sebebidir; kim ne yapacak, merak ederim. Takvime konmuş kitaplar takvime uyacaklar mı, bilhassa merak ederim. Bana neyse. Gerçi artık yayıncılarımız daha sistemli çalışıyorlar (yani ne bulurlarsa basıyorlar, demek istiyorum), kitaplar yetişiyor, okulların açılışına ve kitap fuarına hazır oluyor.

Senenin ilk kitap dalgası, bu aylarda raflara yayılıyor. Benim için iyi bir zaman. Sıcaktan ve bronz bakışlardan kurtulmuş, serin tanıdık kahverengi havayı solumaya başlamış, en sevdiğim şey olan dükkan gezmesi için aylar sonra güçlü taze sebepler bulmuş oluyorum. Kitapçı dükkanlarında raflar, masa üstleri, kasa yanları kitap devrettikçe içimdeki iyi-duygu mekanizmalarının da işlemeye başladığını hissediyorum.

Bu sene kitap mevsimi geçen birçok seneden daha iyi başladı. Bunu uzak zamanlardan ve uzak diyarlardan çok da merak edilmeyen havadisler veren yorgun muhabir tonuyla söylüyor olabilirim. Ama elimde cidden o kadar uzağımızda kalmış bir dünyaya ait bir kitap var ve şimdiye kadar neredeydi, niye haberimiz yoktu diye düşünmeye başlayınca cevapsızlıktan yorgun düşüyorum.

Bu kitap, ilk önce, büyük bir yayıncılık olayı. İş Kültür’e hakkını tez elden teslim etmek lazım. Hacminden ötürü kolay kolay kimsenin girmeyeceği bir işe girmişler. Şaka değil, 3 ciltlik, toplam 2500 sayfalık koskoca bir kitabı basmak, kutulamak, hem de alıcısının olup olmayacağı gayet şüpheli bir piyasada. Vazife, hizmet, vizyon gibi eski tarz duyguların hala canlı olduğunu görmek insanın hoşuna gidiyor.
Gelelim kitaba. 3 ciltlik, 2500 sayfalık bu kitap, sıkı durun, bir biyografi. Yazarı edebiyatımızın dev isimlerinden Mithat Cemal Kuntay. Kuntay’ı “Üç İstanbul” adlı romanı ve biraz da Mehmet Akif biyografisiyle tanıyoruz. Adı anılınca Cemal Kutay’dan bahsediliyor sanan çok insan da tanıyoruzdur, ayrı konu. Romanı yazarın kendisinden daha popüler. “Ha, o mu?” deniyor, o zaman. Evet, o. 980 başlarında romanı TRT’ye dizi yapılınca hatırladığımız, sonra yine unutulmaya bıraktığımız yazar. Bizde, bilirsiniz, adettir, yazarlar yazdıklarının kalitesinden önce, yürürlükteki politika filtresinden nasıl geçtikleriyle değerlendirilirler. Kuntay o filtreye takılanlardan, besbelli. Belki de sadece doğru arkadaşlıklar kuramadığı için. Bilmiyorum. Onun hayatını kimse yazmadı. Ama zaman iyiden yana. Kuntay bugün sözünü etmeye çalıştığım bu kitabıyla, “Namık Kemal” biyografisiyle ölümsüz bir yazar olduğunu, bir edebiyat devi olduğunu bir kez daha ve eminim bu kez nihai olarak hatırlatıyor.

Biyografi edebiyatımızın yoksulluğundan daha önce de yakınmıştım. Bizde ölen öldüğüyle kalır. Kim olursa olsun. Arkasından üzülür, ağlarız, elbette vicdansız değiliz. Ama onun için ya da onun hakkında birşey yapmak, bunu onun hatırına değilse bile gelecek kuşaklar adına yapmak, içimizde uyanma eğilimi gösteren bir düşünce değildir. O refleksimiz yok. Anıya sahip çıkmak, mirasa sahip çıkmak, hatta tarihe sahip çıkmak, kalanları geleceğe taşımak ve yarını zenginleştirmek de dolayısıyla mümkün ya da kolay olmuyor. Burada milletçe ciddi bir kusurumuz var, bunu çözmek zorundayız. Bu kendimize saygı duymakla ilgili birşey. Öyle “Vatan Şairi Namık Kemal” diye atıp tutmakla olmuyor: Namık Kemal’e değer veriyorsanız, oturup bütün hayatını gün gün, saat saat, mektup mektup, ahbap ahbap, torun torun eşeleyeceksiniz. Yoksa Namık Kemal’i sadece kullanıyor olursunuz. Ya da öyle eşelemiş istisnai bir adama hürmet edeceksiniz. Mithat Cemal Kuntay’a.

KİTAP İÇİN 5 YIL ÇALIŞMIŞ
Kuntay, eğer geçmişimizde gizli, koleksiyonerlerin raflarında saklı kalmış başka büyük eser yoksa, tarihimizin en kapsamlı tek biyografisini yazmış. Bir kere, bir vesikalar kitabı... Her şey belgeli, belgeler de ihtiyaç duyulduğunda Osmanlıca orijinalleriyle ayrıca verilmiş. Şairin notları, mektupları, ona yazılan mektuplar, oğlunun notları, sayısız fotoğraf, resmi belge kopyası, yüzlerce dipnot, katlanır (fold-out) sayfalarda Abdülaziz’in ve Abdülhamid’in şair hakkındaki fermanları... Kaynak, demek ki istenince bulunabiliyormuş. Kullanılan kaynaklar öylece cömertçe aktarılmış ki kısa süre sonra Namık Kemal’in kişisel hayatıyla birlikte Osmanlı’nın politik hayatı da ansiklopedik bir zenginlik içinde büyümeye başlıyor. Doğru, bir yerden sonra kitap artık biyografi olmaktan çıkıyor. Ama Namık Kemal’in kendisi de zaten hayatını kendi hayatı gibi yaşamayı bilmeyen, bütün memleketin her anını hayatına sığdırmaya çalışan insanüstü enerjiyle dolu bir adam. Herhalde o kadar kısa bir ömre (sadece 48 sene yaşadı) tarihin o kadar geniş bir dilimini sığdırmış ve her önemli anının bizzat parçası olmuş başka biri yoktur.
Kuntay bu kitap üzerinde beş yıl çalışmış. İlk cildi 1944’te, ikinci cildi iki kısım halinde 1949 ve 1956’da yayınlamış. Profesyonel bir yazar değil; esasen hukukçu. O yıllarda bir yandan Beyoğlu 4. Noteri olarak asli işini yürütüyor. Ama işte, insanın içinde edebiyat tutkusu olunca, demek ki altmış yaşın yorgunluğuna, takdir edilmemenin hüznüne, gündelik hayatın engellerine aldırmadan mucizeler yaratılabiliyor. Bu eserin, görünce neyi kastettiğimi ve abartmadığımı anlayacaksınız, mucizevi bir çalışma olduğunu rahatlıkla ve gururla söyleyebilirim. Üstelik bunu büyük bir Namık Kemal hayranı olarak söylüyor da değilim, sadece bir edebiyatsever olarak söylüyorum.

Sahafların uzun yıllardır nadir kitap olarak sınıfladıkları ve ele geçirince rafa koymadan özel müşterilerine ayırdıkları bu biyografi şimdi yeniden kitapçı raflarında. Fiyatı az değil, 125 TL, ama sanıyorum konulabilecek en düşük fiyattır. Yayınevlerine fiyat politikaları için çok kızan ben burada susmam gerektiğini hissediyorum. Artık böldürür müyüz, ne yaparız, bir an önce gidip bu kitabı almamız ve kitaplığın şanlı bir köşesine koymamız lazım. Üç beş sona sonra, yine sahafların sevdiği kitaplardan olabilir çünkü. Söylemiş olayım. Hayırlısıyla bir alalım, sonra nasılsa okuruz yaz gelmeden.

Paylaş